Bir Hazal Subaşı Rüyası

Masalları andıran rotasında kısa, varış noktasında ise onu bekleyen büyük hedefler var. Hayallere uzanan rüya gibi bu yolculuğun başrolündeki oyuncu Hazal Subaşı, sakin ve sağlam adımlarla her geçen gün yıldızını parlatıyor ve kendi hikayesini kendi kurallarıyla yazıyor. Gerçek bir rüyaya hoş geldi.

RÖPORTAJ: BARAN ALIŞKAN
FOTOĞRAF: ERMAN İŞTAHLI
STYLING: BİLGECAN KOÇANA
SAÇ: MERTCAN PEKGÜZEL
MAKYAJ: ASLI BİLGE
FOTOĞRAF ASİSTANLARI: ESRA NUR TOPAL, TALHA ELMAS, ÇAĞRI YILMAZ
STYLING ASİSTANLARI: BARIŞ TAŞDEMİROĞLU, ECE ÖZBERK
MAKYAJ ASİSTANI: BELİZ AR
VIDEO: BEGÜM BESTE BENGÜ
DEKOR İÇİN; LOVA YATAK VE BELLA MAISON’A TEŞEKKÜR EDERİZ.

Günün ilk ışıklarını alarmlarının sesiyle karşılayan şehir insanları, kalabalığın ritmine ayak uydurmaya çoktan başlamıştı. Trafik ve korna seslerinin bastırdığı kuş cıvıltılarını belli belirsiz duyduğumuz bu sabah, son rüyalarımızı hatırlamamak için kahve fincanlarına sarılmıştık. Kabloların üzerinden atladığımız ve sabah mahmurluğunu doyasıya yaşadığımız anlarda yeniden bir rüyaya ortak olacağımızdan habersizdik. Aslına bakarsanız o kadar da habersiz sayılmazdık. Çünkü stylist’imiz Bilgecan Koçana’nın romantik düşlerine konuk olmaya ve Erman İştahlı’nın objektifiyle içine çekileceğimiz hikayenin bir parçası olmaya hazırdık. Hazal Subaşı, tam bu anlarda gün batımına dek cömertçe paylaşacağı gülümsemesiyle aramıza katıldı. Gerçekten gülümsemesi ona çok yakışıyor ve onu paylaşmaktan çekinmiyor. Göz göze geldiğinizde odağınızda hakimiyet kuracak bir aurası var, hiç şüphesiz. Birazdan başrolü olacağı bir rüyayı yaratmak üzere çoğumuz yörüngesine girecek ve gerçeklikten sıyrılarak fonda çalan müziğin ritmine kapılacağız. Merak edenler için çalma listemizi paylaşmak isterdik fakat gözlerimizi ekrana yansıyan fotoğraflardan alamadığımız için hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Belki Vivaldi, belki de Bach çalıyordu ve emin olun stüdyomuzda herkes istemsizce bu ritmin bir parçası oluyordu. Aslı Bilge’nin renkli fırça dokunuşları ve Mertcan Pekgüzel’in yeteneklerinin eseri örgülerle çıktığımız bu rüya konuğumuzun müthiş özverisiyle soluksuz bir set temposuna dönüştü. Hepimizi kalbinden vuran son karenin ardından, kalabalıktan uzakta Hazal Subaşı ile sorularımıza yanıt aradığımız bir mola verdiğimizde hala bu romantik rüyanın etkisi altındaydık. ‘Bugüne dek yaşananları ve kırılma noktalarını bir kenara bırakırsak; bambaşka bir hayat yaşıyor olma ihtimalini hayal edelim’ sözleriyle başlıyoruz sohbetimize… Alternatif hayat senaryosunda oyuncu Hazal Subaşı nerede ve ne yapıyor olabilirdi diye merak ediyoruz. Hazal, “İtalya’da yaşayan başarılı bir aşçı olabilirdim” diyor ve yine gülümseyerek “muhtemelen bu kiloda olmazdım” diye ekliyor. Biz ise alternatif senaryonun yaşanmamasından memnun şekilde onunla tanışmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü bugüne dek Kötü Adamın 10 Günü, Kasaba Doktoru, Sıcak Kafa, Çukur, Bizi Ayıran Çizgi, Halka, Bir Umut Yeter, Adını Sen Koy yapımlarında izlediğimiz; yakın gelecekte Meraklı Adamın 10 Günü ve Güzel Bir Gece ile buluşacağımız ve şimdilerde Dilek Taşı dizisiyle yeteneklerine tanıklık edeceğimiz Hazal Subaşı ile tanışmaktan fazlasıyla memnunuz. Şimdiyse meraklı gözlerle sorduğumuz soruların yanıtlarını birlikte alma zamanı. Bize katılın.

Hayatınızın bu döneminde nasıl hissediyorsunuz? Neler yaşıyor ve neler düşünüyorsunuz?
İlk olarak ve bence en önemlisi, artık kendimi tanıdığımı ve ne isteyip ne istemediğimi bildiğimi düşünüyorum. Çok iyi ve umut dolu hissettiğim bir dönem. Her şeyin iyi gittiği, tamamlanmaya başladığı ve daha da güzelleştiği zamanlardayım gibi. O yüzden mutlu ve heyecanlıyım açıkçası.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Geriye dönüp baktığınızda o günlere dair güzellikle hatırladığınız, unutamadığınız ‘o an’ gözünüzde nasıl canlanıyor?
İzmir-Karşıyaka’da doğup büyüdüm. Benim çok kalabalık bir ailem yok, az kişiyiz. Ama halen görüştüğüm çocukluk arkadaşlarım ve onların aileleriyle beraber baya kalabalıktık aslında. Hep birlikte, anneler ve kızları olarak çok komik, çok eğlenceli zamanlar, tatiller ve okul yılları geçirdik.

Hayatı öngörülemeyen maceralarla dolu uzun ve heyecanlı bir yolculuk olarak yorumluyoruz... Siz, bu serüvendeki kendi rolünüzü nasıl tanımlarsınız?
Kesinlikle öyle. Her yeni döneme, ‘bakalım, şimdi neler olacak hayatımda?’ diyerek başlıyorum. Olacakların kontrolümde olmasını isterim pek tabii, her şeyi bilmek isterim. Fakat ne kadar uğraşsam da her defasında aklımın ucundan bile geçmeyen birçok şey olur ve genelde daha önce neden olmadığını, neden gerçekleşmediğini düşündüğüm şeyler için ‘iyi ki şu an olmuş, iyi ki şimdi gelmiş’ derim. Önünde sonunda olması gereken, olması gerektiği gibi oluyor.

1980’li yıllar çok meraklı olduğum, okumayı, izlemeyi sevdiğim bir dönemiydi Türkiye’nin. Bu benim ilk dönem işim, o yüzden daha da heyecanlıyım.

İletişim fakültesi eğitimi, Miss Turkey üçüncülüğü ve kamera önüne geçme kararı… Bugünkü Hazal Subaşı, hangi kırılma noktasını ‘her şeyi değiştiren’ olarak görüyor? Yoksa, her adım birbirini besleyen ve büyüten bir bütünün parçaları mıydı?
Benim için 2015 yılı tamamen bir değişim yılı oldu. Hayatımda yepyeni bir kapı açıldı ve İstanbul’a yerleşme kararı aldım. Bu kararı alabilmek, o dönem çok zor ve korkutucuydu ama böyle büyük bir adım atabildiğim, bilmediğim bir sektöre bir anda girmeye cesaret edip, yeni deneyimler yaşayabildiğim ve başarıyla devam edebildiğim için kendimle gurur duyuyorum.

‘Dilek Taşı’ isimli yeni projenizin ilk adımlarında, hayli yoğun bir set temposunun arasında buluşmanın keyfini yaşıyoruz. Yeni başlangıçlar genellikle sizde nasıl hisler uyandırıyor? Yeniliklere karşı duruşunuz nasıl?
Yeni başlangıçlar önceden gerginlik yaratırdı. Artık hiç öyle hissetmiyorum; hatta bir şeyler çok uzun süre aynı gittiğinde, yeni başlangıç çekiyor canım. Şu anki halimden ve işimden çok mutluyum. Umarım uzun bir süre böyle devam eder.

‘Dilek Taşı’ Türkiye’nin yakın tarihinde önemli bir dönemi konu alan bir yapım olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Hem bir dönem dizisinde yer almak hem de o yılları yeniden yaşamak ruhunuzda nasıl bir etki yaratıyor? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
1980’li yıllar çok meraklı olduğum, okumayı, izlemeyi sevdiğim bir dönemiydi Türkiye’nin. Bu benim ilk dönem işim, o yüzden daha da heyecanlıyım. İlk hazırlık sürecinden beri setteki her dekor, her kostüm çok ilgimi çekiyor. Bu projenin her detayından çok keyif alıyorum. Kendimi de o dönemde görmek, izlemek çok keyifli ve tabii ki kurduğumuz dünyada Figen’i canlandırmakta öyle. Tüm ekibin içinde olmaktan mutlu olduğu ve hepimizin gerçekten içine sinen bir iş ortaya çıktığını söyleyebilirim.

‘Dilek Taşı’nda Hazal Subaşı nasıl ve hangi duygulara sahip bir karaktere hayat veriyor?
Figen, adalet duygusu çok yüksek, duyarlı, insan hayatına önem veren, haksızlığa karşı duran, çevresinde olan her şeyi ve özellikle sevdiklerini çok düşünen, hassas davranan, çocuklara çok düşkün, empati duygusu yüksek bir karakter. Hayatındaki karmaşanın tam ortasında sapasağlam durmaya çalışan, inandığı her şeyi, herkesi sonuna kadar savunan ve koruyup kollamaya çalışan güçlü bir kadın. Olmak isteyeceğimiz, ‘keşke bende onun gibi yapsam ve böyle davranabilsem’ diyebileceğimiz biri aslında. Figen gibi bir karakter ile yola çıkmak, onunla bu yolu yürümek çok keyifli geliyor.

Dilek Taşı ve Kötü Adamın 10 Günü yapımlarının yanı sıra bugüne dek Kasaba Doktoru, Sıcak Kafa, Çukur, Bizi Ayıran Çizgi, Halka, Bir Umut Yeter ve Adını Sen Koy dizilerinde yeteneklerinize şahit olduk. Bu deneyimler oyunculuğunuzda ve hayatınızda nasıl değişimler yarattı?
Mesleğim ve kendim adına; her proje, her karakter, her yönetmen bana bambaşka şeyler öğretti. Özellikle ‘Sıcak Kafa’ ve ‘Çukur’ kariyerim için önemli iki proje oldu. Dilek Taşı’nın da hayatımda çok özel bir yeri olacağına inandığım için bu projedeyim.

Hedeflerimi gerçekleştirebildiğimi görmek iyi hissettiriyor ve yeni hayallerim için de umut veriyor. Hikayenin sonundaki büyük hedefin ne olduğunu, yine yolda görüp karar vereceğim.

Sakin ve sağlam adımlarla yükselişini sürdüren kariyer çizginizi göz önünde bulundurarak soruyoruz; bu ışıltılı dünya, odağındaki kişiye ne kazandırıyor ve bunun karşılığından ondan ne istiyor?
Bir projenin içindeysem önceliklerimi işime göre şekillendiriyorum. Her işte olduğu gibi emek vermenin çok önemli ve çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Emeğimin karşılığını almak için de elimden gelen her şeyi yapıyorum ve gerisini artık çok düşünmüyorum. Önceden daha kaygılıydım. Hayatta hayal kırıklıklarıyla da karşılaşabiliyoruz veya beklediğimizden de iyi olabiliyor, güzel gidebiliyor.

Adım adım gelişen başarı hikayeleri gerçekten de ilham verici. Siz de bir röportajınızda kısa kısa hedefler belirlediğinizi söylemiştiniz. Bu, hala geçerli mi? İnsan, hikayenin sonundaki büyük hedefi parça parça nasıl inşa etmeyi başarır?
Yirmili yaşlarımın başında veya daha küçükken, büyük hedefi belirlemek gerçekçi gelmemekle beraber, çok da zor geldi. Uzun bir süre, ne yapmak istediğimden, hayatım nasıl olursa mutlu olacağımdan, nerede olursam iyi hissedeceğimden fazla emin değildim. Düşündüklerimi denedikten, iyisini de kötüsünü de gördükten sonra, yapmak istediğim şeye karar verdim. Evet, hala geçerli. Çünkü bu zamana kadar kısa kısa hedefler koymak hayatımı düzene soktu. Bulunduğum noktadan, şu anki hayatımdan bu sebeple çok memnunum. Hedeflerimi gerçekleştirebildiğimi görmek iyi hissettiriyor ve yeni hayallerim, hedeflerim için de umut veriyor. Hikayenin sonundaki büyük hedefin ne olduğunu, yine yolda görüp karar vereceğim.

Karar verme konusunda nasıl birisiniz? Kararlarınızı alırken kalbinizi mi, aklınızı mı dinliyorsunuz ve bu yolculukta direksiyonda genellikle hangisi var; duygular mı, mantık mı?
Çok hızlı karar veren biriyim, hep böyleydi. Konunun büyüklüğü veya küçüklüğü fark etmeden aşırı hızlı karar alırım ve hızlıca ona yönelik bir şeyler yapmaya başlarım. Genelde sonuçları iyi olur ama nadiren de olsa keşke daha fazla düşünseydim dediğim olur tabii ki.

Aşk, şüphesiz biricik bir duygu ve herkes tarafından farklı şekillerde tanımlanıyor ve yaşanıyor. Sizin romantik dünyanızda aşk tam olarak neyi temsil ediyor? Romantik bir aşık mı, yoksa iyi bir yol arkadaşı mısınız?
İkisi de olmaya çalışıyorum. Galiba ikisinden de biraz olması lazım. Yoksa kendim için de karşımdaki için de zorlaşır çoğu şey. Önemli olan çaba sarf etmek, karşındaki kişinin farkında olmak, kendini ve seninle beraber olan kişiyi mutlu etmeyi istemek diye düşünüyorum.

‘Keşke’ ve ‘iyi ki’ arasında bir seçim yapmanız gerekseydi; hangisini seçerdiniz? Yaşananlar mı, yaşanmayanlar mı bizi daha çok etkiliyor sizce?
Yaşananlar önündeki süreçte çok etkiliyor tabii ki ama yaşanmayanlar; daha doğrusu yaşanamamış olanlar uzun bir süreye yayılıp aklına takılıyor insanın.

Yeni insanlarla tanışmak, konuşmak, vakit geçirmek son iki yıllık dönemde daha çok yaptığım ve sevdiğim bir şey haline geldi.

Sizi tam olarak mutlu hissettiren bir anda, nerede ve ne yapıyor oluyorsunuz?
Yalnızsam ve kulaklıklarım varsa, çok uzun bir süre hiç sıkılmadan iyi vakit geçirebilirim. Kendi başıma eğlenebilmek, çok sevdiğim bir özelliğim.

Peki, hayata dair bir meydan okumanız var mı? Sizi her sabah yataktan kaldıran o motivasyonu merak ediyoruz… Sıradan bir gününüzde neler yaşıyorsunuz?
Bir meydan okumam yok. Mutlu ama zor uyanan biriyim. Rutinlerimi çok seviyorum. Özellikle çalıştığım dönemlerde sabah uyanıp, hep aynı rutini gerçekleştirip, her şeyi tamamlamış hissetmek ve güne öyle başlamak hoşuma gidiyor.

Mesleğiniz itibarıyla milyonlarca meraklı bakışın odağında yeteneklerinizi sergiliyor ve bir hayat yaşıyorsunuz. Bu denli ulaşılabilir bir dönemde övgüleri ve eleştirileri ruhunuz nasıl bir duyguya dönüştürüyor, nasıl karşılıyor?
Yapıcı eleştirileri önemsiyorum sadece. Gerisini çok üstüme alınmıyorum ve kişiselleştirmemeyi tercih ediyorum. Diğer türlüsü çok sağlıklı gelmiyor.

Zahmetsizce bilgiye ulaşabildiğimiz bu çağda doğru ve yanlış arasındaki çizgi hayli ince ve bulanık. Fakat şöhret sahibi isimlerin hayatları en çok merak edilenler arasında… Bu bağlamda hayranlarınızın sizin hakkınızda ilk kez öğreneceği bir şeyi bizimle paylaşabilir misiniz?
Yemek videosu izlemeyi, yemek yapmayı ve tabii yemeyi çok seviyorum. Instagram’daki ‘Keşfet’ bölümüm yemek videolarıyla dolu. Uzun bir dönem boşluğum olursa aşçılık okuluna gideceğim. Kafamın bir yerinde duruyor şimdilik.

Mutlu ama zor uyanan biriyim. Rutinlerimi çok seviyorum. Özellikle çalıştığım dönemlerde sabah uyanıp, hep aynı rutini gerçekleştirip, her şeyi tamamlamış hissetmek ve güne öyle başlamak hoşuma gidiyor.

Yeni biriyle tanıştığınızda yani ilk bakışta, o kişinin nasıl biri olduğuna hangi kriterlere göre karar veriyorsunuz? Karşınızdaki kişi sizin nazarınızda sıfırdan puan mı toplar, yoksa otomatik yüklenen kredisini mi tüketir?
Sanırım sıfırdan puan toplar. Yine de küçük bir şeyle hemen ısınabilirim ve hemen de soğumam. Çok zor biri olduğumu düşünmüyorum. Benimle anlaşmak kolay olur bence.

Tam tersi söz konusu olduğunda… Biriyle göz göze geldiğinizde karşınızdaki kişide ilk bakışta hangi hisleri uyandırdığınızı düşünüyorsunuz? Bir adım geriden baktığınızda, sizi hiç tanımayan biri, sizi ve duygularınızı ilk bakışta yeterince anlayabilir mi?
Eskiden daha soğuk göründüğüm söyleniyordu. ‘Sana güvenmekte zorlanırım’ derdi çoğu kişi. Özellikle ilk tanışmada çok tanışmaya meraklı görünmüyorum sanırım. Yeni insanlarla tanışmak, konuşmak, vakit geçirmek son iki yıllık dönemde daha çok yaptığım ve sevdiğim bir şey haline geldi.

Gün içinde içinizden en çok geçirdiğiniz ‘o düşünce’ nedir? İç sesinizin kronik bir gündemi var mı?
Erteleme sorunum var biraz. Gün içinde ertelediğim şeyleri ne zaman yapacağımı düşünüyorum sürekli.

Yakın gelecekteki ajandanızda hangi notlar var öğrenebilir miyiz? Gelecekte hangi projeler aracılığıyla buluşacağız, hangi hedeflere ve hayallere yürürken sizi izleyeceğiz?
‘Dilek Taşı’ şu an en kısa zamanda göreceğimiz ve en heyecanlı olduğum iş. Şu an için ilerleyen süreçte ise geçen sene çektiğimiz bağımsız film ‘Güzel Bir Gece’ var ve üçlemenin son filmi olan ‘Meraklı Adamın 10 Günü’.

Moda ve trendlerle nasıl bir ilişkiniz var? Kendine yakışanı giyenlerden misiniz, yoksa trendlere uyum sağlayan bir stil anlayışınız mı var?
Trendleri, modayı takip etmeyi ona göre alışveriş yapmayı seviyorum. Yine de kendi tarzımı çok değiştirmeden, bana en uygun ne ise onu seçerek modaya ayak uyduruyorum. En önemlisi rahat hissetmek, rahatsız bir kıyafet giyiyorsam hemen eve dönmek istiyorum.

Şehir hayatı ve set temposunun arasında cildinize nasıl bakıyorsunuz? Cilt bakım rutininiz hangi adımlardan oluşuyor?
Sürekli olarak maske ve güneş kremi kullanıyorum. Buz ve soğuk suyla yüzümü yıkıyorum. Onun dışında cildimde dönemsel yaşadığım sorunlarla ilgili kullandığım serumlar ve sabunlar var. Eve geldiğimde yaptığım ilk şey ise makyajımı temizlemek.

Sporla aranız nasıl? Düzenli bir egzersiz programı ya da özel bir diyet uyguluyor musunuz?
Sporla aram çok iyiydi ve çok uzun bir süre voleybol oynadım. Son senelerde ise daha çok diyetle ve yürüyüşle formda kalmaya çalışıyorum. Sağlıklı beslenme konusunda epey ilgili ve bilgiliyim artık.

Son olarak, Elele arşivi için ‘zaman kapsülü’ niteliğinde bir soruyla bitirelim… Gelecekteki Hazal Subaşı röportajımızda mutlaka hangi soruyu sormalıyız?
“Bu hayatı doya doya yaşadın mı?” ve “Bu hayatı doya doya yaşamak için bunca zaman ne yaptın?”

Yalnızsam ve kulaklıklarım varsa, çok uzun bir süre hiç sıkılmadan iyi vakit geçirebilirim. Kendi başıma eğlenebilmek, çok sevdiğim bir özelliğim.

TEK BAKIŞTA

  • Nerede kendini dinler?
    Uyumadan hemen önce, yatakta.
  • Neyi unutmaz?
    Oynadığım replikleri proje bitse bile çok uzun süre unutamıyorum.
  • Neyi hatırlayamaz?
    Telefonumu koyduğum yeri.
  • Başarıyı nasıl kutlar?
    İlk gördüğümde çok beğenip, çok pahalı bulduğum için almadığım bir şeyi satın alarak.
  • En çok ne izler?
    ‘Got Talent’ videolarını.
  • Neyi yemekten bıkmaz?
    Makarna ve patates.
  • Dostları ona nasıl seslenir?
    Hazi.
  • Başucunda hangi kitap var?
    Bu sıralar Pastoralya-George Saunders.
  • İlhamını nereden alır?
    İzlediğim, gördüğüm veya duyduğum herhangi bir şeyden. Çok anlık olur genelde.
  • İmza aksesuarı nedir?
    Halka küpe.
  • En çok kimi arar?
    Reji koordinasyonu.
Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil