Bir modern zaman eleştirisi

Bir modern zaman eleştirisi

“15 günlük kurslara katılıp kendini guru ilan eden kişisel gelişimcilere eleştiri niteliğinde” dediği yeni kitabı Ben De Seni Sevmiyorum ile okurun karşısına çıkan Oben Budak, eleştiri oklarını alıyor eline ve ilişkilerin dolambaçlı doğasına dalıyor.

Röportaj: Gülru İncu

Aşk, Shakespeare’in sonelerine ilham verdiği çağdan bu yana insanlar için aynı önemini taşıyor mu yoksa modernizmin ruhuna ayak uydurayım derken tıpkı Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi dönüşüp kabuk mu değiştirdi? Aşka bakış açımızı belirleyen unsurlar, psikolojimizden ya da pop kültürünü etkileyen trendi eğilimlerden ne kadar etkileniyor? Teknoloji çağıyla beraber modernleşen ilişkiler yozluğun kör tuzaklarına mı düşüyor? Oben Budak, modern zaman ilişkilerinin eleştirisini yaptığı yeni kitabı Ben De Seni Sevmiyorum’da ilişkilerin dinamiğini, ilişkilerimizin iç dünyamızı nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Kitabın kapağında “Modern sanatın en önemli isimlerinden biri. Hayranı olduğum sanatçının kapağımı yapması benim için çok özel” dediği Emre Yusufi’nin imzası var. Defne’nin gözünden aşkı tanımlamaya çalışırken gülebilir, kızabilir, hayal kırıklığına uğrayabilir belki biraz da hüzünlenebilirsiniz ama şunu da keşfedeceğiniz kesin: Oben Budak’ın dediği gibi “Sen ancak sen olursan hayat güzel."



Kitabınızın ana fikri ne? Okurun dikkatini nelere çekmek istediniz?

Kadın-erkek, erkek-erkek hiç fark etmeksizin ilişkilerde nasıl kandırıldığımızı yazdım. Aşkın form değiştirdiği bir ilişkide, artık neredeyse sadece çıkarları doğrultusunda birleşen yeni nesli anlattım. Bir tür kişisel gelişim kitabı da denebilir. Bilirsiniz beni; pozitifimdir, hikayelerimle birilerinin hayatını pozitif etkileyebileceksem ki bana öyle geliyor, ne mutlu. Hayatına giren erkekler yüzünden kişisel gelişime sarıp kafayı yiyen bir kadının hikayesini anlatıyorum. Modern zaman ilişkilerine dair bir eleştiri var. Orta yaşlı bir kadınsan genç bir erkekle beraber olsan laf ederler ama yaşından büyük birileri de sıkıntı verebilir sonuçta.

Ana karakteri oluştururken nelerden ilham aldınız?
Kahramanımın adı Defne. Defne Avrupa vatandaşı bir sevgili bulup bu ülkeden kurtulmak istiyor. Kendi depresyonuna bir de ülke dertleri eklenince iyice şişiyor. Özellikle Yunan erkeklerine hasta ve Yunanistan’a yerleşmek istiyor. Yarı zamanlı olarak bir dönem Atina’da yaşadığım için İstanbul-Atina arasında geçen bir kitap yazmak istedim.

Gerçek aşkı ararken kendini de kaybeden Defne’nin yaşadığı paradoksu nasıl tanımlarsınız?
Sürekli kişisel gelişim kurslarına katılıp daha da mutsuz oluyor ve sonrasında hayatı sorgulamaya başlıyor. Defne aynı tip adamları hayatına sokup mutsuz olma şampiyonu. Sonunu bile bile yanlış adımlar atıyor ama kendine bir türlü engel olamıyor.