Dikkate şayan Melisa Şenolsun

Ekranların genç ve yükselişte olan başarılı oyuncusu Melisa Şenolsun, başrolü Çetin Tekindor ile paylaştığı ilk sinema filmi Babam ile karşımızda. Erdal Beşikçioğlu ile birlikte rol aldığı Quills-Tüy Kalemler tiyatro oyunu ise yeni sezonda da devam ediyor. İki cümlede iki usta oyuncunun adı ile birlikte kendisini andığımıza göre, bu kıza dikkat kesilmekte haksız değiliz!

Röportaj: Filiz Şeref
Fotoğraf: Cem Talu
Styling: Pınar Aytaş
Saç: Burhan Çılgın
Makyaj: Alp Kavasoğlu/Maybelline ürünleri ile

Yerden mantar gibi bitiverenler, takipçi sayısı ile hayattaki başarısını ve ünlü olma kapasitesini eşdeğer sayanlar, yaşından çok büyük, kitap cümleleri ile konuşanlar, egosu tavan yapanlar... Ah nerede o eski gençler derken, karşımıza çıkan gerçek yetenekleri fark edebilmek ayrı bir başarı halini alıyor günümüzde. Melisa Şenolsun ise bu bakış açısını yerle bir edebilenlerden. Bir kere konservatuvarlı. Hedefi hep belliymiş, çocukluğundan beri bu aşkla ilerlemiş. Saygısı, kibarlığı, profesyonel yaklaşımı bir yana gözündeki ışık yeteneğine gönderme yapar cinsten parlayarak onu size anlatmaya yetiyor. Yaşından ne bekliyorsanız aslında orada; tüm neşesi, tüm gençliği, tüm doğallığı ve yaşına yakışır bakış açısıyla... Onu özel yapanın ne olduğunu sanırım keşfettim; iyi bir oyuncu olabilmek, rol yapabilmek konusunda o kadar çalışıyor ki, kendini bu işe o kadar adamış ki, pek çok yaşıtının aksine gerçek hayatta olmadığı biri gibi görünmeye ya da politik olmaya ihtiyaç bile duymuyor...

Öyle bir zamandayız ki, ünlü olmak çok kolay gibi görünüyor ama bu da bir yandan yerini sabitlemeyi zorlaştırıyor. Her gün yeni birine bayılabiliyor hayran olabiliyor insanlar. Ya da bir anda saldırabiliyor yerin dibine vurabiliyor. Siz yerinizi sabitlemek adına neler yapıyorsunuz?
Birçok oyuncunun var olması ve devamlı yeni bir jenerasyonun geliyor olması hem dezavantaj hem de avantaj. İşime çok saygı duyup en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Yaptığım şeyde beni ayrıştıracak olan, tamamen kendimi adamam olabilir. Tamamen adayayım ki oynadığım karakterlerde farklılaştıracak küçük detaylar ve onu yaşatacak şeyler bulayım. Belki bu sayede aralarından sıyrılıyor olabilirim.



Konservatuvarlı olmanın size en büyük katkısının ne olduğunu düşünüyorsunuz ya da bizzat görüyor, şahit oluyorsunuz?
Konservatuvarlı olmanın pek çok faydası var ama bu aynı zamanda bir zarara da dönüşebilir. Bunu kullanmak sizin elinizde. Çünkü konservatuvarda teatral bir eğitim aldığınız için televizyonda bu çok büyük ve fazla gelebiliyor. Bu yüzden aldığımız eğitimleri yerine göre değiştirmek ve kendi içimizde bunu hiç kaybetmeden içselleştirmeye devam etmek çok önemli. Ancak sonuçta yaptığınız mesleği eğitimini almadan yapmak ne kadar doğru bilmiyorum. Doktor doktorluk okumadan bir ameliyata girmiyorsa bence oyuncular da oyunculuk eğitimi almadan çalışmamalı. Genel kültür anlamında da okul size çok şey katıyor. Çünkü devamlı okumak zorundasınız. Devamlı sahne çalışıyorsunuz. Bu yüzden devamlı sıcak kalıyorsunuz. Karaktere nasıl yaklaşacağınızı zaten önce okulda öğreniyorsunuz. Oyunculuk yapabilmemin sebebi zaten konservatuvar okumuş olmam.

Bu çekim 20 yaşın son gününe denk geldi. Yaşınızın doğalında getirdiği enerjiyi, çocukluğu ve hatta şımarıklığı diyelim, gönlünüzce yaşayabiliyor musunuz? Yoksa ünlü olduğunuz için kendinize kısıtlamalar koyma ihtiyacı hissediyor musunuz?
Geçen hafta New York’a gittiğim zaman gece kulüplerine girememiştim. Dolayısıyla tekrar gittiğim zaman yaşımı doya doya yaşayacağımı düşünüyorum. Genç olmayı seviyorum. Keşke 21’de kalabilsem. Bütün dünyada legal’im, daha çok büyümeye ihtiyacım yok. Tabii bazen de ister istemez o kadar özgür olamıyorsunuz. İnsanlar sizi takip ediyor ve yaptığınız hareketleri de takip ediyorlar. Genç kızlar bizi örnek alıyor. Dolayısıyla dışarıda daha dikkatli ve biraz daha özgürlüğümüzden feragat etmek zorunda kalabiliyoruz.

Genç yaşta ünlü olanlarda, özellikle dönem itibarıyla ve sosyal medyadaki takipçi sayısının da verdiği MN’lere dayanarak bir ego durumu yaşanıyor. Sizin egonuz nerede duruyor?
Maalesef ben pek çağımın insanı olmadığım için sosyal medya, Instagram fazla ilgi alanım değil. Doğa, insan, iletişim gibi şeylerin daha kuvvetli ve güvenilir şeyler olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu konuya dair pek yorum yapabilecek biri değilim. Çok aktif kullanmadığım için, orada görmüş olduğum sayı benim için pek bir şey ifade etmiyor.



Şu an içinde bulunduğunuz şartlar ve yaşadığınız hayat size neler hissettiriyor?
Doğru yolda ilerlediğimi hissettiriyor. Yapmak istediğim şeye doğru gidiyorum. Ama bunun ucu bucağı yok. Oyunculuğun da bir sınırı yok. Her zaman daha fazlasını isteyebilirsiniz. Hiç oynamadığınız bir rol her an karşınıza çıkabilir. Ya da deneyimli olduğunuzu düşündüğünüz bir alanda çuvallayabilirsiniz. Şu an için yolumda ilerlediğimi düşünüyorum. Çok mutluyum.

Size yakıştırılan tatlı ve sevimli kız imajından hoşnut musunuz?
Böyle bir imaj yakıştırıldığından pek haberim yok. Ama hoşnut olmayabilirim. Dışarıdan öyle görünüyor olabilirim ama daha başka özelliklerimin de konuşuluyor olmasını isterim. İleride umarım daha çok oyunculuğumla ilgili şeyler duyarım.

Sizi siz yapan özelliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Beni ben yapan her zaman Melisa olmam. Fikirlerimi başkalarına ya da ortama göre değiştirmiyor olmam sanırım. Melisa olarak varım ve Melisa nasıl davranmak istiyorsa onu yapıyorum.

Bugün bu noktada olmak bir şans mı sizce? Şansla aranızdaki ilişkiyi siz mi kurdunuz yoksa o mu sizin peşinize düşüyor?
Genelde kalpten istediğim şeyler olur. Buna şans diyebiliriz. Şu anda bulunduğum noktada olmam şansla da alakalı ama zaten hep istediğim şey de buydu. Bunun için isteğim doğrultusunda okullar tercih ettim. Hayat planımı ona göre yaptım. Dolayısıyla bir noktadan sonra zaten bu yola girmem gerekiyordu. İyi projelerde başlamam ise bir şanstı diye düşünüyorum.

Uzun süreli bir birlikteliğiniz var. Hem de aynı camiadan biriyle. Mehmet Ozan Dolunay ile Tatlı Küçük Yalancılar dizisinde tanışmışsınız. Herkesin aşkı yaşama şekli farklı. Siz nasıl yaşıyorsunuz?
Ben sanırım dibine kadar yaşıyorum. Keşke bunu da yaşasaydım dememek için, içimde kalmaması için sonuna kadar da giderim. Karşımdakine çok değer veriyorsam mücadele de ederim. Sanırım deli dolu yaşıyorum aşkı. En güzeli de öyle zaten.



Hayatınızın bu rotada şekillenmesinde neyin ya da kimin etkisi büyük?
Aslında tek bir şeyle rotaya girmedi. Ama beni tiyatroya aşık eden şey, küçük yaşta sahnenin gücünü keşfetmem oldu diyebilirim. Ben ana sınıfındayken ablam sekizinci sınıftaydı. Okul tiyatrosunda rol alıyordu. Sahnede onu gördüğümde çok etkilenmiştim. Sahnede dev gibiydi. Sonra ben de okul tiyatrolarına girdim, sonra da Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’na. Sonra konservatuvarı kazanıp İstanbul’a geldim. Beni bu rotaya ilk çeken şey ablamı sahnede izlemiş olmaktı.

Nasıl bir yolun hangi noktasında olduğunuzu düşünüyorsunuz?
Hedefimi pek paylaşmak istemiyorum. Benim totemlerim vardır. Bu da onlardan biri. Paylaşırsam sanki büyüsü bozulacakmış gibi. Ama şöyle söyleyebilirim; planlamış olduğum yolda, daha başında ve doğru yolda olduğumu düşünüyorum.

Oyunculuk yapmaya başladığınızdan beri en çok nelerin farkına varmaya başladınız?
İnsanların farkına varmaya başlıyorsunuz. Çünkü gözlem yapmanız gerekiyor. Belki normalde bu mesleği seçmeseydim arkadaşlarımla kafede sadece masada oturup konuşacakken, kulağım ön masada, arka masada, yan ve çapraz masalarda oluyor. Enteresan birini gördüğüm zaman uzun süre onu izlemeye ve gözlemlemeye başlıyorum. Yakalanıp rezil olduğum zamanlar da oldu tabii. En çok bu anlamda bakış açım değişiyor sanırım. Daha yargısız, daha anlayışlı olmanız gerekiyor çünkü empati yapabilmek zorundasınız. Böylece bakış açınız daha çok genişliyor. Daha sevgi dolu oluyorsunuz. Tabii bunlar tercih yolları. Herkes tercih etmek zorunda değil. Bu benim tercihim doğrultusunda şekillenen bir durum.

Quills-Tüy Kalemler tiyatro oyununda Erdal Beşikçioğlu’na eşlik etmek sizin için nasıl adlandırdığınız bir tecrübe demek?
Korkutucu, deneyiminizi arttıran, profesyonelleştiren bir yer orası. Korkuyorsunuz çünkü Erdal Beşikçioğlu ile aynı sahnedesiniz. Beraber oynuyorsunuz. Böyle büyük isimlerle çalışırken o korku ve baskı her zaman oluyor. Ama kiminle çalıştığınıza göre o baskı değişiyor. O baskının altında ezilip rolü çıkartamayabilirsiniz. Ya da o baskıyı olumlu bir şekilde kullanabilirsiniz. Bu biraz karşınızdaki insandan gelen enerjiyle de alakalı. Erdal Hoca bize bu anlamda gerçekten yardımcı olduğu için benim için çok büyük ve güzel bir deneyimdi.



Babam filmi 6 Ekim’de vizyonda. Yine müthiş bir isim Çetin Tekindor ile birliktesiniz bu kez, üstelik ilk sinema tecrübenizde...
Çetin Tekindor’un canlandırdığı Yusuf ve Berker Güven’in oğlunu canlandırdığı Arif ile benim oynadığım Feride karakterinin yolları kesişiyor. Yusuf eşini kaybediyor, oğlu ise zihinsel engelli. Ve bugüne kadar oğluyla hiç iletişim kurmamış bir baba var. Yusuf eşini kaybettikten sonra Arif’i de bakıcılarla bırakamadığı için çalıştığı fabrikaya götürmek zorunda kalıyor. O noktada da benim karakterim devreye giriyor. Feride de atanmamış bir öğretmen. Babası vefat etmiş. Annesi ve küçük kız kardeşi ile yaşıyor. İnanılmaz naif, sorumluluk sahibi, dürüst. Annesinden sonra Arif’e yargısız yaklaşan ilk ve tek insan Feride oluyor. Arif, Feride ile beraber değişmeye, adapte olmaya, insanlarla ilişki kurabilmeye başlıyor. Feride’nin hayatına girmeleri iki karakterin de aslında baht dönüşümünü sağlıyor. Çok güzel bir film olduğunu düşünüyorum. İlk filmimde her şey çok çok özel ve güzeldi benim için. Çetin Tekindor ile oynamak ilk filmimin özelliğini ve güzelliğini kat kat yükseltti.

Feride karakterine hazırlanırken nasıl bir süreç geçirdiniz?
Feride benim daha önce hiç oynamadığım bir karakter, hepsinden bağımsız bambaşkaydı. Katman katman bir karakter. Çok zorlandım aslında çalışırken, çok kolay görünen sahnelerde bile karakterin çok farklı bir renk tonu ve çok farklı bir enerjisi olduğu için onu tutturmakta zorlandım. Herhangi bir noktadan sivrilmiş bir karakteri oynamaktan daha zordu. Çok yaraları olan ama bunu göstermemeye çalışan çok naif bir kız, o yüzden çok sevdim. Ön hazırlık sürecinde, zihinsel engelli bir çocukla bağ kurmam gereken bir karakteri canlandırdığım için Berker Güven ile ZİÇEV’de zihinsel engelli çocuklarla ve öğretmenleriyle de vakit geçirdim. Benim için çok farklı bir deneyimdi ama bir o kadar da özeldi.

Sinemaya dair ne gibi umutlarınız var, ne hedefliyorsunuz?
Tabii ki pek çok genç oyuncu gibi ben de festival filmlerinde oynamak, daha sanatsal filmlerde rol almak, beni daha çok geliştirecek projelerde yer almak istiyorum. Her zaman gelişmek ve üstüne koyarak ilerlemek istediğim için, şimdilik hedefim bir festival filmi ya da bağımsız bir filmde yer almak.

Oyuncu olmanın en cazibeli yanı nedir?
En cazibeli tarafı nasıl bir karakter olduğunuza göre değişir. Kimi sadece ilgiyi sever kimi sahnede var olmayı. Ama bütün bunların ortak noktası sanırım görülmek, var olabilmek ve sevgi açlığı, sevgi ihtiyacı. Herkes beni sevsin, herkes beni görsün, ben buradayım ve sevilmek istiyorum açlığı olduğu için ortak noktada buluşuyoruz. Oyunculuk da zaten bu açlığımızı tatmin ediyor.



Aynadan çocukluğunuza baktığınızda bugüne yansıma yapan neler var?
Çok fazla şeyim var. Zaten aynadan baktığımda çocukluğumdan yansıyan şeylerim olmazsa, ruhu eksik bir oyuncu olurdum herhalde. Bizi besleyen, hiç tahmin etmediğimiz şeyleri buldurtan şey o çocuk. Yansımaları tek tek söyleyebilecek kadar vakıf değilim çünkü onların çoğunluğu oluşturduğunu düşünüyorum.

Kendinizi güzel buluyor musunuz?
Kendime baktığımda mutsuz olmuyorum. Kendimi olduğum gibi seviyorum. Güzellikle çirkinlik zaten kime göre ve neye göre? Ben bu tarz kavramların genelleştirilmesine karşıyım. Bence herkes güzel, yakışıklı ve özel. O yüzden evet beğeniyorum. İnsanın kendisini sevmesi önemli. Sevdikten sonra zaten beğenirsin.

Güzellik sırlarınız var mıdır?
Güzelliğimin sırrı sanırım her zaman makyajımı ve cildimi temizlemem, tonik ve aloe vera sürmem üzerine de cildimi nemlendirecek bakımlar yapıyor olmam.

Peki makyaj hayatınızda nasıl bir yerde duruyor?
Ben makyajın natürel olanını seviyorum. Makyaj yaptığım zaman sadece maskara, lipstick, allık, bir de highlighter sürüyorum. Aşırı makyajdan hoşlanmıyorum.

Vazgeçemediğiniz bir makyaj ürünü var mı?
Maskara makyajımda vazgeçilmezim. Maybelline Push Up Angel maskara ve yeni çıkan Big Shot maskara bu açıdan favorilerim oldular.

Hayatınızda duygularınızı örtmek, bastırmak için de rol yapmaya, bir nevi makyaja ihtiyaç duyar mısınız? Yoksa olduğunuz gibi misiniz?
Hayatta tamamen olduğum gibiyim. En özen gösterdiğim en değer verdiğim şey de karşımdaki insanın da olduğu gibi davranması. Samimiyeti buradan yakalıyorum. İnsanların gerçekten kendileri gibi olduğu hallerini çok seviyorum. Dolayısıyla rol yapmak için makyaja ihtiyaç duymuyorum. Makyaj yerine o kişi olmayı tercih ediyorum.

Peki ya moda?
Modayı yakından takip etmem. Ben biraz street ve salaş tarzı seviyorum. Kendime has bir tarzım olduğunu düşünüyorum. Her şeyi karıştırmayı, o karmaşayı da seviyorum. Ama zaten modayı illaki bir yerinden yakalıyorsunuz. Sezon ürünlerinden aldığınız zaman kaçırma şansınız olmuyor.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil