Gün Işığı Gibi: Melis Sezen

Gün Işığı Gibi: Melis Sezen

Pek yakında vizyona girmeye hazırlanan; Türkiye’nin ilk rap filmi Kovala’nın asi, yaratıcı ve gizli romantik kızı Melis Sezen, yeni jenerasyon arasında yüzümüze gülen en iddialı isimlerden. Latin danslarıyla ilgileniyor, resim yapıyor, yazıyor. Onun engellenemez yaratıcı gücünden ve taze fikirlerinden öğreneceğimiz çok şey var belki de…

Hayatımıza birkaç yıl önce Hayat Bazen Tatlıdır dizisindeki Asya karakteriyle girdi. Ardından Siyah İnci, Şampiyon Bold Pilot, Dünya Hali, İçten Sesler Korosu, Leke, Sevgili Geçmiş, bağımsız bir film olan Tilki Yuvası ve hatta Mucize 2 gibi birçok projede izledik Melis Sezen’i. Henüz çocuk yaşlarındayken Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde tiyatro eğitimi almış ve şu anda Koç Üniversitesi Medya ve Güzel Sanatlar Bölümü’nde okuyor. Bugünlerdeyse kurtuluş mücadelemizi anlatan çok özel bir işte Ya İstiklal Ya Ölüm dizisinin Nazan’ı olarak izliyoruz onu. Ancak asıl alametifarikası 22 yaşında olmasına rağmen sayaç gibi işleyen bir proje havuzuna sahip olması değil; yaptığı her işte bambaşka karakterlerin altından kalkabiliyor oluşu bize kalırsa. Tıpkı Kovala’daki ters köşe karakteri Merve’de olduğu gibi... Onu çok yakında sinema sektöründe başkalaşmayı ve hatta ‘ilk’ olmayı başarabilmiş Kovala’nın asi kızı Merve olarak izleyeceğiz. Ancak filmdeki karakterinin aksine; peri masalından fırlamışçasına naif, duru ve sakin bir kadın karşılıyor bizi... En çok da gülümsemesine bayılıyoruz! Film boyunca içinde taşıdığı derinliği rap şarkılar yazarak yansıtan Merve kadar olmasa da Melis’in de sezgisel bir devrimci ruhu olduğunu hissediyoruz böylece. Çünkü gülümseyen her insan biraz asidir! Hem de bu günlerde… Evlerimizden görüntülü olarak röportaja başlarken “Şu anda hepimizin mücadele ettiği COVID-19 virüsünden dolayı evde karantinadayım. Bol bol okuyarak ve bir şeyler izleyerek zamanımı en iyi şekilde geçirmeye çalışıyorum. Hepimize de bol bol sağlık diliyorum!” diyor. Ve söz sırası tamamen onda...

Türkiye’nin ilk rap filmi Kovala çok yakında vizyona girecek. Asi, hayatla derdi olan ve rap şarkı sözleri yazarak kendini ifade eden Merve karakterini canlandırıyorsunuz. Nasıl bir serüven oldu bu sizin için?

Merve gibi bir karaktere ilk defa hayat veriyorum ki bu çok heyecan verici. Kendimi hiç o şekilde görmemiştim, seyirci de görmedi. Değişimleri, bambaşka karakterlere hayat vermeyi çok seviyorum. Sokakta büyümüş, bütün duygularını içinde yaşayan, yeri geldiğinde dimdik durup konu aşk olunca çekingen olan Merve’nin dünyası çok karışık ama duyguları bir o kadar da güçlü. Ne kadar cesur bir kız olduğunu da filmde göreceğiz.



Önceki dizi ve film projelerinizde hem kötü hem de iyi karakter tecrübeleriniz olmuştu. Ancak kıyafetleriyle, duruşuyla bu denli asi bir karakteri canlandırmak nasıldı?

Siyah sweatshirtler, bol eşofmanlar inanılmaz rahattı! Kendimi içinde çok iyi hissediyordum ve giydiğim an inanın yürüyüşüm bile değişti! Merve bir anda kendini gösteriyordu. Merve’yle giyim tarzını bütünleştirdim diyebilirim.

Rap yalnızca bir müzik türü değil, hayatı bir çeşit algılama biçimi aslında. Hem ön hazırlık sürecinde hem de çekimler boyunca hayata, kendinize ya da topluma dair varlığından bile haberdar olmadığınız yeni bakış açıları keşfedebildiniz mi?

Ara sıra rap müzik dinlesem de rap müziğin iç dünyasına çok hakim değildim. Sette bu kültürü yavaş yavaş tanımaya başladım. Hiç bilmediğim bambaşka bir kültürle tanışmış oldum.

Merve, filmin başrollerinden Stabil’e platonik bir aşk duyuyor. Peki hiçbir karşılık vermese, yanınızda durmasa, arkanızdan da gelmese birini karşılıksız sevmek sizce mümkün mü?

Karşılıksız sevmek... Böylesine güçlü bir duygu çok acayip olsa gerek. Daha önce deneyimlemedim fakat günümüzde teknoloji bu kadar gelişmiş, sosyal medya ilişkiler konusunda bu kadar aktifken ve toplum artık bir tüketim toplumuna dönüşmüşken çok ender bulunan bir şey. Öyle üzücü ki insanlar artık karşısındakini dinlemek ve anlamak için çaba sarf etmiyor. Hatta insanlar birbirini gerçekten tanımayı ‘uğraşmak’ olarak görüyor ve uğraşmak da istemiyor. Ama eskiden yani teknoloji bu kadar gelişmemişken bunlar çok daha kıymetliydi. Bir mektup, bir gülümseme veya sadece bir bakış. O zamanlar için karşılıksız sevmek, çok daha olası gibi geliyor.

Filmin yanı sıra muhteşem bir dizinin içinde yer alıyorsunuz: Ya İstiklal Ya Ölüm. Kurtuluş mücadelemizi anlatan bu hikayenin bir parçası olmak size ne hissettiriyor?


TRT 1 ekranlarında yayınlanan Ya İstiklal Ya Ölüm o kadar özel bir proje ki... Milli mücadele yi işleyen, Atatürk’ü ve vatanı kurtarmak için elinden gelenin de fazlasını yapan kahramanları gördüğümüz bir dizi projesi ve daha önce hiç yapılmadı. O yüzden içinde olduğum için hem çok mutluyum hem de gururlu.


Dizideki karakteriniz Nazan, varlıklı bir aileden geliyor. Belli ki çocukluğundan beri pamuklara sarıp sarmalanmış, kristal bir fanusun içinde yaşamın zor yanlarından habersiz genç bir kadın. Bu durum size tanıdık geliyor mu, yoksa konfor alanınızı sorgulayan bir yapınız var mı?

Nazan, tam olarak anlattığınız gibi pamuklar içinde büyümüş, kristal bir fanusun içinde. Fakat Amerikan Kız Koleji’nde eğitimine devam ediyor; ufku çok açık ve çok zeki bir kız. Öyle fikirleri var ki örneğin ‘matbuat yani basın tamamen hür olmalıdır’ diyor. ‘Sansür olmamalı milletin her şeyden ve her fikirden haberdar olma hakkı vardır’ diyor. Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini düşünüyor. Bir de bir kadının evleneceği erkeği kendisinin seçmesi gerektiğini, seçebilmek için de o erkeği önce iyi tanıması gerektiğini söylüyor. 20’li yıllarda böyle aydın fikirleri olması ve cesur hareketleri beni çok etkiledi. Bu hikaye Nazan için bir uyanış, dış dünyayla tanışma ve doğruyu yanlışı anlama yolculuğu olacak. Milli mücadele içinde bir kadını böylesine cesur ve aydın fikirlerle görmek ve o genç kadına hayat vermek çok gurur verici. Ben de Nazan gibi mutlu, huzurlu ve açık fikirli bir ailede büyüdüm. Fakat deneyim insanın kendini geliştirebilmesi için en önemli şey. Bu yüzden bir fanusun içinde kalmaktansa, aile bağlarını koruyup kendimi geliştirebileceğim deneyimler yaşamaya çalışıyorum.

Latin danslarıyla yakından ilgilisiniz, resim yapıyorsunuz, şu an için kendinize sakladığınız yazılarınız  var. Bu denli yaratıcı güce ilham kaynağı olan aileniz mi? Nasıl bir evde büyüdünüz?


Ailem konusunda çok şanslıyım ve bunun için her zaman şükrediyorum. Annem de babam da beni her zaman ilgi alanlarım konusunda özgür bıraktı ve hayallerimi gerçekleştirmek için bana alan sağladı. Tiyatroya başlamama da ailem öncü oldu. Kendinizi keşfedin, ne yaparken mutlu oluyorsanız onu yapın ve inandığınız şeyin peşini asla bırakmayın! Bize öğrettikleri şey bu, binlerce teşekkür ederim.

Hatırladıkça umudunuzu tazeleyen çocukluk anılarınız var mı? O anlarda genellikle nerede ve kiminlesiniz?

Evimizin bahçesi kocaman. Evimin bahçesinde fıskiyelerin arasında koşturuyoruz, peri oyunları oynuyoruz, saklambaç oynuyoruz, futbol, voleybol oynuyoruz. Mahallenin bütün çocukları, kardeşim ve ben. Bir de her zaman hayvanlarımız oldu. Şimdi de iki köpeğimiz ve yeni doğum yapan bir kedimiz var. Kedilerimiz üç oldu yani!

22 yaşında genç bir oyuncu olarak bu denli fazla dizi ve film projesinde yer almış olmak size ilerisi için ‘en iyi oyunculardan biri olacağım!’ dedirtiyor mu?

Amacım bu elbette. Çok çalışıp çok öğrenip potansiyelimin en iyisini çıkarmak, işimin hakkını vere vere en iyi şekilde yapmak!

Dünyada iki tür insan var. Yaşayanlar ve yaşayanları eleştirip seyredenler. Siz az zamanda çok iş başararak ilk kategoridesiniz. Yakın çevreniz ya da takipçileriniz size bakınca ne görüyor sizce?

Yapıcı eleştiri olduğu zaman çok mutlu oluyorum. İyi işler yaptığım zaman çevremdeki insanlar çok mutlu oluyor ve destekliyor. İyi niyet önemli fakat işin içine kötü niyet girdi mi; yapılan yorumların tek sebebi ‘kötü niyet’ oldu mu kendimi nötrlemeye ve enerji alanımı temiz tutmaya çalışıyorum.

Neşeli, kendiyle derdi olmayan ve pozitif bir enerjiniz var. Peki hayal kırıklığı yaşadığınız anlarda yeniden ayağa kalkma motivasyonunuz ne?

Annem. Bu anlarda annem beni kaldırır. Gerektiği yerde acımasızca eleştirir ama kalkmak gerekiyorsa da en büyük desteği o verir. İnancı yitirmemek lazım. Bir de Allah’a çok dua ederim. Mutlaka bir işaret gelir, bir yol gösterir.



Yalnızca kariyer olarak değil; aynı zamanda duruş, tavır ya da hayatı kavrayış şekli olarak ‘olmayı hayal ettiğiniz Melis’ ve ‘şu anki Melis’ arasında çok mesafe var mı?

Sanmıyorum, olduğum gibi mutluyum. Hiçbir zaman da ‘olduğum gibi olmayı’ kaybetmek istemem.

Yavaşlamak, hatta durmak sizin için ne ifade ediyor? Zannedildiği kadar korkutucu mu, yoksa rutin hayattaki hız düşüncelerimizi, duygularımızı uyuşturuyor olabilir mi?

Kesinlikle korkutucu değil, hatta ihtiyacımız var! Bir dur, bir dinle, hisset... Durmak, hem kendine dönmek hem de hayatı algılamak, düşünmek, hislerine yoğunlaşmak, öğrenmek, keşfetmek, kendini ve çevreni tanımak demek. Nefes alalım, nefesimizi dinleyelim; durmayı unutmayalım.

Bugüne kadar aldığınız en cesur karar neydi ve sonucunda ne oldu?

12 yaşında, tiyatroya yeni başladığım zamandı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ndeki eğitimimde İnsanlığın Lüzumu Yok adlı bir oyun çıkarıyorduk. Mafya babası vardı Bobby, erkekler için seçmeleri yapılıyordu; fakat hiçbiri olmadı. Ben de bir anda ‘ben denemek istiyorum’ diye sahneye çıktım ve rolü aldım! Bir kız olarak erkek bir karakteri canlandırdım üstüne üstlük bir mafya babasını… Takma bir göbek ve şapka ile Bobby’e ben hayat verdim!

Bundan sonra hiç kıyafet almayacak olsanız; ancak tarzına hayran kaldığınız biri tüm kıyafetlerini size verecek olsalar kimin adını söylerdiniz?

Jennifer Lopez! JLo’nun stilini çok ama çok seviyorum.

Bir günü ‘mükemmel’ olarak adlandırmak için, nerede ve ne yapıyor olmanız gerekir?

Setim çok iyi geçmiş ve çok iyi bir performans çıkarmışımdır. Sevdiklerimle beraber mutluyumdur...

Peki, sizin gözünüzde ‘bay mükemmel’ hangi özelliklere sahip?

Samimi olmak çok önemli bence. Samimi ve dürüst diyebilirim.

İnsanların kendi medeniyetlerini kurmak için bencilce tüm doğaya hükmetmeye çalıştığı ve sonunca salgın bir hastalığın yayıldığı, hiç kimsenin dışarı çıkamadığı ve hatta birbirine dokunamadığı 2120 yılında geçen distopik bir Black Mirror bölümünün içinde olduğunuzu hayal edelim. 100 sene önceki insanlığa söyleyeceğiniz ilk cümle ne olurdu?

‘Evren ve doğa bir bütündür. Doğayla uyum içinde gelişmek ve potansiyelini keşfetmek yerine doğayı tüketerek, hayvanlara ve insanlara zarar verirsek bu günler sadece fragman olacak’demek isterdim. Bu anlattığınız şeyi tam olarak şu an yaşıyoruz maalesef. Hatta daha geçenlerde bu günlere ithafen ‘Black Mirror’ın bu bölümünü sevmedim’ diye bir paylaşım yaptım. Karantinadayız, sevdiklerimizle buluşamıyor, dokunamıyor veya dışarı çıkamıyoruz. İnşallah en kısa zamanda atlatacağız.

Gelecekte bizi neler bekliyor, yeni projeleriniz var mı?

Şu anda Kovala ve Ya istiklal Ya Ölüm için çok heyecanlıyım. İlerisi için de senaryolar okuyoruz. En hayırlısını diliyorum.


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.