Sır Kalmasın: Menajerimi Ara!

Sır Kalmasın: Menajerimi Ara!

Işıltılı hayatların ve şöhretli yıldızların ardında pek görünmeyen ama çok önemli birileri var. Onları görmeseniz de duymasanız da orada olduklarını hissedebilirsiniz. Merak etmeyin, bu ay onlarla tanışacak ve hayatlarına ortak olacaksınız. Menajerlerin dünyasına hoş geldiniz!

Objektifler, iddialı dekorlar, spot ışıkları, gösterişli senaryolar ve milyonlarca hayranın arasında bir hayat. Bu hayatın dengeli ve yolunda gitmesi adına çaba gösteren bir oyuncu ve mutlak takım arkadaşı menajeri... Menajerler, bugüne dek arka planda kalmayı ve görünmez kahramanlar gibi kazanılan başarıların gizli ortağı olmayı başardı. Fakat şimdi kameranın önüne geçme sırası onların hikayesine geldi. Geçtiğimiz ay çekimleri başlayan ve bu ay Star Tv’de izleyicisiyle buluşacak Ay Yapım’ın yeni dizisi ‘Menajerimi Ara’ ile menajerlerin, onlarla iletişim kurarken bizlerin ve oyuncuların gizli dünyasına konuk olacaksınız. Fransız ‘Dix Pour Cent’ ya da diğer adıyla ‘Call My Agent!’ adlı dizinin Türkiye uyarlaması olacak yapım, menajerlerin başından geçenleri anlatıyor. Bizim için fazlasıyla tanıdık olan bu eğlenceli dünyayı sizin de erkenden tanımanız için ilk bölümden önce sete girdik ve ekiple bir araya geldik. Ayşenil Şamlıoğlu’nun Peride’si, Barış Falay’ın Kıraç’ı, Canan Ergüder’in Feris’i, Fatih Artman’ın Çınar’ı, Ahsen Eroğlu’nun Dicle’si ve Deniz Can Aktaş’ın Barış’ı ile menajerlerin dünyasını sette konuştuk. Tecrübeli, hırslı, stratejist, samimi, tutkulu ve şanslı menajerlerin dünyasına hoş geldiniz! Birkaç bölüm sonra her olay karşısında muhtemel tek yanıtınız bu olacak: Menajerimi ara!

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU/PERİDE


Ayşenil Şamlıoğlu ‘Menajerimi Ara’ dediği anlarda tam olarak ne yaşanmış oluyor?

Bu cümle kurulunca neler olduğunu, arkasından neler yaşandığını bu dizinin içinde öğreneceğim. Menajerim Renda Güner’in penceresinden bakmayı öğreneceğim. Çünkü ‘menajerimi ara’ dediğim anda Renda ve ekibi harekete geçip benim için en konforlu ve doğru ortamı sağlamaya çalışıyorlar. Yıllardır birlikte çalışmanın verdiği konforla ben gözüm kapalı kendimi onlara teslim edebiliyorum. Bu gerçekten bir oyuncu için büyük bir lüks.

Peride karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu?

Dizinin orijinalini seyrettiğimde kendimle özdeşleştirdiğim, oynasam ne güzel olurdu dediğim bir karakterdi Peride. Ajansta çalışan herkese çok sakin ama çok güçlü durarak yaklaşıyor. Onların yanında olma gücü gerçekten etkileyici. Çünkü birinin yanında olabilmek ayrı bir güç ister. Peride bu gücü gösterebilen bir kadın üstelik bunu kimsenin gözüne sokmadan; ‘nasıl da destek oldum ama sana!’ demeden yapıyor. Karakterin hayat tecrübelerini ustalıkla kullanıyor olması da beni role çekmişti. Bu rolle buluşacağımı öğrendiğim zaman sevinçten havalara uçtum. ‘İstemesini bilirsen olur dedikleri şey sanırım doğru’ dediğim andır o an.

Bugüne dek ‘Menajerimi Ara’ diyen taraf siz oldunuz… Masanın diğer tarafında yani menajerlerin dünyasında neler oluyor? Hayat verdiğiniz karakterin ışığında o dünyayı tanımak isteriz…

Büyük bir iktidar savaşı var. Üstelik de ağır bir savaş veriliyor. Kimi bu savaşın içinde daha hakkaniyetli daha dürüst doğru yollardan gitmeyi seçiyor kimi her yolu kendine mubah görüyor. Kimi de yırtıcı, saldırgan, dominant bir mücadelede veriyor. Bir şekilde ‘ben buradayım!’ diyor ve sanatçısının orada olmasını sağlıyor. Birileri sanatçısının sanatsal işlerde yükselmesini sağlamaya çalışırken birileri de önemli olan para; hangi işten gelirse gelsin demeyi seçiyor. Sıkı bir savaş alanı menajerler dünyası gerçekten çok zorlu. Orada olmak istemezdim.

Şöhret, medya, basın, spot ışıkları, magazin ve daha birçok madde bu dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Peride, kendi yıldızlarına bu konularda ne gibi tavsiyeler veriyor? Ayşenil Şamlıoğlu bu tavsiyelere ne kadar uyuyor?

Peride ve onun portföyündeki yıldızlar genellikle şöhret, medya, basın, spot ışıkları ve magazini arkasında bırakan oyuncular. Dolayısıyla kendi oyuncularına da bu noktada bir tavsiyesi yok. Çünkü bu tür bir dişli mücadelenin gerektiği konumda değil Peride ve oyuncuları. Ayşenil Şamlıoğlu da benzer durumda. Onun da bu noktada şiddetli bir mücadelesi yok. Hatta çok fazla çekinik ve evinde bir yaşam sürüyor Ayşenil.


BARIŞ FALAY/KIRAÇ


Barış Falay ‘Menajerimi Ara’ dediği anlarda tam olarak ne yaşanmış oluyor?

İş hayatımı ilgilendiren bütün konuları, hayatımda adeta bir idari müdür olan menajerime yönlendirmeyi tercih ediyorum. Bunu daha profesyonel buluyorum. Daha az hata payı bırakıyor ve iş hayatımızla ilgili her türlü iletişim çok daha kolay yürüyor.

Kıraç karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu? 

Kıraç’ı tercih etmemde ekip çok etkili oldu. Karakter özelindeyse bugüne kadar canlandırmadığım tarzda biri olmaması belirleyiciydi. Daha önceki televizyon performanslarımda, performe edilmesi gereken yani tırnak içinde söylüyorum biraz daha fazla çabaya ihtiyaç duyan, duygusunu yükseklerde yaşayıp gösteren karakterleri canlandırdım. Şimdi tam tersi; yaşadığı duyguları hissettirmeme özeninde olan, çok daha stratejist davranan bir adamla karşı karşıyayım. Bu karakteri canlandırmak heyecanlı.

Sizce başarıya giden yolun ne kadarı iyi bir strateji oluşturmaktan geçiyor? Kıraç’ın başarıya ulaşmak için kurduğu stratejide dikkat ettikleri neler?

Kıraç sol beyniyle hareket eden bir adam kanımca. Mantığını önde tutan, strateji kuran, işe duygularını karıştırmayan ve kendi duygularını da çok göstermeyen bir karakter. Bu da dramının kendisiyle çok güzel bir çatışma oluşturuyor. Drama, biraz hayat gibi olan tavrıyla, genelde yapılan bütün stratejileri y��kmak üzerine kurgulanır. Burada çatışmayı da yoğun olarak göreceğiz gibi. Eğlenceli olan tarafı da bu. Bense kişisel anlamda stratejilere çok inanan biri değilim. İş hayatımda ve özel hayatımda duygularımla hareket etmeyi tercih ediyorum. Böyle kendimi gerçekleştirebildiğime ve ifade edebildiğime inanıyorum çünkü. Kıraç’la taban tabana zıt karakterleriz gibi geliyor bana.

Bugüne dek ‘menajerimi ara’ diyen taraf siz oldunuz… Masanın diğer tarafında yani menajerlerin dünyasında neler oluyor? 

Oyuncu ve sanatçılar duygusal farkındalıkları yüksek olması gereken insanlar kanımca. Dolayısıyla iş hayatlarında doğru bir çizgide ilerleyebilmeleri adına yardımcı olunması gereken insanlar. İşte menajerler de tam olarak bu dengeyi oluşturan kişiler. Yani sağ beyniyle yaşayan sanatçıların yanında, sol beyinleriyle onlara destek verenler diye algılamayı tercih ediyorum. Kıraç da bu yıldızlarla, bol spot ışıklarıyla dolu dünyada ‘başarı eşittir para, para eşittir her yol mubah’ diyen bir karakter.

CANAN ERGÜDER/FERİS


Feris karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu? 

Ben zaten dizisinin orijinalinin hayranıydım. ‘Menajerimi Ara’nın ismini duyduğum anda bu dizinin uyarlaması olacağını anladım ve hangi karakterin bana teklif edileceğinden de yüzde yüz emindim. Feris’le tutkularımız ve hayat enerjilerimiz uyuşuyor. İkimiz de yaptığımız işi çok seviyoruz ve tutkuyla bağlıyız.

Sizce başarıya giden yolun ne kadarı hırslı olmaktan geçiyor? Feris, başarıya ulaşmak için ihtiyaç duyduğu motivasyonu nasıl sağlıyor?

Bence başarıya giden yolda ‘hırs’ olması gereken taşlardan biri. Tabii bahsettiğim hırs, başkalarını ezen cinsten değil. Feris de işinde hırslı. Motivasyonunu, bulunmamış cevherleri keşfetmekte ve bunları olabildiğince sanata hizmet edebilmek için yoğurmakta buluyor. Çünkü nereden bakarsanız bakın, Feris işi konusunda bir idealist.

Bugüne dek ‘menajerimi ara’ diyen taraf siz oldunuz… Masanın diğer tarafında yani menajerlerin dünyasında neler oluyor? 

İçinde olsam da ben de yeni tanıyorum işin bu tarafını. Her dakikasının dolu geçtiği bir dünya bu. Telefonun hiç susmadığı, hızlı akışlı, saniyelerle bir işin kaçırılabileceği, şişmiş egolarla kırılganlıkların çakıştığı, içinin çoğunlukla kof olduğunu hissedip tatmin olduğunuz anların mutluluğunun uzun sürebileceği bir dünya. Oyunculuk mesleğinin perde arkası diyebiliriz.

Şöhret, medya, basın, spot ışıkları, magazin ve daha birçok madde bu dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Feris, kendi yıldızlarına bu konularda ne gibi tavsiyeler veriyor? Canan Ergüder bu tavsiyelere ne kadar uyuyor?

Açıkçası Feris’in her verdiği tavsiyeye uyar mıydım bilmiyorum. Çünkü Feris, bu dünyanın kurallarına uyulabildiği kadar uyulması taraftarı. O yüzden kontrolü devamlı elinde tutmak isteyen bir yönü var. Çevresi bu kurallara uymadığı zaman da fevri naturası her şeyin önüne geçebiliyor. Canan olarak, Feris’e problem çıkartacak bir yapım olmasa da ne kadar anlaşabilirdik bilmiyorum.

FATİH ARTMAN/ÇINAR


Fatih Artman’ın ‘menajerimi ara’ dediği anlarda tam olarak ne yaşanmış oluyor?

Tabii ki işimle ilgili yaşanan her konuda söylediğim ilk cümle oluyor. Onlar olmadan olmaz.

Çınar karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu?

Çınar’la kendimde benzeştirdiğim en büyük ortak yön ikimizin de idealist olma çabası. Beni heyecanlandıran, oynarken çok keyif aldığım bir karakter oldu Çınar. Ne mutlu ki senaryoyu okuduğumda hissiyatım ne ise oynadığımda da o oldu. Dizinin orijinal versiyonundaki karaktere göre enerjisi daha yüksek bir karakter olacağına inanıyorum Çınar’ın.

Sizce başarıya giden yolun ne kadarı şanstan geçiyor? Çınar’ın kariyerinde başarıya ulaşmasının önündeki en büyük engel ve ihtiyaç duyduğu motivasyon ne?

Şansın etkisinin birçok alanda etkili olduğuna inanıyorum. Şans hepimizin yanında olabilir ama sadece şansın payına güvenmek de doğru olmaz. Başarmak için öncelikle çalışmak gerektiğine inanıyorum. İşte o zaman daha çok yanımızda olacağını biliyorum. Çınar da aynı şekilde başarının çalışmaktan geçtiğine inananlardan. En büyük motivasyonu keşfetmek ve doğruyu bulma çabası olabilir.

Çınar, yeni bir yeteneği kendi oyuncuları arasına katmak için rakiplerine ve iş arkadaşlarına karşı nasıl bir strateji geliştirir? En fazla ne yapar, ne yapmaz? Sınırlarını öğrenmek isteriz…

Çınar, oyuncusuyla arkadaş olur. Strateji üretmeden samimiyetle kazanır. Küçük beyaz yalanlar söyleyebilir belki ama oyuncusunu kırmaz.

AHSEN EROĞLU/DİCLE


Ahsen Eroğlu ‘menajerimi ara’ dediği anlarda tam olarak ne yaşanmış oluyor?

Neler yaşanmıyor ki... Sorumluluğu birlikte paylaşıyoruz ama bazen heyecanıma yenik düştüğüm zamanlarda, yeni iş tekliflerinde, içinden çıkamadığım ve çözemediğim profesyonel meselelerde hemen; “Menajerimi arar mısınız?” diyorum. Kimi zaman günlük ilişkilerimde benden küçük ricalarda bulunan kişilerle iletişimimizi profesyonel noktaya çekmem gerektiğinde yine aynı şekilde ‘menajerimi ara’ diyerek kibarca reddettiğim durumlar doğuyor.

Dicle karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu?

Dicle’yle aramızda benzer birkaç özellik var. Öğrenme merakı, heyecanı, pimpirikli oluşu, disiplini. Bunları görünce de “E ben Dicle’yi tanıyorum!” dedim. Sadece hareketli olması da yetmiyor. Karakterin katmanlarını görebilmemiz için; sadece sorumluluk sahibi olan bir Dicle’den ziyade aynı zamanda sert düşüşlerini, ideallerini daha dikkatli bir şekilde kolluyorum diyebilirim.

Sizce başarıya giden yolun ne kadarı samimiyetten geçiyor? Dicle’nin kariyerinde başarıya ulaşmak için ihtiyaç duyacağı şey ne?

Tamamı samimiyetten geçiyor desek yeri var. Samimiyet denince akla sevimli bir ifade gelir ya... Hayır. Dürüstlük de bir samimiyet bana göre. Problemi küçük oyunlarla çözmeye çalışıyorsam eninde sonunda ayağıma dolanıyor. Ben beceremiyorum bu oyunları. Dicle’nin babasından birçok beklentisi var. Sevgi, güven ve başarabileceğine inanması… Bütün bu beklentilerinden, karşılık bulamadığı yüklerinden kurtulduğunda başarıya oldukça yaklaşmış oluyor, olacak da. Kısacası Dicle’yi rahat bırakmaları gerekiyor. O yolunu bir şekilde buluyor.

Bugüne dek ‘menajerimi ara’ diyen taraf siz oldunuz... Masanın diğer tarafında yani menajerlerin dünyasında neler oluyor? 

İnsan faktörünün üst düzeyde olduğu bir iş menajerlik. Hayatın içinde yaşanan her duygu da bu yüzden işin parçası. Sinir krizleri, mutluluklar ve daha birçoğu… Oyunculuğun göründüğünden daha yıpratıcı ve fedakarlık gerektiren bir iş olduğunu ancak o dünyaya girince anlıyorsunuz. Bütün bunlar oyuncuların tarafından görünen kısmı. Esas iş ise menajere düşüyor. Planlı ve programlı olması yetmiyor, sabır ve kıvrak zeka gerekli ki oyuncu, menajerine kendini bırakabilsin. Kağıt üzerinde sorun çözmek yetmiyor. Bir yandan inisiyatife de ihtiyaç var. Menajer bunu da kollayan taraf oluyor.

Şöhret, medya, basın, spot ışıkları, magazin ve daha birçok madde bu dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Dicle, kendi yıldızlarına bu konularda ne gibi tavsiyeler verirdi? Ahsen Eroğlu bu tavsiyelere ne kadar uyuyor?

Dicle’nin oyunculardan beklentisi, o oyuncunun izleyenlerine karşı tamamen dürüst ve örnek bir kişilik olması. Mesela sosyal medyanın dayattığı biri gibi olmadığınızı düşünün ya da sokakta hayranlarınızla karşılaşınca kaçmak yerine sohbet ettiğinizi...  İşte, bu bir samimiyettir. Ben de Ahsen olarak aynı şeyleri zaten yıllardır yapmaya çalışıyorum. Ne kadar ‘şöyle ol, böyle ol’ deseler de yine kendi halime bürünüyorum ve kendimi geliştirerek ilerlemeye çalışıyorum.

DENİZ CAN AKTAŞ/BARIŞ


Barış karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var? Bu karaktere hayat vermeyi kabul ederken sizi ona çeken ne oldu? 

‘Menajerimi Ara’ oyuncuların gerçek hayatta yaşadığı sorun ve sıkıntılara ve menajerlerin hayatına odaklı bir dizi. Bizlerin hayatını, gerçek hayatta yaşadığımız sorunları, duygusal iniş çıkışları öylesine gerçek bir yerden anlatıyor ki karakterimle bağ kurmam benim için çok zor olmadı. Bire bir yaşamasam da bu işin içinde olduğum süre boyunca birçok olaya şahit oldum, şimdi bunları bir karakterde toplamak ve onun yaşadıklarını, duygularını anlamak ve bu kadar yakın ve bildiğim bir hayatı canlandırmak benim için enteresan bir deneyim olacak.

Sizce başarıya giden yolun ne kadarı tutkulu olmaktan geçiyor? 

Tutku başarıya giden yolda anahtarlardan biri olabilir, bunun dışında da motivasyona ihtiyaç olduğu kesin. Barış’ın yolculuğu da aslında tutkudan ciddi anlamda besleniyor. Ayrıca başarıya olan açlığı ve kendini ispat etme hırsını da ekleyebiliriz.

Şöhret, medya, basın, spot ışıkları, magazin ve daha birçok madde bu dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Barış’ın bu olmazla olmazlarla arası nasıl?

Barış aslında bu olmazsa olmazlarla pek barışık bir karakter değil. Zaten asıl çıkmazları da bu dünyanın gereklilikleri yüzünden yaşıyor ve mücadelesi bu dünyaya adapte olabilmek. Hatta belki de bu dünyayı kendine adapte edebilmek. Biraz kendi yolunu çizmek isteyen ve özgün olabilme çabasında biri Barış.