Generation Z

Generation Z

Çağımızın yeni oyun kurucuları Z jenerasyonu; bağımsız, sabırsız ve başına buyruk DNA’sıyla çok eleştiriliyor. Karşınızda bu yeni jenerasyonu temsilen Buğra, Ece, Arif, Şebnur ve Emir var. Onları anlamaya çalışırken, aynı sorulara siz de yanıt vermeyi denesenize...

Fotoğraf: Nurdan Usta
Röportaj: Simay Engür


Sınırları henüz belli değil, ancak araştırmalar 90’ların ikinci yarısından itibaren doğanları, Z kuşağı olarak etiketliyor. Demokraside, tüketimde, üretimde ve toplumsal dalgalanmalarda yavaş yavaş söz sahibi oluyorlar. Karar organlarında sayıları giderek artıyor. Durum böyle olunca ‘kendilerine’ benzemedikleri için, Z devrimini küçümseyen ve yok sayan eski kuşaklara da ufak bir hatırlatma yapmak gerekiyor: Artık onların devri! Hayallerini, vizyonlarını ve neden sürüden uzaklaşıp bireysel olarak varolmak istediklerini anlamak gerekiyor. Her biri, bambaşka tanımladığı ‘başarı’nın zirvesine oynuyor ve kolay yoldan başarının izinde oldukları için eleştiriliyorlar. Belki de Z kuşağının kısa özeti: Gerekirse hiç olma uğruna, ‘herkes’ olmayı reddetme cesareti.



Emir Özden, 24, Oyuncu
“Fanatizm kavramını sorgulatmak istiyorum”
Emir, Mark Haddon���un aynı isimli kült romanı Süper İyi Günler oyununda başrolde, 16 yaşındaki Asperger sendromu taşıyan Christopher Boone’u canlandırıyor. Etkileyici performansıyla, bu yılki Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde, Üstün Akmen Genç Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Emir Özden ismi, son yıllarda benzeri görülmemiş bir ivmeyle tiyatro çevrelerinde bilinirliğini artırıyor.

Var olan düzen size değiştirilmesi veya tepki gösterilmesi gereken bir durum gibi geliyor mu?
Ortada işlemeyen ve sömürü üzerine kurulu bir düzen varsa tepki verilmesi gerekiyor. Ben de var olan düzenin bozuk ve adil olmadığını düşünüyorum. Düzen yani sistem bize yarışmamız gerektiğini empoze ediyor ve bu yarış bir güvensizliğe sürüklüyor hepimizi. Bireyler ve çocuklar da yalnızlaşmayı seçiyor.

Yaptığınız meslek aracılığıyla, özellikle hangi basmakalıp düşünceyi değiştirmek isterdiniz?
Fanatizm kavramını sorgulatmak istiyorum. Mesleğim aracılığıyla, yaşama dair keskin hatları olan düşünce yapılarının ya yeniden biçimlenmesi ya da değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum; çünkü insanların daha esnek ve flu bakış açılarının olması gerektiğine inanıyorum.

Kendinizden yola çıkarak, sizce Z kuşağının iddia edildiği gibi yaratıcı veya farklı kılan ne?

Bilgiye bu denli kolay ulaşabilen Z kuşağının hız ve tüketim arzusuyla gelişen sürekli bir yenilik arayışı olduğunu söylemek mümkün. Farklılık ve yaratıcılık da bu arayıştan geliyor.

En büyük hayaliniz ne?
Ölmeden önce iki arkadaşımla birlikte uzaya çıkmak.

Çocukken ne olmak istiyordunuz?
Çocukken ne olmak istediğimi hiç bilemedim. Ama şimdilik yapmaktan en çok haz aldığım işi yapıyorum.

Şu an dünyayı yöneten, söz sahibi olan; bir önceki kuşak hakkında ne düşünüyorsunuz?
‘Dünyayı yönetme’ konusunda pek iyi niyetli olmadıklarını…

Tek kelimeyle sizdeki karşılıkları nedir?
Otorite: Sınır
Sosyal medya: Çiğ
Mizah: Güç
Gelecek: Flu
Okul : Ezber



Şebnur Günay, 21, Moda Tasarımcısı
“Kendi kendimizi eğitebiliyoruz”
Şebnur, kendi değimiyle ‘Lilşeb’ eğitimine devam ettiği Belçika ve İstanbul arasında gidip geliyor. Beş yıl önce İstanbul’a moda tasarımı eğitimi almak için gelmiş. MBFWI SS20 kapsamında NewGen yani genç tasarımcılar platformuna seçilerek, ilk defilesini gerçekleştirdi. Koleksiyonunun ismi Kekoizm. Gurbetçileri ve onların aitlik sorununu işliyor. ‘Gurbetçi olmak’ önceki kuşak için kabul etmesi zor ve gizlenmeyi beraberinde getiren bir durumken Şebnur, bu konuyu bilinç süzgecinden geçirmiş, başkalaştırmış ve sanata dönüştürmüş.

Yaptığınız meslek aracılığıyla, özellikle hangi basmakalıp düşünceyi değiştirmek isterdiniz?
Basmakalıp düşünce, bir inanca veya daha önceden öngörülen, yaşanan veya deneyimlenen bir olgu bence. Algımızın kolayca değiştirilebildiği bir düzende olduğumuza inanıyorum. Yaptığım meslek, sadece fikirlerimi paylaşmak için bir araç. Bu bir değişimi tetikleyebilir ama zorunda da değil. Kendimi herhangi bir kavram ile sınırlandırmıyorum. ‘Ben kimim ve ne yapabilirim?’ diye düşünüyorum.

Var olan düzen size değiştirilmesi veya tepki gösterilmesi gereken bir durum gibi geliyor mu?
Var olan düzenden kastettiğimiz nedir? Aslında şu an tam olarak bir düzene sahip olduğumuzu düşünmüyorum. Daha çok bireylerin bulundukları coğrafi konum neresiyse, orada kendi kültürlerini yaşamaya devam ettiklerini gözlemliyorum. Sistemlere dayalı bir düzen olgusu var; ama paralel bir şekilde farklı düzenlerinde çeşitlilikle ortaya çıktığına inanıyorum.

Kendinizden yola çıkarak, sizce Z kuşağını iddia edildiği gibi yaratıcı veya farklı kılan ne?
Kendi kendini eğitebilmesi. Merak ettiği her şeye, ilgisinin olup olmadığını ölçebilmesi bir tık uzağında çünkü. Önceki nesillere yaratıcı olma şansı verilmediğini düşünüyorum. Onların içinde bulunduğu düzende çok fazla seçme hakları yoktu bence, diğerlerinden ‘daha iyi’ olduğu düşünülen alanlara yönlendirilmişler. Kendilerini yeni yeni keşfedip daha yaratıcı işler yapmak istemelerinin nedeni bu sanırım. Bizse kendi kendimizi eğitebiliyoruz. Aynı anda birçok farklı konu ile ilgilenip onları birleştirip yeni oluşumlar yaratabiliyoruz. Zıt-eş, uyumlu-uyumsuz fark etmez; yeni bir estetik algının yaratılabildiğini kanıtlıyoruz bence.

En büyük hayaliniz ne?
İş ve yaşam döngüsü içerisinde özgür ve yaratıcı bir platform yaratmak. Bunun için zamanım var ama altyapısı için çalışıyorum.

Şu an dünyayı yöneten, söz sahibi olan; bir önceki kuşak hakkında ne düşünüyorsunuz?
Asla yargılayıcı olmamak gerektiğine inanıyorum; çünkü onların deneyimleri, yaşadıkları onu gerektiriyordu. Beslendiğim, fikir aldığım noktalar var. Analiz edebiliyorum, yeni profiller yaratırken araştırmalar yapıyorum. Bunların sonucunda, kaygılarımızın farklı yönlerde olduğunu gördüm. Daha esnek, barışçıl ve toplumda yer alan her kesime göre bir perspektiften bakmaları gerektiğini düşünüyorum. Hepimizin farklı fikirleri var ama zihnimiz bize bu fikirleri sunuyor, neden şans verilmesin ki? Kim olursak olalım değiştiremeyeceğimiz gerçeklerimizi kabul ederek, kendimize her zaman daha iyi bir yön verebiliriz. Nereden geldiğimizin, kim olduğumuzun değil; yaptıklarımızın kalıcı olduğuna inanıyorum.

Tek kelimeyle sizdeki karşılıkları nedir?
Sosyal medya: Kişilik
Otorite: Kural
Gelecek: Huzurlu
Okul: Evim
Kahraman: Abim



Buğra Büyükşimşek, 21, Dansçı
“Genele ait hissetmiyoruz”
Buğra dans ediyor, modellik yapıyor ve çeşitli müzikallerde görev alıyor. Vogue dans türünün ülkemizdeki bilinirliğini artırmak için uğraşıyor. Urban Dance Turkey organizasyonunda, Beyonce’nin koreografıyla dans etme şansı yakalamış ve yine aynı organizasyon sayesinde Los Angeles’taki bir kamptan burs kazanmış. Kısa süreliğine Amerika’ya gitmeye hazırlanıyor. ‘Dönecek misin?’ diye sorduğumuzda, “Hiçbir zaman gitmek, kaçmak üzerine hayal kurmadım” diyor ancak dansçılar için devlet destekli platformların çok kısıtlı olduğunu ve ülkemizde konservatuvar mezunlarının dahi iş bulamadığını da ekliyor.

Yaptığınız meslek aracılığıyla, özellikle hangi basmakalıp düşünceyi değiştirmek isterdiniz?
Rönesans’ın üstünden epey geçti; bu süreçte de farklı sosyal kültürlerin oluşumuyla yeni dans türleri ortaya çıkıyor. Fakat sahne algımız o kadar minik ilerliyor ki, yakalayamıyoruz hiçbirini. Dansa baleyle başlamış biri olarak, baleye saygım sonsuz fakat neden sahnede olay örgüsü olan bir hip-hop derlemesi izleyemiyoruz örneğin? Özellikle de yaşadığımız dönem bu türün üzerindeyse… Bu oluşan yeni tür danslar, şüphesiz bizim benliğimize ve sosyal yapımıza, hatta hayat felsefemize daha yakın temastalar şu an. Değişen müzik piyasasıyla oluşan bu yeni türlerin, uzun soluklu uyarlamalarının sahnelenmesi için elimden geleni yapacağım.

Z kuşağı genel olarak bir kuruma ya da topluluğa bağlı olmaktan kaçınıyor. Sürünün içinde olmayı siz nasıl yorumluyorsunuz?
‘Sürüde olmak’ var, fakat ‘sürüde ilerlemek’ diye bir şey yok. Komünün en önünü çeksen dahi arkanda duran sürü. Yani gün sonunda sürün kadar ilerleyebildin. Bu da içinde olmak isteyebileceğim bir yapı değil.

Sizce Z kuşağını iddia edildiği gibi yaratıcı veya farklı kılan ne?
Genele ait hissetmiyoruz ve bu da bizi daha bireysele itiyor. Fakat bireysel olsak da genel geçer düşünceleri kendi yolumuza uyarlayabiliyoruz. Yani kendi hayat görüşümüzle, dış etkenlerin birleşebildiği bir kanalız aslında. Bu kanalda da olaylara faydacı bakmak yerine, bizim lehimize olsalar dahi eleştirel bakma cesaretini gösterebiliyoruz. Yaratıcılık buradan geliyor olabilir, eleştirel bakışla üretmekten…

En büyük hayaliniz ne?
Asırları aşan bir ilham geçmişi bırakmak.

Şu an dünyayı yöneten, söz sahibi olan; bir önceki kuşak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yararcı bir hayat görüşüne sahipler. Kararları toplulukla almaya alıştıkları gibi, topluluğun etkisiyle bir anda karar değiştirebiliyorlar. Bu yüzden de bir araya gelemiyorlar. Gerek sanatta, gerek mesleki konularda, gerekse bir fikirde.

Tek kelimeyle sizdeki karşılıkları nedir?
Otorite: Yaptırım
Sosyal medya: Globalleşme
Mizah: Zeka
Gelecek: Şimdi
Kahraman: Fedakarlık



Arif Akdenizli, 24, Yönetmen
“Başka bir beyin altında çalışmak çok zor”
Arif Akdenizli, film festivalleri için kısa filmler çekiyor. Aynı zamanda sanat galerisi ve sanat fuarlarında video’ları sergileniyor. Çalışmalarını “Genellikle kadınlardan oluşan kahramanların monoloğu üzerinden ilerleyen, atmosferik bir anlatım dili eşliğinde tekinsiz bir dünya yaratıyorum” diye özetliyor. Son filmi Glory Hole, 11. Rotary Uluslararası Kısa Film Festivali’nden jüri özel ödülüyle döndü. Temmuz ayında çekimleri başlayacak yeni projesindeyse, başrolde Gonca Vuslateri’yi göreceğiz.

Yaptığınız meslek aracılığıyla, özellikle hangi basmakalıp düşünceyi değiştirmek isterdiniz?
Başka beyinlere itaat etmek. Başkaldırmanın en iyi araçlarından biri sanat ve sinema da bunların arasında en etkili silahlardan biri. Bu düşünceye hakimim ama uygulama kısmında farklı davranıyorum aslında. Sanatımı bir propaganda aracı olarak kullanmak, beni ürettiğim eserden uzaklaştırmaya neden oluyor. Bu yüzden başkaldırıdan ziyade, ‘eleştiri getiriyorum’ demeyi tercih ederim. Ama tabii ki konformist bir yapımın olduğunu söyleyebilirim. Kadın karakterler ve onların sorunlarıyla ilgilenen bir yönetmen olarak, kadın haklarını korumak veya kadın propagandası yapmak için üretmiyorum. Sistemin kadınlar üzerindeki etkilerini incelemek, bir gözlemci olarak bana yeni bir eser üretmeme neden oluyor. Gözlemlerimin bendeki sonuçlarını, seyirciye aktarmaya çalışan bir ‘araç’ görevi görüyorum. Gerisini alıcıya yani seyirciye bırakıyorum. Yani değiştirmek istediğim kalıplar veya tabular her alıcının kendi hayatında şekilleniyor ve alıcı kendine sorduğu soruyu cevaplıyor.

Z kuşağı genel olarak bir kuruma ya da topluluğa bağlı olmaktan kaçınıyor. Sürünün içinde olmayı siz nasıl yorumluyorsunuz?
Başka bir beyin altında çalışmak, bilginin bu kadar kolay erişilebildiği bir dönemde gerçekten çok zor. Günümüzde artık kimseye ihtiyaç duymadan birçok işini halledebiliyorsun. Evde bilgisayar başında oturarak bir meslek sahibi olabildiğin gibi, telefonun üzerinden bir sanat eseri üretebiliyor ya da cep telefonunla ödüllere doymayacak bir film çekebiliyorsun. Güncel kaynakları çok iyi kullanan bir kuşak ve artık en önemli bilginin ‘fikir’ olduğunun da farkında. Ama tabii ki Z kuşağının özgürlük meraklısı olduğunu da atlamamak gerekiyor.

Kendinizden yola çıkarak, sizce Z kuşağını iddia edildiği gibi yaratıcı veya farklı kılan ne o halde?

Fikrini hayata geçirmek, fikri bulmak kadar zor. Z kuşağını ayıran en büyük özellik sanırım teknolojinin içinde doğmuş olmak. Çünkü aklınıza bir fikir geldiğinde, bunun çok detaylı araştırmasını yapabiliyor veya fikrinize yakın birçok işi takip edebiliyorsunuz. Bu da kişiye referans ve ilham kaynağı olarak geri dönüyor. Ama Z kuşağının bizim ülkemizde hızlı bir şekilde ayrışmasının bir diğer nedeni, ülkemizde sanatın maalesef hala kamu spotu tadında ilerliyor olması.  Galiba ben ve yaşıtlarım artık bunun bilincinde ve bunun ötesine gitme çabası içindeyiz. Artık daha alternatif bir dünya yaratmanın, yani gördüğümüz bu dünya dışında başka dünyalara da sahip olabileceğimizi gösterme çabasındayız. Artık mizah anlayışının sadece argo kelimeleri kullanılarak elde edilmediğini veya karikatürize edilmiş ‘queer’ karakterlerden ibaret olmadığını biliyoruz. Aynı şekilde televizyonlarda veya Türk sinemasında gördüğümüz o dünyaların gerçek ve inandırıcı olmadığının farkındayız. Gündüz kuşaklarında dönen kurgulanmış programların sahte, dizilerde izlediğimiz oyunculukların veya senaryoların artık bir işe yaramadığının bilincinde olan bir toplum yetişiyor.

En büyük hayaliniz ne?
Henüz uzun metraj bir film çekmedim. Çalışmak istediğim oyuncularla birlikte, bir uzun metraj çekmek en büyük isteklerimden biri.

Şu an dünyayı yöneten, söz sahibi olan; bir önceki kuşak hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hala üretmeye devam eden ve çok beğendiğim insanlar var. Ama büyük bir çoğunluk bu kitleye girmiyor. Şu anda söz sahibi olan insanlar, hala kendi dönemlerinin ekollerini takip etmeye çalışt