“Bu da benim dönemim”

Hepimizin Seren Serengil deyince aklında beliren bir imaj var. Şimdi o, bu imaja fazlasını ekledi; sözünü sakınmayan, kadınlar için savaş veren, programcılığıyla ilerlemeyi seçen bir kadın olarak karşımızda!

Fotoğraf: Fırat Meriç
Röportaj: Filiz Şeref
Styling: Aslı Asil
Saç: Ali Subaşı/Mos
Makyaj: Kübra Demir
Fotoğraf Asistanları: Dilek Özmen, Sezer İsmail Şentürk
Styling Asistanları: Buse Akoğlu, Ozan Deniz Göktaş, Seda Desovalı
Mobilyalar için Hamm ve Mudo Concept’e teşekkür ederiz.

Şu sıralar bir Seren Serengil’dir gidiyor. Sizi konuşmadan, izlemeden, her gün bir haberinizi okumadan günümüz geçmiyor. Program da sabah programları içinde görülmemişi başarıyor; sizin olaylara yaklaşım açınız büyük ilgi görüyor. Seren Serengil’in Yükselme Dönemi diyebilir miyiz buna?
Altın çağımı yaşadığım söylense de, işin bu tarafıyla çok ilgili değilim açıkçası. Herkesin bir çağı var, bu çağ da benim çağım, benim dönemim belki... Ama beni yaptığım işi başarmış olmak, yaparken de kendimi ifade edebilmiş olmak ilgilendiriyor ve de tarifsiz mutlu ediyor. Yaptığımız program Türkiye’nin en çok konuşulan, en gözde programı haline geldi. Benzer programlar var olmuş olsa da, benim aile konusundaki hassasiyetim, kadın erkek ilişkilerinde haklı olanı koruyor olmam, nankörlük gören ve eşi tarafından aldatılan birçok kadının genel söylemlerimle yanında duruyor olmam birçok kadının ‘bizim sesimiz oldunuz’ demelerini getirdi beraberinde. İyi bir programcı olduğuma inanıyorum; magazin programını vicdanla harmanlayan biri olunca doğrunun yanında duruyorsunuz. Bu kimilerinin işine gelmedi tabii ama bu çarkı değiştirme zamanı gelmişti. Yıllardır çok insan çok acı çekti. Çifte standart, birçok yanlış kişiyi doğru, doğru kişiyi yanlış tanıtırken ben bunu değiştirdim. Değiştirirken de yaralar aldım ama sonunda hep kazandım. Hem daha çok sevildim hem de konuşuldum. Hakkında çok konuşulması değil, nasıl konuşulduğu önemlidir.



Duymayan Kalmasın programının sizin için çok önemli olduğu belli oluyor. Bir yandan da single hazırlığı, sahne, davetler... Nasıl bir tempo içindesiniz şu anda?
Daha önce birçok televizyon programı yapmış olsam da, bu program ayrı; çok emek verdik Cengiz’le. 98’inci sırada başladığımız programı 21’inci sıralara taşıdık, Türkiye’nin en çok seyredilen sabah programı şu anda. En önemli şansım, Cengiz Semercioğlu gibi kalitesini ayrı tuttuğum Türkiye’nin en önemli köşe yazarlarından biriyle çalışıyor olmam. Bir gazeteciyle program yapmak lay lay lom bir iş yapmadığınızın kanıtıdır. Yaz için bir single hazırlıyorum, şu anda Yaşar’la düet yapacağımız bir şarkıyı da tamamladık. Bir yandan bunlar, diğer yandan açılışlar, davetler, sahne hazırlıkları derken günde üç saat uykuyla yaşıyorum son altı aydır.

Yoğun ve karmaşık günler yaşıyorsunuz... Peki ya şu sıralar ruh haliniz nasıl?
Hiçbir başarı cezasız kalmazmış, ben de bundan payıma düşeni aldım. Kolay değil, yıllardır süregelen çarkı değiştirdim, maskeler düştü, tabii ki sonunu getirdikleriniz de size savaş açacaklar. Bunca yıl inandırdıklarını yerle bir edip bitirmişsiniz, onlar da hamle yapacaklar... Ben buna hazırlıklıydım, hasarlar almadım değil ama haklı olduğumu bildiğim zaman  tek kişilik büyük bir ordu haline dönüşebiliyorum ve düşmanımı alt edebiliyorum. Ruh halim savaştan dönen bir gazi misali; yaralı ama savaşı kazanmış olmanın da gurununu taşıyor şeklinde.

Çekim boyunca, sekiz saat Sertab Erener’in İyileşiyorum şarkısını dinlemek istediniz. Güçlü ve geçmişteki defterleri kapatmış ya da kapatmış gibi duran bir kadın var orada. Nedir bu şarkıyı hiç durmadan dinlemenize neden olan hissiyatınız?
Her kadının hayatı boyunca kendini iyileştirdiği, yeniden başladığı zamanları olmuştur. Muhakkak kendini telkin ettiği belki kandırdığı belki kendine yalan söyleyerek gerçeklerden kaçmak istediği süreçleri olmuştur. Bu bir aşk bitiminde olabilir, bir boşanmanın ardından tekrar hayata sarılma anında olabilir... Biz bu sürece iyileşme süreci deriz. Bana bu şarkı şu birkaç aydır çok iyi geliyor, motive ediyor, belki de tercüman oluyor. Belki de Pinokyo’yum bilmiyorum, hislerim o şarkıda saklı diyelim, geçelim.



Tüm bu yaşadıklarınızdan, tecrübelerinizden, deneyimlerinizden sonra hayatın size nasıl bir rol biçtiğini düşünmeye başladınız?
Her ne olursa olsun yılmayan, kazanan, kuvvetli, gururlu, savaşçı, fedakar bir rol üstlendirmiş hayat bana. Mutlu ettikçe mutlu edileceğine, sevileceğine inanan, kalbi kanasa da ağzında kocaman bir gülümseme olan bir rol vermiş; masallarda Polyanna gerçekte Serenmiş adı diyelim.

Siz içine doğduğunuz dünya dolayısıyla belli bir çizgide duruyorsunuz. Babanız dönemin en iyi aktörlerinden, anneanneniz İtalyan, maddi sıkıntı nedir yaşamadınız... Ama dışarıdaki dünya bambaşka. Bu yüzden bazı açıklamalarınız insanlara değişik gelebiliyor. Gerçeklik algınızın genel olarak çevrenizdekilerden farklı olduğunu hissediyor musunuz siz de?
Gerçeklerle hiçbir zaman çok ilgilenmedim. Babamın büyük bir aktör oluşu, annemin kuvvetli bir kadın olması, iyi bir şekilde yetiştirilmiş olmam, buna uygun şekilde yaşamam gerektiği ve bana hep prenses gibi muamele edilmesi hiç umurumda olmadı. Hep alakam olmayan hayatlara alakam olmayacak kişilere gönül verdim. Bunun nedeni her şeye sahip olduğum söylenildiği halde hiçbir şeye sahip olamadığım hissiydi; zenginlik büyük hayatlar ve o hayata ait kişiler mutlu olamaz ve mutlu edemez olgusu küçükken yerleşmişti bana! O yüzden hayatımda seçeceğim insanlar, benden hiçbir zaman daha kuvvetli olmasın istedim, o zaman kötü insanlar yakamızda olmaz, ben de mutlu olurum diye düşündüm hep.

Bazıları sizi saf buluyor ve belki de bu yüzden sizi diğer ünlülerden ayrı bir yerde tutup sizi seviyorlar. Saf olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Saf değilim ama iyi niyetliyim; annemin söylediğine göre de beynim 15 yaşında kaldı. İnsanlara inanmayı seviyorum, güvenirim hemen. Derdi olsun kendimi içinde bulurum o derdin, çözmeye çalışırım, stratejim yoktur, politik değilim, istediğim gibi yaşarım, önce hissettiklerim sonra zorunluluklarım gelir. Saf değilim ama temiz bir kalbim var, bozulmamış.



İnsanların sizinle ilgili belli algı kalıpları var. Sizi nasıl tanıdıklarını düşünüyorsunuz?
Buna annemin beni tanımlamasıyla cevap vereyim; lider, dediğim dedik, inatçı, çabuk kızan ama hemen affeden, sevince çok seven, bittiğinde hiç sevmemiş gibi giden, unutmayan, unutmuş gibi yapan, fazla gururlu, fedakar anılarla yaşayan, alışkanlıklarından zor kopan, çok iyi bir dost, çok fedakar bir sevgili, çok çekilmez bir evlatmışım. İnsanlar aslında beni bu programla tanıdı bence; doğruluğumu, dürüstlüğümü, iyi niyetimi, değer yargılarımı, insanların hayatları hakkında yorum yaparken anladılar, beni tahlil etme şansı yakaladılar. Öyle daha da çok sevdiler. Yolda yürüyemiyorum, durdurup ‘seni çok seviyoruz, arkandayız’ demeyen kadın yok gibi. Bu da göğsümü kabartıyor.

Peki ya siz kendinizi nasıl ifade ediyorsunuz, nasıl birisiniz?
Buna da sevgilim yanıt versin isterim. İnsan kendi kendini nasıl anlatabilir ki?
Yaşar İpek: Kendi ayakları üzerinde duran, azmini her dönem zirveye taşıyan, her daim kendinden emin, yaradılan her şeye sevgiyle yanaşıp sevgisiyle yeşerten, kalbinin ekmeğini yiyen bir melek.

Sizinle ilgili bir diğer gündem de, erkek arkadaşınızla olan ilişkiniz. Aşk yıllar geçtikçe farklı anlamlar kazanıyor insan için; o da evrime uğruyor sanki. Aşk şu anda sizin için ne ifade ediyor peki? Nasıl bir aşkın içindesiniz?
Aşk zamanla bende anlamını değiştirdi. Düşünülmekmiş aşk, senin sevmendense onun seni daha çok sevmesi çok daha konforluymuş. İnsan kendisini seveni zamanla zaten seviyor. Vicdanlıysan kayıtsız kalamıyorsun. Sevgini hak etmeyen, bencil, şefkatsiz biriyle sırf seviyorsun diye birlikte olmaya çalışmak kendine ne büyük haksızlıkmış meğer. Bunu anlayınca, seni gerçek sevenin seni gerçekten düşünen olduğunu anlıyorsun ve ona aşık oluyorsun zamanla.



Aşkta asla neleri önemsemez, hesaplamaz, neleri görmezden gelebilirsiniz?
Çok kritik bir soru bu bak. Aşk kızgınlıktır, sevmektir, üzmektir, üzülmektir, nefret etmek özlemektir, intikamdır, sevişmektir, kavuşmaktır, kavuşamamaktır. Bunların hepsini bünyesinde taşır aşk, o yüzden bitti dersin başlarsın, barıştım dersin küsersin, ölüm bizi ayırıncaya kadar diye söz verip gidersin, şeytan görsün yüzünü deyip dönersin. Aşk imkansızı imkanlı hale getirecek tek kuvvet şu hayatta bana göre. Ve tek sözünü yedirten şey. O yüzden aşk için edecek çok büyük laflarım yok benim.

Evlilik konusu da gündemde sanıyorum. Bir yıl önceki bir röportajınızda artık evlenmeyeceğim demişsiniz oysa...
Çok yeni bir ilişkiden çıktım ve uzun bir süre evlilik de ilişki de istemiyordum aslında. Zaten çok yoğun bir iş tempom vardı, biraz kafamı dinleyecektim, planım buydu ama olmadı. Komik bir cezaevi süreci geçirdim; şu an komik olarak tanımlasam da o süreç çok korkunçtu. Ne kadar güçlü kuvvetli bir karakter de olsanız, böyle kimsenin beklemediği anlamsız, korkutucu bir olayda, birisinin ‘korkma yanındayım’ deyip elinizi tutmasını istiyorsunuz. Böyle bir süreçten geçerken, işte o dönem tam da bunu yapan biri çıktı karşıma. Aslında tanıdığım ama uzun yıllar küs olduğum biri hem de. Neler yaptı, ne mücadeleler verdi o cezaevi kapısından ayrılmadan... Mektuplar, notlar göndererek benim içerideki o korkunç süreci, kafayı üşütmeden geçirmemi sağlayarak tahliye olacağım gün sabah 5’lerde kapılara geldi. Benim moralimi hep yüksek tutmamı sağlayarak ondan sonraki süreçte de sevgisini, şefkatini, bağlılığını göstermekten, ifade etmekten, bilmeden hep benim mutluluğumu düşünen biri çıktı. Gel de şimdi kayıtsız kal buna! Kalamadım. Kötü günlerde tuttuğu eli bırakamadım, bırakamam ta ki o bırakıncaya kadar, her şeyden önce gönül borcum var. Bunların yanı sıra evlilik için gerçekten çok erken olduğunu düşünüyorum ama ona bunu anlatamıyorum. Kim kimi ikna edecek bilmiyorum. Tek bildiğim şu an çok mutlu edildiğim bir rüyanın içindeyim.



8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Ve biz hep böyle zamanlarda erkeklerin kadınlara yaptığı kötülükleri özneye çıkarıyoruz. Kadının kadına ettikleri detayı hep atlanıyor. Kadınların birbirine ettikleri içinde en çok ne şaşırtıyor, üzüyor, kızdırıyor sizi?
Kadınlar Günü doğru dürüst mücadelesini onuruyla sürdüren, şerefiyle namusuyla yaşamış tüm kadınların günüdür, kutlu olsun! Erkeğin kadına yaptıklarının özne olarak gösterildiği günümüzde maalesef bir erkekten daha çok bir kadının kadına yapmış olduğu şiddetin daha korkutucu boyutta olduğunu gördük. Erkeğin karısını bir başka kadınla aldatıyor vurgusu olsa da, bir kadının bir başka kadının yuvasını yıkıp kocasını elinden alıyor olmasını, çocuğunu babasız bırakıyor ve ailesini yıkmaya çalışıyor çabasını görmezden geldik bu seneye kadar! Ama bu sene öyle bir sene oldu ki, başta ünlülerle ilgili olmak üzere skandallar alıp başını gidince ve art arda gazetelerde patlayınca, kadınlar el ele verip bu kötü ruhlu, ahlaki değerlerini kaybetmiş, pişkin pişkin toplumda hala yüzsüzce gezen hemcinslerine karşı savaş açtılar. Şimdi bizler el ele vererek bu hemcinslerimizden daha fazla utanmamak adına bunların başka kadınların canını acıtmamaları için elimizden geleni yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu insanlar bizlerin arasına girerek kendi yaptıklarını unutturmak için, ‘kadın hakları için savaşalım’ diyecek kadar, kendilerini, yaptıklarını inkar edebilecek kadar hasta ve avam ruhlu varlıklardır. Bunları ayıklamamız gerekmekte. Ben üzerime düşeni yaptım diye düşünüyorum bu süreçte.

Parmaklıklar ardındaki en net hissiniz neydi; öfke, hırs, intikam, deneyim, şaşkınlık, saçmalık...
İçeride sadece şunu dedim; o kadar kadın öldürüldü babası tarafından, çocuklar katledildi. Uzaklaştırma kararı verildiği halde evine tekrar geri dönen, karısını döven koca hapse gönderilmedi de bir ben mi içerideyim? Bir şarkıcının yasak aşk yaşadığı iddia edilen kişiyle görüntüsü, artı fotoğrafı, bir de bu kişiyle ilgili kocasının ‘beni bu kişiyle aldattı’ itirafının basın açıklaması varsa, bu da televizyon ve gazetelerde yer almış, bu haber alenileşmişse, ben de programıma bunu konu ediyorsam, bunun neresi suçtur? Bu haberi herkes yaptı ama ben yapınca uzaklaştırma kararı aldırılıyorum ve hapse attırılıyorum. Bu insan haklarına ve basın özgürlüğüne aykırı bir durumdur. Skandal bir karardır. O zaman herkes inkar edemediği zaman birbirini susturmak için birbirini hapse mi attıracak? Ne kadar saçma bir şey; hakim için de bu karar için de. Bu kişi ve avukat için şikayetlerimizi yaptık, gerekenleri avukatlarım yapıyor.



Söylediklerinizden pişman mısınız? Yoksa her şey pahasına söylediklerinizi tekrar söyler miydiniz?
Benim söylediklerim diye bir şey yok ki! Olmayan bir şey veya atılmış bir iftira yok, olamaz da. Yaptığımız her haber doğru. Ödüller alan, reytingleri ile kadın programlarıyla başa baş giden, güvenilirliği en üst düzeyde olan bir programız biz. Bir ünlünün kocası çıkıp, ‘Eşim beni bu kişiyle aldattı, bu nedenden ötürü kendisiyle ayrıldım’ diyorsa, bu iddia edilen kişilerin görüntüleri de önünüze gelmişse, bunu her programcı haber yapar ve yaptı da! Burada soru işareti olan şey şu; niye bir tek ben hapse gireyim diye bu kadar uğraş verildi, bu dolaplar döndü? Onun da nedeninin; şu anda programımın ve programcılığımın başarısının hazmedilemeyecek düzeyde olması olduğunu düşünüyorum. Kıskanılmamın ve yok edilmek istememin başka bir izahı yok bence!

16 yaşında sahneye çıktınız, tam 25 yıl olmuş. Ama hala evimizin aynı şımarık kızı Serensiniz. Hala büyümediniz, hala köpekleriniz, hala karışan bir anneniz, hala çocuksu halleriniz var. Ne zaman büyüteceğiz biz sizi?
Ben anlamadım büyüdüğümü, benimle beraber kimse de anlamadı çünkü küçüklüğümden beri süregelen düzen değişmedi. Annem karışıyordu, hala karışıyor. Beş yaşımdan beri köpeklerim vardı, hala var. Küçükken arkadaşlarım beni sevsinler diye kalemlerimi, silgilerimi, bebeklerimi onlara hediye ederdim, hala sevilmek için bin türlü takla atıyorum. Hala başıma buyruğum hala bütün etrafım bana çocukmuşum gibi davranıyor, o yüzden zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, kaldım 16 yaşında.


Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil