Ekstrem, pozitif, gerçekçi

Ekstrem, pozitif, gerçekçi

Her zaman kendine has bir duruşu vardı; hala da öyle! Pamela beşinci stüdyo albümü Yara ile yaralarına rağmen ayakta durabilen insanları anlatıyor o güçlü vokaliyle. Arabesk ve Pamela kelimelerini bir araya getirmekte zorlananlardansanız, “Müziğin adı, tarzı ne olursa olsun beslendiği nokta insanın ve hayatın ta kendisi” diyen Pamela’nın açısından dinleyin bu kez şarkıları... Onun açısı hayatının da yansıması!

Röportaj: Gülru İncu
Fotoğraf: Nurdan Usta
Styling: Feray Kanpolat
Saç: Akın Ünal
Makyaj: Çiğdem Yartaşı
Styling Asistanları: Sudenaz Tuğcu, Çağlayan Çavdaroğlu

“20 yaşındaki benle şimdiki ben arasında çok da fark yok aslında, hala aynı fikirleri ve düşünceleri savunuyorum” diyen biriyle karşılaşmak insanı en basit tanımıyla mutlu ediyor, çünkü insanların büyüdükçe akıllandığı(!), akıllandıkça(!) hırslandığı ve hırslandıkça saflığını tamamen yitirip ruhsuz vitrin mankenlerine dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz, hem de her anlamda. Bilimkurgu filmleri çok da kurgu değilmiş meğerse, diyeceği geliyor insanın. Hal böyleyken Pamela’yla sohbet etmek insanda her şeyden önce yaşadığınız anın gerçek olduğunu hissettiriyor size. Sahnedeyken izlediğinizde kapıldığınız, şarkılarını dinlerken neden olduğunu anlayamadığınız halde içinizi kaplayan his bu. Yalın gerçeğe dair o salt, tarif edilmez kesinlik yani. Pozitif, samimi, net bir kadın. Gerçek, kesinlikle sahte değil. Bir de bu kadar kolay ve profesyonelce poz verebilen birine ancak profesyonel  bir tiyatro sahnesinde rastlayabilirsiniz herhalde. Değinmeden geçemedim. Seveceğiniz, hayranlıkla izleyeceğiniz, coşkulu ve çok gerçek bir kadın duruyor önünüzde. Birini yakından tanıyacak olmanın keyfine varmanın tam zamanı öyleyse. 30 soruda Pamela’yı çözmeye çalıştık.

1. Arabesk şarkıları türün o kendine özgü hüznünden uzaklaşmadan ama modern bir sound’la seslendirmişsiniz. Bunun zor yanları nelerdi sizin için?
Şimdiye kadar seslendirdiğim tüm cover şarkılarda aynı hissiyat ve sound var aslında. Bir şarkıyı seçerken ona nasıl bir farklılık, nasıl bir değişik lezzet katabilirim diye düşünüyorum. Nasıl ki bir yemeğin farklı pişirme yöntemleri varsa aynı şarkının değişik seslendirilmesi ve ona yeni bir tat katmak gerektiğine inanıyorum. Albümdeki şarkıları seçerken uzun bir süreçten geçtik. İlk dinlediğimde zaten bana uygun olup olmadığını anlayabiliyorum. Bana hızlı bir şekilde geçiyorsa, yorumlayabileceğim bir şarkı olduğunu anlıyorum. Kimini seslendirmek zor oldu, kimi ise kolayca aktı gitti. Bir de çok büyük isimlerin şarkılarını yorumlamak büyük bir risk. Bir yandan acaba dinleyici bu yorumu sevecek mi, nefret mi edecek endişeleri olmadı değil ama albümü dinleyenler hep olumlu şeyler söylediği için içime sinen bir albüm oldu.



2. Albüme nasıl hazırlandınız yani her şarkının ruhunu yansıtmak için zihinsel bir hazırlık süreci geçirdiniz mi?
Şarkıları seçmek oldukça uzun bir süreçti, çünkü içine girdikçe binlerce şarkı olduğunu anlıyorsunuz. En içimize sinenleri stüdyoda önce tek gitar, bazen de tek piyano eşliğinde demo olarak kaydediyorduk. Sonra da uygun ton belirleyip aranje süreci başlıyordu. O süreçte şarkının bana hissettirdiklerini sindirip, nasıl bir ruh haliyle yazıldığını anlıyordum az çok. Gerçekten çoğu büyük kederler taşıyan, büyük aşkların unutulmaz hikayeleri olduğuna emin olduğunuz eserler ve bu durum büyük sorumluluk hissettiriyor. Duyguyu en doğru şekilde dinleyiciye geçirmek için sözlerini ve bestelerini özümsedim.

3. Şarkılardaki inişleri-çıkışları, sesinizle yaptığınız oynamaları çok sevdim. İnsan, sesini nerede nasıl kullanacağını, bunun dinleyiciye ulaşacağı en kusursuz anı ve bu iniş-çıkışların şarkıya neler katacağını öğrenebilir mi zamanla yoksa bu tamamen içten gelen bir tepki mi?
Genç yaşta şarkı söylemeye başlamış olmam bir etken olabilir, tabii ki tiyatro mezunu olmamın da etkisi var. Şarkının duygusunu genel olarak kavrayıp ne anlattığının ve bunu başka bir şekilde nasıl anlatabileceğimin derdindeyim. Bir özlem mi var yoksa sevinç mi? Ayrılık mı yoksa nefret mi? Bunu o hissin hakkını vererek söylemek gerektiğini biliyorum sadece. Tabii ki şarkının neresinde haykırmak gerektiğini, neresinde sesinizi düşürmek gerektiğini düşünerek söylüyorum. Günlük hayatımızda nasıl ki kızdığımızda sesimiz yükseliyor ve sertleşiyorsa ya da üzüldüğümüz veya hayal kırıklığına uğradığımızda sesimiz küçülüyorsa ben de bu oyunları şarkılarıma katıyorum.

4. Arabesk şarkılara rock sound’uyla yorum yapılması birkaç denemeden sonra benimsendi ve geçmişte başarılı örnekleri de oldu. Farklıymış gibi durmasına rağmen bu ikisini aynı potada buluşturan en güçlü duygular neler? İsyan mı, bir alt kültür olması mı yoksa bir yaşam felsefesi mi?
Elbette ki yeni bir şey icat etmiyoruz, müziğin her zaman başka akımlarla beslenip şekillenmesi gerektiğini düşünüyorum. Rock ve arabesk de temelinde benzer duygulardan beslenip farklı biçimlerde kendini ifade ediyor ama temelinde insanlara geçirdikleri hisler benzer oluyor. İsyanla birlikte pek çok insani duygu var. Sadece isyan beslemez müziği, onunla birlikte aşk, sevgi, ayrılık, alınan yaralar, verilen ama tutulamayan sözler, kopuşlar da aynı potada buluşmasını sağlıyor. Blues ve caz müzik de benzer kanallardan dinleyiciye ulaşıyor sonuçta. Müziğin adı, tarzı ne olursa olsun beslendiği nokta insanın ve hayatın ta kendisi. Arabesk ve rock da en insani ve en gerçekçi hayatı anlatıyor.

5. En çok hangi şarkı diğerlerinin arasında bir adım öne çıkıyor?
Bu gerçekten çok zor bir soru. Beşinci stüdyo albümüm ve kayıt süresi en uzun olan içlerinde. Her dinlediğim bir öncekinin önüne geçip, seçmemi zorluyor. Hepsini çok ama çok severek seslendirdim. Dokuz şarkıdan dokuzu da  kalbimde eşit değerde.



6. Çocukluğunuza dönme gücünüz olsaydı hangi anınızı yenden yaşamak isterdiniz?
Dayım farklı şehirde yaşadığı için bize çat kapı ziyarete geldiği zamanlara dönmek isterdim. Mutluluktan uçardım hep, onu kapıda görünce. Çocukluk fotolarımda hep dayımın omuzlarında gezerken görebilirsiniz beni. Onunla gezmek, alışverişlere gitmek, oyun oynamak, arabasında yolculuğa çıkıp müzik dinlemek, tatillere çıkmak... Sırf kahvaltımı edeyim diye salamlardan resimler yapar, ismimi yazardı. O da olmazsa, oyalanayım diye tırnaklarıma oje sürerdi yani dayımla geçirdiğim tüm o çocukluk zamanı çok eğlenceliydi benim için.

7. Yaşamakla var olmak arasındaki fark nedir sizce?
Yeni bir yere gittiğinizde o anın tadını çıkarmak varken sürekli kamerayla fotoğraf çekip, onu bir yerlerde paylaşmak mı yoksa o anı vizörün ardından değil kendi gözlerinle izleyip beynine kazımak mı? Doğdun, var oldun ve hayat devam ediyor ama nasıl yaşıyorsun? Bu sorunun cevabına şunu yaptım, yarın bunu yapmayı istiyorum, bunu yapacağım diyorsan yaşıyorsundur.

8. Kendinizle ilgili asla çiğnemediğiniz kural nedir?
Prensipli biriyim, dürüstüm, açık sözlüyüm, yalan söyleyemem. Kendimden ödün vermemek diyebilirim.

9. Bugüne kadar gördüğünüz en ironik şey nedir?
Türkiye’de her gün haberlere bakmak yeterli... Hangi birini sayayım?

10. Pozitif, karamsar ya da gerçekçi… Bu üç kelimeden hangisi size daha çok uyuyor ve neden?
Kesinlikle pozitif. İkinci sırada gerçekçi yer alır ama asla karamsar bana uymaz. Ne düşünürsen osundur çünkü. Bunu bildiğim için pozitif kelimesi bana bumerang gibi döndüğü, hayatımı olumlu yönde geliştirdiği için ve hep olumlu yani pozitif geri döneceği için bana en uyan kelime.

11. İnsanoğlunun en büyük trajedisi nedir sizce?
Kendini bu dünyanın hatta evrenin sahibi sanması ve dünyayı mahvetmesi. Günümüze bakınca açıkça bunu anlıyoruz. Kirlenmiş doğa, hava, su, hepsini insanoğlu kendi elleriyle yapmıyor mu? Bencilce bir hayattan kurtulup hep almaktan vazgeçmek gerekiyor. Bu dünyayı ödünç aldığımızı unutmadan elimizden gelenin en iyisinin canlılara iyi davranmak, doğayı olduğu gibi muhafaza etmek, en yüce duygunun sevmek olduğunu anladığımız zaman bu trajediden sıyrılmış olabiliriz.

12. Zor yoldan öğrendiğiniz en önemli hayat dersi nedir?
Her aşktan sonra öğrendiğim en önemli ders, hayatının en üstüne o kişiyi yerleştirmemem gerektiği ama bu dersten hep sınıfta kalıyorum, çünkü aşk kadınıyım ben.



13. Kimsenin sizi yargılamayacağı bir dünyada neyi yapma özgürlüğünüzün olmasını isterdiniz?
O kadar çok şey var ki ama bunları yazarsam bana deli diyebilirler. Daha az deli olabilecekler ise dışarı pijamayla çıkıp rahatça alışveriş yapmak, trafikte kaldığın zaman arabadan çıkıp herkesle birlikte dans etmek, saçma sapan makyajlar ve kıyafetler giymek. Liste uzar gider valla sayarsam.

14. En derinlerde yatan korkularınız neler?
Yalnız kalmak, çok sevdiğim birilerinin ölümüne şahit olmak, birinin acısına çare bulamamak.

15. En son ne zaman yeni bir şey denediniz?
En son Iğdır’a gittim konser için. Benim için yeni bir şehir, yeni bir kültür demek. Çok misafirperver bir halkı var. Türkiye’nin doğusunu çok seviyorum, hala her seferinde aşık oluyorum. Geçen yıl Antakya’ya aşık olmuştum mesela. Oradaki yemekler dünyanın en lezzetli yemekleri diyebilirim. Bir de kasımda İspanya’ya gitmiştim, birkaç gün Barcelona’da tatil yaptım ama geçen sene gittiğim Kenya ve Kuzey Kutbu benim için gerçekten unutulmaz.

16. Bugüne kadar birinden en son duyduğunuz en acımasız eleştiri neydi?
“Arabesk mi söyleyeceksin yaaaa. Neden, senin tarzına hiç yakışmaz. Ne gerek var öyle şeyler yapmaya şimdi?” demişti biri.

17. Bir stadyum dolusu insana sadece tek bir şarkı söyleyeceksiniz, hangi şarkıyı seçerdiniz?
Madonna’dan ‘Music Makes the People Come Together.’

18. Bir tarihsel karakterle, bilim adamıyla ya da sanatçıyla kahve içip sohbet edecek olsanız karşınızda kimin olmasını isterdiniz?
Tarihsel karakter Mevlana ya da William Shakespeare olabilir. Bilim adamı ise kesinlikle Albert Einstein. Sanatçı olarak da Jeff Buckley karşımda olsun isterdim.

19. Bugüne kadar yaşadığınız en travmatik deneyim neydi?
Dört yaşında henüz yüzme bilmiyorken deniz yatağından suya düşüp, boğulma tehlikesi yaşamıştım. Bir de 2002 civarı evimde yangın çıkmıştı.