Dünya bir tiyatro sahnesi

Dünya bir tiyatro sahnesi

Vasatın yükselişi döneminde değerli olanı öne çıkarabilmek, popüler olana değil gerçekten iyi olana hak ettiği değeri verebilmek ve niceliğe değil niteliğe bakabilmek zor olsa da, biz elimizden geleni yapalım dedik... Çünkü hala birileri; bize sanatı, sanatçıyı, kaliteyi ve başarının ne anlama geldiğini hatırlatmak adına çabalıyor.

YUTMAK
Hayatın adaletsizliklerine karşı kendini iki yıl eve kapatan fazla duyarlı bir kadın, kendini eşi ile var eden bir kadının başkası için terk edildikten sonraki hezeyanı ve kadın bedeninde hapsolmuş bir erkek... Bu üç ‘tuhaf’ kadın bize başına gelenleri yutmayı, sindirmeyi ve sonrasında özgürleşebilmeyi anlatıyor. Oyunu mutlaka izleyin. Kızların hepsi oldukça başarılı ama Merve Dizdar’ın Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ödülünü alması kesinlikle tesadüf değil!

MERVE DİZDAR
“BİRBİRİMİZİ SEVDİĞİMİZ MÜDDETÇE BAZI ŞEYLER DEĞİŞECEK”

Daha çok yeni Afife Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldınız. Oyunda kadın bedeninde yaşayan bir erkeği canlandırıyorsunuz. Bu karakter size fark etmediğiniz neleri fark ettirdi?

Sam, hiç unutamayacağım bir karakter. İnsanın hassas ve duygusal tarafını öğretti bana. Herkesin sevgisini belli etme şekli başka tabii. Ama Sam çok başka başarıyor bunu. Sevgi çok önemli bir mesele. Birbirimizi sevdiğimiz müddetçe bazı şeyler değişecek.

Sindiremediğimiz hayatta o kadar çok şey var ki. Siz dünyanın adaletsizliğine karşı bir şeyleri yutmayı nasıl başarıyorsunuz?
Sevdiğim insanlarla bir arada olarak, en sevdiğim işi yaparak, olmaktan en mutlu olduğum yerde, tiyatro sahnesinde olarak mutsuzluklarımın önünü kesiyorum.

Ülke, maddiyat, seyirci... Bunları göz önüne aldığınızda ben neden tiyatro yapıyorum diye kendinizi sorguladığınız oluyor mu?
Bu iş yapılınca muhteşem ama yapılamadığında çok mutsuzluk yaratan bir şey. Ben hep tiyatro yaptım. Para kazanamadığım zamanlarda da, para kazandığım zamanlarda da. Çok az seyircimiz olduğu zamanlarda da çok seyircimiz olduğu zamanlarda da... Yani bu benim mesleğim.

Hep mi idealisttiniz?
İstanbul’a ilk geldiğimde, tutunmaya çalıştığım zamanlarda çok çalışmaktan hasta olmuştum. O zaman babam “İdealistlikten öleceksin, gel İzmir’e gidelim” dedi. Her şeyde idealist miyim bilmiyorum, ama işim için bunu söyleyebilirim. Çok zor şartlar altında tiyatro yaptım ve hala yapmaya çalışıyorum, işte o yüzden çok kıymetli. Bunun için yedi yıl okudum...



ECE DİZDAR
“SADECE KENDİ KAPIMIN ÖNÜNÜ SÜPÜRMEM”

Tiyatro gibi bir sanatla meşgul olmak hayatla ilgili size en çok ne öğretti?

Uzun yıllardır bununla meşgulüm. 1994’ten beri. Sanırım doğru okumayı, doğru dinlemeyi, sabretmeyi, işime saygı göstermeyi ve disiplini öğrendim.

Farklı ülkelerde yaşamak, kendini donanımlı hale getirmek, çabalamak, çalışmak... Oysa sanki vasatın yükselişi dönemindeyiz. Bu yarattığınız başarılı Ece, çabasız yükselişe, kendini pazarlamayla ilerlemeye karşı öfke duyuyor mu ya da tek yarışı kendiyle mi?
Eskiden bazen yıprandığımı ve yorulduğumu hissederdim fakat şimdi anlıyorum ki yolun kendisi zaten esas olan. Bu bir kısa mesafe koşusu değil. Zaman geçtikçe çok büyük keyif almaya başladım yolun kendinden. Diyorsun ki, bak geçen sene bunu düşünemezdim! Her sene bir ben daha koyuyorsun üstüne. Ve anladım ki, hızlı sıçrayışlara hiç ihtiyacım yokmuş. Hatta bunun olmamasına ihtiyacım varmış.

Canlandırdığınız karakter kendini iki yıl eve kapatıyor. Siz dünyanın acımasızlıklarına karşı nasıl çözüm yolları yaratıyorsunuz?
Kendimizi hızla benmerkezci bir yerden daha geniş bir sorumluluk alanı işgal etmeye doğru evriltmeliyiz. Etrafımdaki insanların, hayvanların, bitkilerin sorumluluğunu alıyorum. Var olan vaktimi, paramı paylaşıyorum. Mülkiyetçi, gündelik faydacı biri olmaktan ısrarla kaçıyorum. Sadece kendi kapımın önünü süpürmem. Bence böyle büyümeliyiz. Yoksa küçülüyoruz ve kötü bizi yeniyor!

Gergedanlar oyunu ile Edinburg’a gidiyorsunuz...
Türkiye tiyatrosu için önemli bir hamle Dot Tiyatrosu’nun başardığı. Ana festivalde 7-8 oyundan biri olarak ağırlanacak Gergedanlar. Bu bir anlamda ikinci evime dönüş de oluyor. Ben orada okudum ve aynı zamanda Türkiye-İngiltere çift vatandaşım.

BAŞAK DAŞMAN
“İNCE BİR ÇİZGİ YUTMAK”

Tiyatro gibi bir sanatla meşgul olmak hayatla ilgili size en çok ne öğretti?

Bir insanın öğrenmesi gereken en temel iki şeyi öğretti bence. İlki sevildiğimizi hissetmek için onaylanma ihtiyacımızın nasıl bize yön verdiğini, ikincisi, insanların onaylamayacağı ama sizin doğru olduğunu bildiğiniz şeylerin peşinden koşmak gerektiğini, yani önce kendinizi sevmenizin gerekli, erdemli ve yiğitçe olduğunu. Bunu diğer insanlar üzerinden düşünebildiğinizde de empati kurabilmeyi.

Yutmak, başına gelenleri sindirebilmek zaman zaman zor olabiliyor. Yutamadığınız bir şey oldu mu hiç hayatınızda?
Şu anda, dünyaya bakmak, -yutmak ne kelime- önümde tepeleme duran çiğ ve kanlı bir ete bakmak gibi. Mide bulandırıyor. Ancak pişirebilmek için büyük bir ateş yakmalı, ona da tek başıma gücüm yetmez.

Canlandırdığınız karakter kendini ilişkisiyle var eden biri olduğu için terk edilince kendini de kaybediyor. Bu oyun kadınlara ne söylemek istiyor?
Bu oyun, kadınlara, erkek dünyasının yarattığı, şu an gerçeklik gibi görünen, ki öyle olan ama olmaması gereken algıyı değiştirmek gerektiğini söylüyor. Erkek dünyası dediğimin içinde, şu an baskın olan siyasi, dini ve toplumsal tüm kurallar var. Sadece kadın-erkek ilişkilerinin günlük yaşamdaki biçimi değil.

Hep mi idealisttiniz?
Sekiz yaşında, Spartacus’ü okuyup, bakkala ekmek almaya giderken, elimde bozukluk, yüzümde esen rüzgarla dünyayı değiştirebilirim diye hissettiğimden beri öyleyim galiba.

Hayattan ne almak ve hayata ne vermek istiyorsunuz?
Hayattan mutluluk almak istiyorum, aldığımı büyütüp geri verebilirim.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.