Cem Adrian

“Benim işim gücüm, derdim aşk!“
Cem Adrian’ın öyküsünü biliyoruz artık değil mi? Edirne’de doğduğunu, müzikle ilgilenmeye ortaokul dönemlerinde başladığını... 2004 yılında, kafede çalıştığı sırada, Fazıl Say’ın bir arkadaşı ile tanışma fırsatı yakaladığını ve hazırladığı demosunu Fazıl Say’a ulaştırdığını... Ünlü müzisyenin, Cem Adrian’ın Bilkent Üniversitesi’nde özel öğrenci statüsünde eğitim alması için önayak olduğunu... 2004 yılında, ‘Ben bu şarkıyı sana yazdım’ albümü ile ilk çıkışını yaptığını... Ve en önemlisi de ortalama bir insandan 3 kat daha uzun ses tellerine ve 4.5 oktavlık ses genişliğine sahip olduğunu... Attıkları her adımın gözümüze sokulduğu ‘ünlü’leri düşününce kendisi hakkında bildiklerimiz az geliyor değil mi? Cem Adrian aslında kimdir? Nasıl biridir?  Yeni albümü, ‘Kayıp Çocuk Masalları’nın piyasaya çıkacak olmasını fırsat bilerek, kendisini daha yakından tanımak istedik...  

İstanbul dururken neden Ankara’da yaşıyorsunuz?
Daha önce İstanbul’da, hatta Taksim’de yaşadım. Ardından Fazıl Say’ın beni keşfetmesiyle birlikte eğitim için Ankara’ya gittim. Okul bitince 6 aylığına İstanbul’a döndüm. Ancak daha da delice geldi, sonra tekrar Ankara’ya yerleştim.

Mutlu musunuz Ankara’da?

Çok mutluyum. Bence ben hep Ankara’da olmalıymışım.

Nasıldır Ankara’da yaşamak?
Kalabalığı çok sevmiyorum. İstanbul’da yaşadığım süre zarfında duygusuzlaştığımı gördüm. İlk İstanbul’a geldiğimde, hani her yer para isteyen dilenci doludur ya, ben herkese para vermeye çalışır ve üzülürdüm onlar için. Ama bir sene sonra baktım ben de onları görmüyorum. Yanlarından geçip gidiyorum. Çünkü tedirginim, korkuyorum! İstanbul’un insanın vicdanını öldürdüğünü düşünüyorum. Bunun için Ankara’da yaşamaya karar verdim. Ankaralılar, bir insanı yerde yatarken görse ona yardım eder ve hastaneye götürür.

Biz aslında sizi çok da iyi tanımıyoruz… Cem Adrian nasıl biridir?
Biraz izole bir hayat sürmeye çalışıyorum. Aslında, normal bir insan gibi kalarak işimi yapmaya çalışıyorum. Toplumun, medyada çıkan ve ‘ünlü’ denilen insanlara karşı yaklaşımı biraz garip! Yani, onlarla aynı yerde bulunamazsınız, sizi küçük bir kafede yemek yerken gördüklerinde, ‘bu adam burada ne yapıyor acaba, parası mı yok?’ diye düşünürler. Yani bir dolu garip şey var. Ben, istediğimde İstiklal Caddesi’nde dolaşan, küçük bir kafede oturup yemek yiyen, istediğimde de  otobüse binerek Ankara’ya giden biriyim.  İstanbul’da bunu yapmak daha zor. Gerçi neyse ki ortalıkta görünmediğim için, ?ziksel olarak çok kimse tanımıyor beni. Cem Adrian diye bir isim dolaşıyor daha çok…

Fazıl Say ile sık görüşüyor musunuz?
Arada bir. Kendisi çok meşgul. 3 yıl önce bir çalışma yapmıştık. Aslında onun yolu benimkinden farklı. Ben Türkçe müzik yapıyorum.

Peki, kendisinin, “Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözüne katılıyor musunuz?
Fazıl Say, çocuk gibidir. İçsel konuşur. İçinden ne geliyorsa yazar. Mesela beni de insanlara tanıtırken, o kadar övdü ve abarttı ki başıma bir sürü şey geldi bu yüzden! ‘7 oktavlık ses’ dedi, böyle bir sesim yoktu. 5 oktavlık sesim varken bütün operacılar dedi ki, “ne oluyor?” Ama bu şeye benziyor, bir babanın; “Oğlum 5 gol attı, maçta süperdi” gibi abartmasına. Beni de heyecan ve abartıyla anlattı. Normalde öfkeleri de öyledir. Biraz sert, coşkulu. Sonra neden gündemde olmaya çalışsın? Gerçekten kaygı duyuyor.

Siz arabesk dinliyor musunuz?
Hayır. Zaten onun orada arabeskle söylediği şey aslında arabesk müzik tarzıyla alakalı değil! Burada sömürüden bahsediyor. Bu pop müzikte de var. Şu anda rock müzik diye insanlara yutturulan müzikte de var.

Nasıl bir sömürü bu?
Sadece para aşkı için yapılmış bir müzik türü var. Bu böyle olunca da, o sevgili ‘bazı müzisyenlerimiz’ insanları kandırıyorlar. Çok kötü müzikler dönüyor etrafta… Biraz da bizim halkımızın tembelliğinden kaynaklanıyor. Önüne ne getirilirse onu yiyor. Belli bir nesil aslında çok seçici…

 Çoğunluğun müzik kültürü yok…
Hem biz ne dinledik ki yıllarca yani… Bizim pop, müzik ikonlarımıza baktığımızda devasa isimler yok ki! Bize yutturulan medya starlar, divalar ya da sanat güneşleri kim ki? Bu insanlarla büyüyüp bu noktaya geldik. O yüzden o kadar seçici değiliz.  

Siz kimleri dinlersiniz?
Murat Yılmazyıldırım’ı çok severim. Ezgi’nin Günlüğü, Bülent Ortaçgil’i çok severim. Yurt dışından ise, çok ayrımlarım yok açıkçası.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.