Yeni mi normal?

Yeni mi normal?

Etkisi yavaş yavaş azalan koronavirüsle birlikte, tüm dünya normalleşme planlarını açıklıyor ve internette en çok aratılan soru ‘ne zaman normale döneceğiz?’ oluyor. Farklı disiplinlerde hayranlık uyandıran başarılara imza atmış beş isme, yeni normalde bizi nelerin beklediğini sorduk.

Gerçeklik kaybı yaşadığımız bu çağ, pandemi süreciyle birlikte neyin normal ya da anormal olduğu konusunda da arkeolojik kazı yapma gerekliliğini beraberinde getiriyor. İstek kiplerinin yerini feragat eylemlerine bıraktığımız, daha minimal, daha küçük gruplarla ve insanlığın derinlerinde gizlediği ‘yetinme’ duygusuna sarılarak normalleşmeye çalışıyoruz. Asıl soruysa yeni normal, eski normale benzeyebilecek mi? İşte bu noktada koşullarla birlikte birer reflekse dönen ‘normallik’ anlayışımızı, aslında yalnızca büyük badirelerin eşiğinde değil; her daim sorgulamamız gerektiği sonucuna varıyoruz. Normal ne demek? Neleri anormal görüyoruz? Kültüre, coğrafyaya, internet hızına, teknolojik alt yapıya, asfalt yollara, kökünde güzel kalmayı başarabilen ormanlara bakış açımıza göre ödünç alınan normalimiz, şimdi farklı bir versiyonuyla yeni refleksimiz olmaya hazırlanıyor. Berlin’de yaşayan sanatçı Esra Gülmen, normalin şehirlere göre değiştiğine; oyuncu Ahsen Eroğlu, yeni normalinde yegane kuralın ‘değer bilmek’ olacağına; Teksas’ta yaşayan müzisyen Demir Demirkan, yeni normal karşısında yine deli hayallerimize tutunmamız gerektiğine; oyuncu Hayal Köseoğlu, kaosla özdeşleşen anormalin güzelliğine ve yönetmen Tolga Karaçelik ise ‘normal’in sürekli test edilmesi ve zorlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Onların yeni normalini okurken, ‘normal ne demek?’ sorusuna kendinizce yanıt aramayı es geçmeyin deriz.



Ahsen Eroğlu
Oyuncu
Mutluluğun resmini aramak
“Herkesin normali toplumsal, coğrafi ve daha birçok koşula göre değişebiliyor. Normal, farklılık gösterse de değişmeyen şeyler de var! Dünyanın öbür ucunda da olsak, evde de ‘o an’a alıştığımız zaman; normalimiz de kaçınılmaz oluyor. Normal, aynı zamanda standart değil midir zaten? Bukalemun gibi uyum sağlayabilmek ve durumları kabullenmek… Kısa toplumsal hafızamız bize koronavirüsü de maalesef çok geçmeden unutturacak. Bizim gibi evde karantina uygulayanlar da kendi normallerine alışmış olacak. Eski normalime bakıyorum da çok küçük dertleri erteleyişim, anormal gelmeye başladı. Kitap okumak, çizim yapmak, filmleri seriler halinde izlemek, güzel bir çay içmek, uzun zamandır düzenlemediğim fotoğrafları düzenlemek, yeni şeyler öğrenmek, alt komşuyla sohbet etmek… Planları uygulamak için checklist’ler yapmak ya da çizim yapmak için çalışma masamı düzenlemek şart değilmiş aslında. Çizmek mi istiyorum? Elime derhal bir fırça alıyorum. Film mi izlenecek? İlla akşam olmasına gerek yok, hatta kahvaltıyı bile beklemediğim sabahlar oluyor. Neymiş o uğraşlar öyle? Tuhaf, anormal… Yeni normalimde olmazsa olmazımsa değer bilmek! Yanından geçtiğim ağacın, insan seslerinin ve ailemin hayalini kurar oldum. Şimdiki normalden çok şey öğreniyorum, bolca üretim yapıyorum. Kendimi iyi hissetmek için çok da çabalamamam gerektiğini fark ettim. Zaten içten çok mutlu bir insanım. İçim dolu, neşeli… Sabah kalkıp sadece kendim için hazırlanmak, bakım ve makyaj yapmak, uzun zamandır giymediğim tiril tiril şortlarımı, beyaz tişörtlerimi giyerek kitap okumaya oturmak… Yaratıcılığıma kapı açabilecek her şeyle etkileşimde kalarak ve bunu sürekli hale getirerek, Nazım Abi’yle mutluluğun resmini aramaya devam edeceğim.”



Demir Demirkan
Prodüktör-Şarkı Yazarı-Yorumcu
Eski normal, anormal
“İnsan zihni ilginç; tekrar ile öğrenir ve adapte olduğu normali yaşamaya başlayınca eskiyi aramaz bile. Hatta eski normal, anormal olur. Yeni koşullar kümesinin hayatımıza etkisi uzadıkça ve tekrarladıkça, algıladığımız gerçekliği kıyaslayacak varsayılan bir normal kalmaz ortada. Bu durum da yeni normal olur. Yeni normale dair iki öngörüm var. İlki, her şey bittikten yaklaşık bir yıl sonra bütün yaşananlar unutulacak. Depremleri, felaketleri, savaşları, teröre verilen kayıplarımızı ve daha birçok şeyi unuttuk bile... Bu da unutulup gidecek ve bugünler “A-a evet! Hatırlıyor musun, Instagram canlı yayınları falan vardı…” sözleriyle nostalji olacak. İkincisiyse, pandemi süreci uzarsa, virüs evrim geçirecek ya da yeni salgınlar veya benzeri küresel felaketler ile terbiye edilmiş bir ‘dijital dünya toplumu’ olacağız. Ekonomik sistem evrim geçirecek. Para birimleri birleşecek. Bir dizi ekonomik çöküş, devrim olacak ve bilmem kaç yıl sonra şu an pek de hayal edemeyeceğimiz bir dünya düzeni oluşacak. Unutmayı seçmek bazen daha iyi sanki… Yeni normali düşününce, bir saatlik toplantı için İstanbul’dan Ankara’ya uçmak gibi şeyler tabii ki anormal geliyor artık! Böyle de oluyormuş meğer. Ama artık hızlı ve geniş bant internet olmazsa olmaz! Sosyal medya olmazsa olmaz. Görüntülü konuşma olmazsa olmaz. Kredi kartıyla alışveriş olmazsa olmaz. Eve dağıtılan paketler olmazsa olmaz. Salgın, en büyük darbeyi aslında bireysel olarak vurdu. Bu belirsizlikte umudumuzu ve hayallerimizi yitirmeye başladık. Ama hayallerimize ve umutlarımıza olan inancımızı yitirmeyelim; çünkü o zaman yenilmiş oluruz işte! Hepimizin ‘deli’ diye nitelendirebileceği hayalleri var. Bu hayaller kendimizden daha büyük ve gerçekleştirilemez gibi gözükse de işin gerçeği. O hayalleri kurabiliyorsak; gerçekleştirebiliriz de! Yeni şarkım ‘Deli Hayaller’in kapağındaki gibi küçücük kayığında, herhangi biri, yıldızlı bir gecede umuduna güvenip koca bir okyanusa açılabilir... Bu dünyayı bu inanç ve cesaretle kurduk ve aynı umutlarla yaşatmaya devam edeceğiz.”