İplikten çözülenler

İplikten çözülenler

İstanbul Modern, bu yılın ilk sergisi ‘İplikten Çözülenler: Tekstilde Küresel Anlatılar’ ile sanatseverleri ağırlıyor. Sergide Prof. Dr. Reyhan Kaya’nın el baskısı eserleri ve arşivi de görücüye çıkıyor. Kaya’dan hem sanatı hem tekstilin serüvenini dinledik...

Röportaj: Zeynep Güler Ceylan
Fotoğraf: Avşar Gülener


‘İplikten Çözülenler: Tekstilde Küresel Anlatılar’ sergisi, tekstil malzemelerini yapıtlarında sanatsal ifade aracı olarak kullanan ve tekstil aracılığıyla küresel anlatıların peşine düşen 25 çağdaş sanatçının nesne, resim, yerleştirme ve videolardan oluşan çalışmalarını bir araya getiriyor. Okan Üniversitesi Moda Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reyhan Kaya, kıymetli arşivini bu sergi ile sanatseverlerle buluşturuyor. Sergide Kaya’nın el baskısı eserleri ve yazma sanatı kalıp arşivinin bir kısmı da yer alıyor. Sergi, 7 Temmuz 2019’a kadar ziyarete açık olacak.



Kariyerinizin ilk yıllarına dönersek, moda tasarımı ile yollarınız nasıl kesişti? Moda üzerine eğitim almaya nasıl karar verdiniz?
Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nun açılışını 1957 yılında gazetede okudum. Hedefimde daima sanat üzerine bir eğitim alma fikri vardı. Gazetede ilanı okuyunca aileme bile haber vermeden okula gidip kaydımı yaptırdım, daha sonra aileme söyledim. Tekstil Sanatları bölümünü tercih ettim. Türkiye’de tekstil endüstrisi yeni yeni gelişmekte olan bir daldı. Okulun ilk günü sınava girdim, istenen şuydu, “Bir dans sahnesini resmedin.” Ben geleneksel danslarımızdan yola çıkarak bir komposizyon yaptım. İkinci olarak da renkli bir komposizyon yapmamız istendi, ben de renkli geometrik formlardan oluşan bir komposizyon hazırladım. Biraz zaman geçtikten sonra sınav sonuçlarına bakıp okulu kazandığımı öğrenince çok mutlu oldum. Okul o yıllarda beş bölümden oluşuyordu, iç mimarlık, tekstil sanatları, dekoratif resim, seramik sanatları ve grafik sanatları. Bauhaus ekolü doğrultusunda Türkiye’de kurulan ilk okuldu.

Bauhaus ekolünden bahsedebilir misiniz?
Bauhaus ekolü, teknik ve tasarımın güzel sanatlar için birleşiminden doğan bir ekol. Sanatı sadece sanat yapmak için değil, endüstride de güzelin üretilmesini sağlayarak, sanatla birleştirerek topluma sunulmasını sağlayan bir ekol, 100 sene önce Almanya’da kurulmuş bir ekol. Bizde de 1957 yılında açılan Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu ile başlamış oldu.



O yıllardaki okulunuz ve akademik kadronuzdan bahsedebilir miyiz?
Okulumuzun açıldığı ilk dönemde akademik kadromuz tümüyle Almandı. Stuttgart Akademisi’nden gelen hocalarımız vardı. Bizim hocamız Stuttgart Akademisi’nden Profesör Harmi Ruland çok deneyimli bir hoca ve Bauhaus ekolünden yetişmiş bir hocaydı. O zeytinyağı yeşilini sevdiği için tüm öğrenciler eserlerinde bu renge yer verirdi. Hatta bu yeşile ‘Ruland Yeşili’ derdik. İlk yıl bu hocalarımızın denetiminde kaldık. O dönemde Almancamı geliştirmek için kursa gittim. Daha sonra hocamız Harald Schmidt oldu. Onun denetiminde okulumuzu tamamladık. Bizim her yıl bir ay staj mecburiyetimiz vardı, ben de Herr Schmidt’in yardımıyla Almanya’daki birçok yere mektup yazdım, bir fabrikadan kabul yanıtı geldi, ben de Stutgartt’ın bir köyünde staja gittim.

O zamanlar Türkiye’de moda tasarımına bakış nasıldı?
Bizim okuduğumuz yıllarda tekstil endüstrisi yeni gelişmekteydi, yeni mezun olan birçok arkadaşımız tekstil endüstrisi alanında çok başarılı işlere imza attı. O zaman ülkede birçok tekstil fabrikası vardı. Malatya’da  jakar, Bursa’da merinos fabrikası vardı, özellikle erkek kumaşlarını o yıllarda İngiltere’ye ihraç ediyorduk, Eskişehir’de ve İzmir’de fabrikalar vardı. Uzun yıllar Avrupa kumaşlarını bizde bastırıyordu, biz yurt dışına desen satıyorduk. Şimdi maalesef bütün bu bahsettiğim fabrikalar kapandı. Şimdi mezun olan öğrenciler sadece moda tasarımı yönünde kariyerlerine devam ediyorlar.

Yıllarını bu sektöre adamış bir akademisyen olarak moda tasarımı okuyan öğrencilerinize vereceğiniz en önemli tavsiyeler neler?

Biz öğrencilerimizle sadece öğrenci-hoca ilişkisi kurmuyoruz, biz onlara tecrübelerimizi de aktarıyoruz, özellikle ben kız öğrencilerimize “Çalışacaksınız” diyorum, maddi durumları ne olursa olsun mutlaka çalışmalarını ve üretmelerini tavsiye ediyorum. Bence bir tasarımcı olarak Türkiye’de yetişmek bir ayrıcalık, ben bunu birebir yaşadığım için biliyorum. Almanya’da staj yaptığım dönemde Hamburg Üniversitesi’nden bir profesör desen atölyesinin başındaydı, onunla birlikte çalıştım, orada el baskısı üzerine işler yaptım. Benim yaptığım bazı desenler fabrikada basıldı. Türkiye’de çok geniş bir el sanatları mozaiği var, renkler ve yaşadığımız iklim bizi çok etkiliyor. Almanya’da yüksek lisansımı yaparken Türkiye’de yetişmiş olmanın önemini ve ayrıcalığını gördüm. Desenlerimde mutlaka Türk motiflerini kullanırdım, Alman hocalarım benim desenlerimi çok beğenirdi.