Kalben kalp biz

Kalben kalp biz

Bırakın şarkı söylemeyi konuştuğu anda bile, sadece sesinin tınısıyla insanın frekansını değiştirme gücüne sahip bu şahane kadın, kafamızdaki kadın şarkıcı kavramını da güncelliyor. Kalben, sessiz ve derinden hayatımızın içine sızdığından beri “haydi söyle” demekten kendimizi alamıyoruz!

Fotoğraf: Serhat Hayri
Röportaj: Filiz Şeref
Styling: Aslıhan Sever
Saç: Akın Ünal
Makyaj: Alp Kavasoğlu
Fotoğraf Asistanı: Burak Elmalı
Styling Asistanı: Sudenaz Tuğcu, Süeda Kaya


Sesi, ruhu, görünümü ve söyledikleri birbirine denk kaç insan tanıyorsunuz? Kalben’in onlardan biri olduğuna şüphe yok. Konserinde karşılaştığınız kalabalığın da tıpkı onun gibi olduğunu gördüğünüzde içiniz rahatlıyor. Her şey sakin, huzurlu, doğal ve olması gerektiği gibi. Bu düzenin insanı olmadığını söyleyen Kalben’in zaten tek istediği şey de, hep birlikte konserlerde bağıra çağıra şarkı söyleyip birlikte derdimizi unutmak, gerekiyorsa yas tutup gerekiyorsa birlikte kahkahalarla gülmek ve her şeyi orada bırakıp evlerimize dağılmak...

Kalben’i biraz tanımaya çalıştığımızda fark ediyoruz ki, başarı ve mutluluk gibi kavramlar size altın tepsi ile sunulmamış. Peki müzik ile olan bağlantınızın hayatta sizi mutluluğa götüren denklemin kökü olduğunu düşünüyor musunuz?
Aslında hiçbir zaman profesyonel anlamda müzik yapmayı düşünmemiştim ben. Ta ki o güzel insanlar o şarkıları sevip benim konserler yapmamı isteyene kadar. Müzik hiçbir zaman o ilk plandaki hayal değildi. Hep benim korumak istediğim, özel bir yerde sakladığım, sadece çok yakınım olan insanlarla paylaştığım ve çaldığım ufak tefek mekanlarda çok gizli yaptığım bir şeydi.



Neydi çocukluk hayaliniz peki?
Bir meslek hayalim yoktu. Yani bir şey olmak üzerine büyütülmedim. Dans etmeyi, müziği çok seviyordum, resim yapıyordum ama annem de babam da benim o alanlarda meslek sahibi olmamı istemiyordu. Sadece doğru düzgün bir mesleğin olsun, sağlam bir diploman olsun, bu ülkede ekonomik özgürlüğünü bir kadın olarak eline alabileceğin bir okuldan mezun ol gibi hayallerle büyütüldüm. Oysa kimi zaman sağlam bir mesleğin oluyor sonra onu içinden gelmeyerek icra ediyorsun. Yıllar içinde kazandığım deneyimler, yaşadığım şehirler, tanıştığım insanlar, bütün o kendime eklediğim parçalarla birlikte en önemli şeyin benim içimden gelerek en rahat neyi yapabildiğim ve en rahat neyi sunduğum olduğuna karar verdim. Ve müzikle tekrar tanıştım.

Aslında tarzınız da kendiniz de başkasınız. Standardize bir haliniz yok. Başka olan da her zaman kıymetlidir. Peki siz kendinizin kıymetini biliyor musunuz?
Sen deyince öğreniyorum ben. Şöyle ki, çok matematiksel ve tesadüfi bir şey burada olmam. Hiç burada olmayabilirdim, hiç sevdiğim adamı tanımayabilirdim, hiç gitar çalmayabilirdim, hiç annem o dünya güzeli kadın olmayabilirdi... Hani bunları düşündüğüm zaman deneyimimi, hayat yolculuğumu çok kıymetli buluyorum, ama kendime karşı genellikle kinayeli ve dalgacıyımdır. Yani kendimi çok ciddiye almayı sevmiyorum.

Tesadüf kelimesiyle kader kelimesini ne şekilde ilişkilendirenlerdensiniz?
Aslında evrensel bir tesadüf benim bahsettiğim, çok matematiksel ve biyolojik bir tesadüfün içindeyiz. İşi biraz o taraftan görüyorum. Rüya gören organizmalarız, bu bir rüya bizim için. Çok keyifli bir yerde yaşıyoruz, birbirimizi ezmek zorunda değiliz, korkutmak zorunda değiliz, birbirimize saldırmak zorunda değiliz. Bu yüzden kaderci olmak istemiyorum, çünkü her şeyi kadere bırakırsak birbirimize iyi davranmayabiliriz. Elimizde tutalım hayatlarımızı biraz, hatta olabildiğince kontrol etmeye çalışalım. İnsanlara ne kadar sevgi verebildim, nasıl davranabildim, kabalık ettim mi, aksi davrandım mı, kendi kişisel sorunlarımı onlara yansıttım mı, hep bunlara dikkat etmeye çalıştığım için kaderci olamıyorum.