Eğitim şart!

Teselli mi tehdit mi olduğu bir türlü anlaşılamayan “Sen bir de doğunca gör” cümlesini boşa çıkartmak için bebeğinizi karşılamaya her açıda hazır olmaya ne dersiniz?

Yazı: Nilgün Yıldız Konakcı

Hamile kalıncaya kadar anne, bebek ve çocuk üzerine birçok röportaj yapmış biri olarak kafamın bu dönemde bu kadar karışacağını tahmin etmezdim. Ne kadar zor olabilirdi ki? Ama öyle olmuyor çünkü hamile kaldığınız ilk andan itibaren herkes sizinle hem sevincini hem de tecrübelerini paylaşmak istiyor. Bu, doktor seçiminden, ilk doğum anına kadar devam ediyor. Ben de her anne adayı gibi sürekli araştırıp en iyiyi bulmaya çalışarak hamileliğimi geçirmeye çalışırken doğuma hazırlık eğitim almaya karar verdim. İnternetten ve çevremdeki tecrübeli annelerden sorup soruşturdum ve Ayşe Öner’in kapısını çaldım. Kendisi bu işe hemşire olarak başlamış, sonrasında tecrübelerini anne adaylarıyla paylaşmak için bugüne kadar birçok anne ve baba adayına eğitim vermiş. ‘Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı’ ve yeni çıkan ‘Doğumun Ruhu’ adlı kitapları da bulunuyor.

Neler öğrendik?
Öner’in verdiği eğitimler doğuma hazırlık ve bebek bakımı eğitimi olarak ikiye ayrılıyor. Eğitimlere çift olarak katılmak çok faydalı çünkü anneler kadar babalar da bebek bakımı konusunda tecrübe kazanıyor. Eğitimden neler öğrendiğime gelince;

• Eğitim süresince birçok bilgi edinsem de öğrendiğim en önemli şeylerden biri emzirme konusundaydı. Emzirme her zaman bana çok da kolay gelmeyen bir durumdu. Bebeği emzirmek konusunda o kadar çok olumsuz hikaye duymuştum ki... Emmeyen bebekler, yara olan göğüsler, pompa kullanımı ile ilgili bir sürü şehir efsanesi vardı. Peki eğitimden sonra ne oldu? Aslında emzirmenin anne ve bebek arasındaki en güzel bağ olduğunu, süt gelmemesinin ilk günler normal kabul edildiğini, bazı kolay masaj teknikleriyle bu sorunun alışabileceğini öğrendik. Öğrendik diyorum çünkü anneye olduğu kadar babaya da bu süreçte hem psikolojik hem de bedensel olarak birçok görev düşüyor. Anne sütü gelmediğinde paniklerse, babanın görevi onu teselli etmek oluyor ama bunun yanında örneğin babanın da bebeğe biberonla süt verirken bebekle iletişim kurmak için üstü çıplak olması bebeğin babayı tanıması için çok yararlı...

• Bebeğin banyosu ise en çok dikkat çekenlerden biriydi. Her zaman büyük seremonilerle yaptırılan banyoyu aslında çok büyütülmeden kolayca yaptırma teknikleri de eminiz her anne ve baba adayı için önemli bir bilgi...

• Bir de tabii gaz konusu var. Yine en çok şikayet edilen konulardan biri bebeğin gazı olması nedeniyle sürekli ağlaması... Ama eğitimde bu konu için de bebeğin yatış pozisyonundan emzirmeye kadar o kadar çok bilgi veriliyor ki, en azından biri benim bebeğime uyar diye düşünmeden geçemiyorsunuz.



Annelerimiz korkuyor
Eğitimin sonunda Ayşe Öner’e bu alandaki kişisel deneyimlerini ve okuyucularımız için önerilerini sordum.

Anne adaylarının eğitim alması gerektiğini ne zaman düşündünüz?
Asıl mesleğim hemşirelik. Uzun yıllar kadın doğum ve bebek hemşiresi olarak çalışırken yabancı uyruklu kadınların doğuma ne kadar hazırlıklı geldiklerini görüyordum. Ülkemizde ise anne adayları korkmuş ve şartlanmış oluyorlardı. Çünkü onlara tuhaf doğum hikayeleri anlatılıyor. Daha anne olmadan, doğum yapmadan, çocukluğumuzdan itibaren gördüklerimiz, duyduklarımız çok korkunç. Ortak insanlık tarihimizde hamilelikte kadın zavallı, düşkün, doğumda acınası varlık olarak görülüyor. Dolayısıyla hamileler hastaneye geldiğinde korkuyla geliyor. Halbuki doğum ne kadar muhteşem, ne kadar doğal bir olay. Vücudumuzda doğumdaki kaslar gibi istekli ve istek dışı çalışan kaslarımız var, bunlar bir uyum içinde çalışıyorlar. Ama doğum bizi çok zorluyor, anne adayları geldiğinde bunu görebiliyorum. Mesela mesleğimin ilk  yıllarında bizim kadınlarımız eşlerini yanlarına alamıyordu, yasak olduğu söyleniliyordu. Yabancı kadınlar bebeklerini odalarına alabiliyordu. Bize ise bebeğin bebek odasında kalması gerektiği söyleniyordu. Bu çifte standarda çok sinirleniyordum. O kadınlar anne olup çıkarken bizim kadınlarımız hasta olup çıkıyordu.

Annelere rehberlik yapmaya nasıl karar verdiniz?
Özel hemşirelik de yapıyordum. Annenin yanına gidiyorsunuz; hiçbir şey bilmiyor, herkesten etkileniyor. Çalıştığım hastanede Amerika’dan gelen Alman bir arkadaşla çalışmaya başladım. Yurt dışında bu tür kurslar yapılıyordu. Biz de yapalım dedik. O zamanlar şimdiki gibi yayınlar da yoktu. Bunu birlikte yapmak için yola çıktık ama sonra onlar Amerika’ya geri döndüler, ben de bir süre sonra hastaneden ayrıldım. Bebek bakmak üzere yurt dışına gittim. Orada araştırmaya devam ettim. Döndüğümde buradaki özel bir hastanede böyle bir sınıf kurmak istediğimi söyledim. Orada işe başlamak benim şansım oldu. Kendimi geliştirdim. Üç yıl hastanede çalıştım. Sonra hamile eğitim merkezine gitmeye başladım. 6.5 yıl hamile eğitim merkezinde çalıştım. 1997’de kendi yerimi açtım. 34 yıldır bu işi keyifle ve sevgiyle yapıyorum. Benim bugünlere gelmemi sağlayan kadınlardır.

Eğitimlerin içeriğinden bahsedersek bebek bakım çalışmasında neler öğretiliyor?
Bebek bakımı çalışması iki gün sürüyor. Bir konsept olarak veriyorum. Eski yıllarda daha uzun yapıyordum fakat insanların sabrı çok azaldı. Böylesini daha çok tercih ettiler.

Doğuma hazırlık çalışmasında ne tür konular yer alıyor?
Normal ve sezaryen doğumu, nefes çalışmalarını ve doğum korkularını anlatıyoruz.

Bu eğitimler yurt dışında daha fazla biliniyor. Sizce Türkiye’ye baktığınızda bu eğitimler yeteri kadar biliniyor mu?
Orada devlet bunu sağlıyor, sigortalar karşılıyor. Ama bizde henüz o seviyeye gelinmedi.



Annelerin eğitim merkezi seçerken nelere dikkat etmesi gerekiyor?
Bu işi doğru yapan insanları doktorlar biliyor. Doktorunuza sorabilirsiniz. Çoğunlukla bu tarz yerleri açan kişiler sağlık profesyonelleri oluyor.

Yeni doğum yapanlara aile büyükleri çok fazla müdahale edebiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu aslında bir içgüdü. Onlar da bir şekilde bebeğin bakımına dahil olmak istiyorlar. Örneğin sadece emzirmenin yetersiz olduğunu ve mamanın bebek için önemli, gerekli olduğunu düşünüyorlar. Bence ebeveyn olmanın bir örneği yok. Çünkü her çocuk bir kar tanesi kadar eşsiz. Dolayısıyla biz tecrübelerden faydalanabiliriz, ilham alabiliriz ama kendi ebeveynliğimizi kendi çocuğumuzla öğreniriz. Hazırlıklı, bilinçli, bilgili ve aydın isek o zaman çocuğumuza doğru şekilde rehber oluruz.

Kurs en az 12 saat olmalı
Uzun yıllardır doğuma hazırlık ve bebek bakımı konusunda eğitim veren yerlerden biri de İstanbul Doğum Akademisi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve ayrıca akademinin kurucusu Hakan Çoker, son dönemde doğuma hazırlık kurslarına ilginin artışını şöyle açıklıyor: “Artık aileler doğumun her yerde anlatılan coşkusunu yaşamak istiyorlar. Ama bunun için bilgiye ve pratik uygulamalara ihtiyaçları var. İşte uluslararası düzeyde organize edilmiş doğum kursları bunu sağlıyor. Ama burada dikkat edilecek en önemli nokta, her kursun bu amaca hizmet etmediğidir. Bir doğum kursu en az 12 saat olmalıdır ve bu sürenin tamamı doğuma ayrılmalıdır.” Çoker doğum şekli ne olursa olsun her anne adayına hazırlık kurslarını önerdiğini belirterek, “Doğumdan korkan veya korkmayan, epidural anestezi ile doğum isteyen, doğal doğum isteyen, sezaryen ile doğum isteyen… Yani tüm anneler... Çünkü doğum her bebeğin sadece bir kez yaşayacağı çok kutsal ve önemli bir an. Her anne adayının genellikle kendi isteklerini sorguladığını üzülerek görüyorum. Oysa artık doğum için yeni sorular sorma zamanıdır ve bunların başındaki ilk soru şudur: Doğumda bebeğimin ihtiyaçları nelerdir ve bunları nasıl sağlayabilirim?” diyor.



Plates ile bebeğe yer açın
Doğum ve bebek bakımıyla ilgili eğitimlerin yanı sıra anneler artık hamileliklerini hareketsiz geçirmek de istemiyor. Özellikle pilates ve yoga bu dönemde en çok tercih edilen egzersizler arasında... Revita Nişantaşı’ndan Diyetisyen ve Pilates Eğitmeni Müge Bozok, hamilelerin doktorlarından izin almadan ve sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmadan pilates yapmalarının önerilmediğini söylüyor. Doktorun da onayı ile 14’üncü haftadan sonra başlanabiliyor ve haftada 2-3 seans güvenle devam edilebiliyor. Pilates özellikle omurga eğriliği, bel veya boyun fıtığı, kramp ağrıları, doğuştan kalça çıkığı, idrar kaçırma gibi rahatsızlıkları olan hamilelerin, hamilelik süreçlerinde ve sonrasında vücutlarında hissettikleri şikayetleri artırabiliyor. Düzenli olarak yapıldığında ise iskelet ve kas sisteminde ciddi değişiklikler sağlıyor, hamileliğe bağlı ağrıların ve şikayetlerin azalmasına yardımcı oluyor.

Faydaları
• Annenin kendisi ve bebeği için fiziksel ve duygusal açıdan iyi bir ortam sağlanır.
• Annenin fiziksel görüntüsü ile ilgili kaygıları azalır, kilo kontrolü sağlanır.
• Doğum sonrasındaki toparlanmayı da hızlandırır.
• Gevşeyen ve uzayan karın kaslarını güçlendirerek omurganın uzamasını ve fetüse yer açılmasını sağlar.
• Hazımsızlık, ödem ve şişlik gibi sık görülen sorunları azaltır.
• Esnekliği arttırırken kuvveti de geliştirir.
• Vücudun dengesini tekrar kazanmasını sağlar.
• Kan akımını rahatlatarak annenin sakinleşmesine ve uykularının daha düzenli, kaliteli olmasına destek olur.
• Doğru nefes almayla birlikte doğum kasları ve beden-zihin koordinasyonu sağlanır, doğumun ağrısız gerçekleşmesini kolaylaşır.



Yoga Eğitmeni Selen Erkut Kayış ise hamilelikte yapılan yoga çalışmalarının hem artan kilo ve değişen ağırlık merkezinin sebep olduğu boyun, bel ve sırt ağrılarını hafifletmeyi hem de bu ağrıların oluşmaması için ideal duruşu kazandırmayı amaçladığını anlatıyor. Kayış, “Büyüyen karınla birlikte bedenin ağırlık merkezi yer değiştirir. Dengeyi sağlamak için alt omurgadaki gerginlik artar, bu da genelde sırt ve bel ağrısına sebep olur. Alt omurganın (lumbar) oyukluğunun artması, omurganın üst kısımlarını da etkiler. Karnın büyümesiyle karın bölgesindeki kaslar ve onları birbirine bağlayan bağ doku gerilir. Artan kilo ve değişen ağırlık merkezi nedeniyle ayaklarda düz tabanlık görülebilir” diyor. Hamile yogası derslerinde sıkça yer verilen nefes egzersizleri ve meditasyon da özellikle ilk aylarda yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren mide bulantılarının hafiflemesine ve hatta son bulmasına yardımcı olabiliyor. Hormonların değişiminden kaynaklanan sıkıntıların azaltılması için hem bedeni hem de zihni hedefleyen egzersizler yapılıyor ve keyifli bir hamilelik geçirilmesi amaçlanıyor. Grup derslerinde diğer anne adaylarıyla bir araya gelinmesi duygusal yönden de destekleyici oluyor. Selen Erkut Kayış, hamile yogasına 14’üncü hafta sonrasında başlanabileceğini, hatta doğum sırasında bile hamile yogası yapılabileceğini söylüyor. Eğitmen seçerken hamile bedeninin ihtiyaçlarını bilmesine, bu özel döneme uygun pozları ve akışları önerebilecek kapasitede olmasına dikkat etmek gerekiyor.

Faydaları
• Nefesi doğal, derin ve sakin haline getirir.
• Beden farkındalığını arttırır, bedende oluşabilecek eşitsizlikleri dengeler.
• Evde ve iş yerinde uygulanabilecek hareketlerin öğrenilmesini ve bu hareketlerin günlük hayata adapte edilmesini sağlar.
• Gerginlik, stres, korku ve endişe gibi duyguların giderilmesine ve iç huzura kavuşulmasına yardımcı olur.
• Yapılan pozlar ve nefes egzersizleriyle oksitosin hormonunun salgılanmasını arttırır, sinir sistemini dengeler.
• Hamileliğin keyfinin çıkarılmasına ve doğuma hazırlığa yardımcı olur.
• Sakin ve derin nefes çalışmaları ve anda kalabilme egzersizleri sayesinde doğumda tansiyon yükselmez, annede panikten kaynaklanan şikayetler azalır.

Mutlaka doktorunuza danışın
Hamileliğin 14’üncü haftasından önce pilates ve yogaya başlanması önerilmiyor. Bu egzersizler için doktorunuzdan onay almanız da çok önemli. Riskli hamileliklerde yoga ve pilates kesinlikle önerilmiyor.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil