Kerem Görsev'den yeni albüm

Kerem Görsev'den yeni albüm

Besteci ve piyanist Kerem Görsev, tüm bestelerin kendisine ait olduğu 17’nci albümü Spring Water ile hoş bir bahar sürprizi yaptı.

Albümün düzenlemeleri Görsev’in daha önce de beraber çalıştığı iki Grammy ödüllü Alan Broadbent’in imzasını taşıyor. Sanatçıya davulda Joe LaBarbera, kontrabastta ise Darek Oles eşlik ediyor.



Spring Water’ı diğer albümlerinizden ayrı tutan yanı ne?

Bu yıl konservatuvara girişimin 50’nci yılı. Bu albümle hem kendime bir hediye verdim hem de bir kelime oyunu yaptım: Eşimin adı Pınar yani İngilizce karşılığı Spring Water. Bu albümü onun ismine ithafen yaptım. 1995 yılının mayıs ayında eşim Pınar Amerika’dan döndüğü zaman I Love May isimli albümü ona ithaf etmiştim. Bu, I Love May’den sonra eşime yaptığım ikinci albüm. Tabii büyük hayranı olduğum efsane Joe LaBarbera ile çalışmak benim için çok önemli. Hayallerime kavuşmak üzereyim.

Albümlerinizin isimlerine baktığımızda mevsimlerle duygusal bir bağ kurduğunuz anlaşılıyor...
Yıllardır albümlerimde bahar temalı bestelerimi çaldım. Sonbahar kayboluşu, ilkbahar ise var oluşu hissettiriyor bana. Sonbahar ve ilkbahar pastel renkli bir dünyadan renkli bir dünyaya geçişi film gibi anlatan mevsimler.

Piyanoyla ilk tanıştığınız günü hatırlıyor musunuz?
1967 yılında konservatuvara girdim. Babamla beraber Üsküdar’da bir Ermeni vatandaşın ahşap konağına gitmiştik. Evin içinde 50 yaş üzeri, simsiyah giyimli kadınlar vardı. Babam oradan bir duvar piyanosu aldı. Siyah lake bir piyanoydu ve iki yanında şamdanları vardı. O günün parasıyla 27 bin liraydı. Aslında babamın o kadar parası yoktu, sonraları annem, babamın çok zorlanarak ve taksitle aldığını anlatmıştı. O piyano hayattaki ilk gerçek oyuncağım gibiydi ve piyanoyu 30 sene kullandım. Sonraları bana yetmedi, çünkü kuyruklu bir piyano istiyordum.

Türkiye’de caz müziğin gelişimini nasıl buluyorsunuz?
Bugün İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Eskişehir’de bütün belediyelerin irili ufaklı konser salonları var, hatta çoğu dünya çapında salonlar ve verilen konserlerin yüzde 10’u caz şemsiyesi altında toplanıyor. Amiral gemi tabii ki İstanbul Caz Festivali ama 365 güne yayılmış minimalist festivaller var, caz programları gelişiyor. Ne ekerseniz onu biçersiniz.

Nelerden ilham alırsınız?
Doğa olayları, uzun yaşanmış ilişkiler, hayvanlarımla olan ilişkilerim, deniz, köy hayatı, zeytinlikler, sakinlik… Minimal şeyler aslında. Köylerini terk edip İstanbul’a gelmiş insanların akıllarına şaşıyorum.