Görülüyorum, öyleyse varım

2020’de sokağa adım atamadığımız ve yalnızca dijital dünyada birbirimize dokunduğumuz günlerde Aslı Kızmaz, Cem Karcı, Gamze Karaduman, Berdan Bozkurt, Melis Güven, Beril Ateşoğlu ve Yaprak Medine’nin Instagram’da ‘görülmek’ istedikleri versiyonlarını fotoğrafladık ve ‘görülme ihtiyacı’nı konuştuk.

Röportaj: Simay Engür, Baran Alışkan 
Fotoğraf: Nurdan Usta 
* Fotoğraflar, 2020'nin yeni normali Facetime aracılığıyla çekilmiştir.

Gözetlenme travmasını henüz atlatamayan ‘Big brother is watching you’ toplumu, varoluşunu bu defa like, etkileşim, görüntülenme ve takipçi sayısına bağlamış olabilir mi? 2020’de sokağa adım atamadığımız ve yalnızca dijital dünyada birbirimize dokunduğumuz günlerde daha da anlamlı bulduğumuz; Zygmunt Bauman’ın varoluş tanımı ‘Görülüyorum öyleyse varım’dan yola çıkarak Aslı Kızmaz, Cem Karcı, Gamze Karaduman, Berdan Bozkurt, Melis Güven, Beril Ateşoğlu ve Yaprak Medine’nin instagram’da ‘Görülmek’ istedikleri versiyonlarını fotoğrafladık. Ardından bir süre de evlerinde doğal hallerini gözetledik ve görüntüledik. Mükemmel karelerden günlük hayat pratiklerimize giden yolda siz ‘Görülme ihtiyacı’ hakkında ne düşünüyorsunuz? onlara sorduğumuz soruları, kendinizde yanıtlamadan geçmeyin!

ASLI KIZMAZ
@aslitkizmaz
“Hissediyorum, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Görülme ihtiyacı değil de bence bu bir paylaşma ihtiyacı. Çok yalnız bir dönemdeyiz, herkes yalnız. İnsanlar, yılda bir kez görüştükleri arkadaşlarıyla telefonlar aracılığıyla bağ kuruyor. Tek bir post ile hayatındaki ‘bombastik’ gelişmeyi tüm çevresiyle ya da aşık olduğu sevgilisiyle paylaşabiliyor. Madalyonun diğer tarafındaysa ‘kim daha iyi bir hayat yaşıyor?’ yarışı var. Hayal ettiğin hayatı yaşar gibi yapmak korkunç bir durum. Hepimiz görüyoruz; tatile fotoğraf çektirmek için çıkan, göstermek için ayakkabı giyen, bir konsere gidip sadece video çeken... Benim sosyal medyadaki duruşum aslında bunun tam aksi yönünde oldu. Kimsenin hayatı muhteşem değil, kimsenin kocası ya da işi şükür sebebi değil! Hepimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Hiçbirimiz ‘mükemmel anne’ değiliz. Algıları diğer yöne çekecek paylaşımlar yapmaya dikkat ediyorum. Buna da lohusa döneminde karar verdim. O dönemde yeni doğum yapan kadınların çoğu ‘fit ve fresh’ fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşırken; ben dört gündür yıkanmaya fırsat bulamadığım halimle onları gördüğümde kendimi kötü hissediyordum. Sonra karar verdim, ‘yok, bu iş böyle olmamalı!’, insanlar benim gibi kadınları da görüp bir nebze de olsun rahatlamalıydı. Bir takipçimden aldığım mesaj çok üzücüydü. “Sizi, kızınızla havalimanında gördüm. Gerçekten sosyal medyadaki gibisiniz. Bayıldım ilişkinize” demişti. İnsanlar artık buna dahi inanmıyor. Fakat ben, bu dönemin de geçeceğine ve herkesin normale döneceğine inanıyorum. Diğer yandan ise yeni bir işe girdiğimde ‘bunu hemen paylaşmalıyım!’ derken buluyorum kendimi. Özellikle kitap ve senaryo işlerimde hemen herkese anlatmak istiyorum… Benimki görülmek değil de bilinmek sanırım. ‘Ben yaptım sen de yaparsın kanka! Hadi, oturup durma sen de gaza gel!’ durumu.

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu bir ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Dijital dünyada en çok sevdiğim şey, kimsenin bir şeyi olmanıza gerek kalmadan, iyi bir fikri ya da kendi küçük işletmenizi insanlara gösterebilmeniz. Bunu paha biçilemez buluyorum. Ben de bu sayede aslında yazma macerama başladım ya da ajansımı kurdum. Sıfır öz sermaye ile fikirlerimi koca markalara sattım. Tüm bunların yok olduğunu düşünmek beni çok korkutur; ama olursa da yeni yollar, yeni fikirlerle bir şekilde kendimi bulurum. Hayat dediğin de bana göre tam böyle bir şey. Gidene üzülme, gelecek olana odaklan!

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Senaryolarını yazdığım iki film ve bir diziyi artık izlemek istiyorum. Bir tane de çok büyük bir hayalim var onu söylemem... Yani önümüzdeki yıl bir şey yaşanmaması benim için sürpriz olur!

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Erteleme! Beş dakikada değişir bütün işler…

YAPRAK MEDİNE
Oyuncu
@yaprakmed
“Andayım, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Ben sosyal medyaya ‘görülmek’ten ziyade iş olarak bakıyorum. Şöyle bir örnek verebilirim: Bir dönem Instagram profilinizin üst kısmında ‘erişilen hesap’ sayısı vardı. O dönemde, bu sayının artmasını sağlamak benim için bir işe, challenge’a dönüşmüştü. Bakmam gereken bir çocuk gibiydi hatta. Bir yandan sıkılmaya başlamıştım; ama o minik başarı duygusuna da bağımlı olmuştum. Önemsediğim şey ‘görülüyor olmak’ değil; o sayının artıyor olmasının hissettirdiği duyguydu. Tam da bu yüzden o sayı oradan kalkana kadar, normalime dönemedim. Neyse ki bunun dışında kendimi kaybettiğim bir olay yaşamadım. Kısacası ‘görülüyorum öyleyse varım’ günümüz için çok doğru bir tanım. Kendimi, bu tanıma dahil etmek istemesem de yer yer bu duyguyla yaşadığım oluyor. Sanki varlığımızı böyle kanıtlayabilirmişiz gibi, yediden yetmişe herkes kendini göstermeye çalışıyor. Ne kadar fazla insan tarafından tanınırsak, o kadar sonsuz olurmuşuz gibi... Teknoloji dünyasına doğmamızdan dolayı bu öğretiler, insanı ister istemez ele geçiriyor. Böyle zamanlarda bende de bir huzursuzluk oluşmuyor değil. Bu huzursuzluk beni sıklıkla yalnız kalmaya ve geri çekilip kendime dönmeye itiyor. Diğer yandan sosyal medya olmaksızın zaten izleniyoruz. Duygularımızın bile veri tabanına kaydedildiği bir düzenden bahsediyoruz. Evden çıktığımız an, her yerin kameralarla dolu olduğu bir dünyada yaşıyoruz, takip ediliyoruz. Üstüne üstlük sosyal medyada kendimize dair tüm verileri kendimiz vermemize rağmen, daha fazla özgür olabiliyoruz. Öte yandan sosyal medyanın sahteliğini de biliyor ve kabul ediyoruz. Dediğiniz gibi aslında orada gösterdiğimiz insan biz değil, ütopik karakterimiz. O yüzden sosyal medyaya tam olarak şeffaf bakamıyorum; ama ütopik oluşu, bana biraz oyun kurmak gibi de geliyor. Bu duyguyu içgüdüsel olarak seviyoruz zaten. Bence tek sorun, bir yerden sonra çıkışın kalmadığı bir oyuna dönüşmesi…

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu, ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Muhtemelen yazar olurdum. Varlığımı kanıtlamanın yanında fikirlerimi, hayal dünyamı, bilinç akışımı insanlarla paylaşmamı sağlardı.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Sürprizleri tahmin etme konusunda pek başarılı sayılmam. Zaten planlı yaşayabilen biri de değilimdir; hayatı takip ederim. Tabii ki bu hiç hayalim olmadığı anlamına gelmiyor. Kariyerimle ilgili çok fazla hayalim var. Ayrıca iki sene içerisinde, birkaç ay yurt dışında yaşamak istiyorum. Bunların dışında gelişecek her şey bana da sürpriz olacak!

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Virüs salgınıyla ne kadar ilgili pek emin değilim; ama 2020 bana en fazla katkıyı insan ilişkileri konusunda kattı. Ben sosyal görünümlü bir asosyaldim. Bir nebze hala öyle olabilirim, çok küçük bir nebze kaldı! Bunun dışında kendimle kalmayı ne kadar sevdiğimi hatırlattı, insanın tüm zorluklara alışıp uyum sağlayabilecek bir varlık olduğunu daha net görmemi sağladı. Yanlış amaçlar edinip onların kölesi oluşumuzu, mutluluğu yanlış yerlerde arayışımızı gördüm. İçimizde olanı dışarıda arıyoruz. Koyduğumuz hedefleri başarmak, o hedeflerin yerini her gün yenisinin alması, onları da başarmak… Bunların hiçbiri daimi mutluluğu sağlamıyor. Hep yenisine koşuyoruz. Hoş, bu düzenin içinde daimi mutluluğu sağlamak ne kadar mümkün? Tartışılır.

CEM KARCI
Yönetmen
@movier
“Düşlüyorum, öyleyse kesin varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Sosyal medya, Ege’deki köy kahveleri gibi benim için; veyahut çocukluğumuzdaki pencere kenarına ilişip geleni geçeni izlemek gibi. Günümüzde hala pek çok yerde kahvede oturup bakınmak, geleni geçeni izlemek ve aslında gözlemlemek çok sıradan bir durum. Ama biz şehir hayatında o kadar yoğun çalışıyoruz ki ayaklarımızı uzatıp uzun uzun gözlem yapma şansımız kalmıyor ne yazık ki… Günlük hayatta birine odaklanmak, izlemek ve hatta bakmak ‘ayıp’ olduğu için sosyal medya, bu gözlemleme ihtiyacını gideren bir platform benim için. Bu sebeple de bugünkü insan bilişsel bir devrimle, birinin diğerini görmesi, etkileyebilmesi ile var olduğu için ‘yeni’ gibi gelmiyor bana ‘görülüyorum, öyleyse varım’ durumu. Hikayecilik, yani benim işim bunun üzerine kurulu zaten. Düşünmek, düşlemek ve bunu görünür kılmak… Elbette ki ‘görülmek’ benim için de önemli. Bizler sosyal varlıklarız. Birbirimiz üzerinden tanıyoruz kendimizi. Ben sosyal medyada daha çok işimle ilgili paylaşım yapıyorum; çünkü kendimi ifade yollarımın başında işim geliyor. Hem üretiyor, hem sağaltıyorum kendimi dünya kurarken. Elbette ki izlenilip, daha çok insana ulaşmasını istiyorum. Bunların yanı sıra günlük hayatımda hiçbir kimliği, düşünce şeklini reddetmem. Yönetmen kimliğimde de dramatik çatışmanın da tarafı olmam. Kapsamak, kapsayarak sunmaktır yolum hep. Bu varoluş şeklimi koruyarak düşüncelerimizin, çok boyutlu gerçeğimizi oluşturduğunu düşünüyorum. Çünkü hiçbir akımın ya da ‘izm’in peşinden gidilemeyecek kadar hızla dönüşen bir dönemdeyiz. Sistematik düşünce taraf olmaya zorlar. Her türlü ‘izm’ de böyle sürdürür varoluşunu. Sözlerden ziyade enerjilerimizle iletişim halinde olduğumuzu, Batı bilimi bile kabul ediyor artık. Olduğumuz ve çevremizde olan her şey bizim sınırlı düşüncemizin ürünü. Memnun olmadığım her an düşüme koyduğum sınırları fark etmeye çalışırım.

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu, ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Her şeyi kullanırdım. Ben sosyalliğe ve iletişime önem veren biriyim. Elimdeki her türlü imkanı seferber ederdim diğer canlılara varoluşumu kanıtlamak adına. Dans, şarkı, hikaye anlatmak ki aslında şu anda da bunu yapıyorum; çünkü ben bir hikaye anlatıcısıyım.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Tüm teknolojik buluşlara ve dijital çağda olmamıza rağmen ‘açlık, şiddet, ırkçılık’ gibi içinde bulunduğumuz yüzyıla, maalesef çözümsüz bir şekilde taşıdığımız yaralarımıza, bir merhem icat edilmesi... Benim için en büyük sürpriz bu olur.

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

020 bana hayatın sınavlarının hiç bitmeyeceğini öğretti. Zaman kaybetmeye gerek olmadığını, yapabiliyorken düşünmeden cesaretle adım atmanın, acıdan ve sınavlardan kaçmamanın ve bilakis üzerine gitmenin herkesin kendi dönüşümüne yarayan bir fayda sağlayacağını fark ettirdi.

MELİS GÜVEN
Müzisyen, Şarkıcı
@melisguven
“Bu an benim, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Görülme ihtiyacı kesinlikle modern insanın bağımlılığı ve alışkanlığı. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, izlediğimiz ve genel olarak günlük hayatta dahil olduğumuz, eyleme geçtiğimiz her şeyi paylaşma ihtiyacı içerisindeyiz. Onaylanma beklentisi ile kendini gösteren, bazen çok yorucu, çoğu zaman gerçek olmayan, en kötüsü de anı kaçıran bu etkileşim bana göre değil. Varoluşsal olarak ben, görülmektense duyulmayı tercih edenlerdenim. Ancak konu müzik bile olsa, müziğimi daha çok insana ulaştırmak için ister istemez ‘görülmeye’ çabalıyorum. Çoğu zaman bunu uygulamak durumunda kalıyorum. Daha yararlı içerikler üretmek için otururken vaktin nasıl geçtiğini anlamadan, sabahtan akşama kadar iki-üç paylaşım için vaktimi harcadığımı fark ettiğim zamanlar oluyor. İnsanlar personalarını yaratıp gerçeklikten ve olduğu kişiliklerden uzaklaşıyor. Olmadığı bir kişi gibi davranmak ya da olmak istediği kişi gibi görünmek, yeni dönemde daha kabul edilebilir bir hareket oldu. Kendini geliştirmek yerine, öyleymiş gibi davranmak kolaya kaçmak gibi geliyor. En tuhafı da eskiden dergi kapaklarında gördüğümüz suni kimlikler, sadece popüler isimlerdi. Şimdiyse en sıradan insanların bile dijital kimlikleri var. Asıl kimliklerini ise tahmin etmek zor.

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu bir ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Sanırım sözlerimle ve müziğimle kanıtlardım. Bir yerlere kalbimden dökülen sözleri kazırdım. Müziği seven insanlarla, bir yerlerde yine buluşur ve şarkılarımızı söylerdik. Melis mutlaka yine oralarda olurdu.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Bu yılın benzeri olursa benim için sürpriz olur. Çünkü yaşadığımız süreçte herkesin kendi çapında fazlasıyla farklılaştığını düşünüyorum. 2021 çok verimli ve farklı bir sene olacak bence. Umuyorum, hepimiz bir an önce bu zorlu süreçten sıyrılır ve kaldığımız yerden çok daha açık, berrak ve gelişmiş zihinlerle farklı bir etaba geçmiş gibi hayatımıza devam edebiliriz.

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Bu sürecin en büyük katkısı kendime yetebildiğimi öğrenmem oldu. Kimseyi değiştirmeye çalışmamam gerektiğini de öğrendim. Unutmuş olduğum zaman kavramının aslında ne kadar değerli olduğunu ve bu sayede olayları akışına bırakmak gerektiğini; daha çok duymam, dinlemem gerektiğini fark ettim. Zor da olsa kendimi her sabah güldürmeyi...

GAMZE KARADUMAN
Oyuncu
@gamzek8
“Farkındayım, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Fark edilmek, beğenilmek, sevilmek, onaylanmak insanın her dönem ihtiyaç duyduğu bir şeydi. Ego, zaten bunlara ihtiyaç duyar bunlara bağımlıdır. Günümüzde bu aşırı desteklendi ve kolaylaştırıldı. Sürekli kendimizi birilerine onaylatmaya çalışırken; şimdi bir de sosyal medyada kolayca bunu yapabiliyor olmak, insanları paylaşım yapmaya, kendiyle ilgili en parlak bulduğu yönleri göstermeye itti sanırım. Ben mesleğimin bu anlamda bir ikilemini yaşıyorum aslında. Bir taraftan oyuncu olarak ‘çok görülmenin’ gerekliliğini sorguluyorum sosyal medyada. Özellikle böyle bir algı oluşmuş durumda. Diğer taraftan ise durum benim açımdan tam tersi aslında. Yani oyuncunun çok fazla görülmemesi gerektiğini düşündüğüm bir taraftayım. Aslına bakarsanız ilk başlarda dijital kimliklerimizin, insanı rahatlattığını düşünmüştüm. Kendini özgürce, istediğin gibi yansıtmak, ‘rutini bozmanın eğlenceli bir şekli olabilir’ diye bakmıştım. Zamanla bunun daha mutsuzlaştırdığını, çaresizleştirdiğini gördüm. Evet, sürekli en iyi halimizi göstermeye çalışıyoruz. Garip bir biçimde en iyi deneyimlerimizi, en mutlu anlarımızı paylaşıyoruz sonra yalandan yarattığımız mutluluğa ulaşmaya çalışıyoruz; ama en büyük sorun zaten daima mutlu ve mükemmel olmak zorunda olmadığımız kısmı. Yaşam zaten böyle mükemmel bir şey değil, bu konuyu tamamen atlamış durumdayız. Bu da içimizde daha klostrofobik bir dünya yaratıyor. O kadar çok insanın yaşam tarzına, stiline, hislerine, dinlediği müziğe, bakış açısına, fikrine fotoğrafına maruz kalıyorsun ki; bu kadar çok bilgiyle baş etmek de zor oluyor. Tüm bunların içinde kendini bulmak, kendinle ilişki kurmak da zorlaşıyor. Sonra tüm bu aldığımız bilgileri nereye koyacağımızı bilemeyip taklit etmeye ve üzerine kendi yalan dünyamızı oluşturmaya başlıyoruz. Hepsinin sonucunda özgünlüğünden uzaklaşıyor insan, aynılaşma başlıyor böylece…

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu, ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Kanıtlamaya çalışmazdım hiç! Ama fikrimi değiştirip kanıtlamak isteyecek olursam sanatı kullanırdım bunun için.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Evet, bir hayalim var! Artık her şeye bir sürpriz gibi bakıyorum ben. Daha çok bir seyirci gibiyim artık yaşama karşı, bu bakış açısında bir denge buldum açıkçası, daha kolaylaştırdı, ferahlattı hayatımı diyebilirim. Olacak her şey için olabildiğinde açık ve rahatım her şey bir sürpriz gibi zaten, planlamak gibi bir hatayı uzun zamandır yapmıyorum. İçimde bir yerlerde bunun için heyecan bile duyuyorum artık. ‘Hadi bakalım şimdi ne olacak, ne gelecek?’ gibi…

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Benim hayatımda değişen pek bir şey olduğunu söyleyemem; yani günlük rutinlerim açısından… Ama endişe, kaygı, güvensizlik, geleceğe karşı korku çok arttı diyebilirim.

BERDAN BOZKURT
Futbolcu
@berdanbozkurtt
“Eğleniyorum, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

Bugünlerde sosyal medyaya göre şekillenen hayatlar var ve herkesin derdi bir şekilde ‘görülmek’ oldu. İyi veya kötü, artık tüm olay ‘-mış gibi’ davranmak, öyle yansıtmak ve sonra da bu yansımanın içinde kaybolmak. Sanırım insanlar gerçek olmayan şeylerde teselli bulmaya bağımlılar; çünkü kendileriyle mutlu değiller. Fakat dün bugünden farklıydı ve bizler görülmediğimizde de vardık. Bir şekilde idare ediyorduk ve kesinlikle daha mutluyduk. Sosyal medyalarımız, kendimiz için yarattığımız paralel evrenlerimiz ve dijital kimliklerimiz kendimiz için yarattığımız o evrende başkalarının oynattığı -kendimizin en iyi versiyonları sandığımız- kuklalar haline geldi. Çünkü biz hep o ‘başkalarını’ dert edip onları evrenimizin diktatörleri yaptık ve boyun eğdik. Aslında dijital kimliklerimiz, kendimizin en iyi versiyonları sandığımız kuklalardan başka bir şey değil artık. Birileri tarafından görülmek hiç önemli değil. Asıl olan kendimizi görebilmek, kendimizin farkına varabilmek.

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu bir ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Benim olayım, kendi farkında olduğum bir konuda başkalarını da bu farkındalığın içine çekmek ve onlara bir şekilde dokunabilmek. Varoluşumu, hayatıma giren insanlara dokunarak; onlarda bir iz, etki bırakarak kanıtlardım. Birinin hayatında bıraktığın iz, seni sonsuz kılacaktır.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Amerikan Kolej Futbol Ligleri’nde oynamak kısa vadedeki hayallerimden biri. Hem eğitimime Amerika’da devam etmek hem de sevdiğim işi, değerinin bilindiği bir yerde yapmak mükemmel bir sürpriz olacaktır! Şunu da eklemek isterim: Hayallerimiz, hedeflerimizin hissedilebilen halidir ve hissettiğimiz şey bize başarıyı getirir. Hayal kurmaya devam etmeliyiz.

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Antrenörümüz hep ‘sahada saniyelerle yarışıyoruz, o bir saniye her şeyi değiştirebilir’ derdi. Yaşamın, oyun alanlarımız olduğunu ve her anın ne kadar kıymetli olduğunu bu süreçte bir kez daha anlamış olduk. Yaşam oyununda hepimizin tek bir takım olduğunu, attığımız her adımın, verdiğimiz her kararın bir diğerini etkilediğini gördük. Bu da bize gerçek bir takım gibi birlikte hareket etmemiz gerektiğini öğretti.

BERİL ATEŞOĞLU
Dijital İçerik Üreticisi, Yazar
@demeyin_iz
“Değişiyorum, öyleyse varım!”

Sosyolog Zygmunt Bauman, çağımızın varoluş cümlesinin ‘düşünüyorum, öyleyse varım’ değil; ‘görülüyorum, öyleyse varım’ olduğunu ileri sürüyor. ‘Görülme ihtiyacı’ çağımızın yeni varoluş kanıtı olabilir mi sizce de?

‘Görülüyorum öyleyse varım’ algısı, insanı kısıtlayan ve derinliği esirgeyen bir hissetme biçimi oluşturuyor. Görülme hali bir ihtiyaçsa, insanlara ‘neyi göstermek istiyorsunuz?’ diye sorulabilir. Eğer içtiği kahvenin ya da sabah uyandığı halinin seyre değer olduğunu düşünüyorsa, burada bir sorun var demektir. Görülme isteğinin motivasyonu çok önemli. Vizyoner bir fikri, yararlı olabilecek bir olguyu, zeki bir mizahı ya da bir sistem eleştirisini göstermek istemek ile evdeki kahve bardağını göstermek çok farklı. ‘Ben neden görünmek istiyorum?’ ve ‘görünmediğimde ne hissederim?’ sorusunu daha sık sormak gerekiyor. Benim bu konudaki duruşum çok net. Motivasyonum yaratma ve değişim olduğu için hayata başka bir yerden bakıyorum. Kimse okumuyor diye yazmaktan, kimse duymuyor diye anlatmaktan, kimse görmüyor diye yaşamaktan vazgeçemezsin. Bana sorarsanız, dijital kimlik oluşturmak kendini değiştirmekten daha kolay. İnsan, her şeyin kolayına kaçabilir belki ama kendinin kolayına kaçmamalı. En fazla üç fotoğraftan en güzelini seçmeye çalışırım. Zaten bunu elma almaya gittiğimde de yaparım. Görülmek bazı noktalarda önemli olabilir. Neyi görsünler istiyorum? Kim görsün istiyorum? Benim için bunlar önemli. Çok mutlu bir fotoğrafımı annem görsün, arkadaşlarım görsün isterim; ama @demeyin_iz hesabını ya da yazdığım yazıları beni hiç tanımayanlar da görsün. Zaten onu, ben olduğum için görmelerini beklemiyorum. Fikrimi beğendikleri, yer yer feyz aldıkları, bazı şeyleri sorguladıkları anlar için görsünler isterim. Hiç kimlikler arasında kaybolacak kadar kendime uzak olmadım. Beni biri gözetliyor ya da izliyor diye kendim olmaktan, kendim gibi yaşamaktan vazgeçemem. klıma, bedenime, kalbime ve memnun olmadığım yönlerime 33 senemi verdim. Başka türlü göstermektense kabul etmeyi ya da değiştirmeyi tercih ederim. Yönettiğim ‘Demeyiniz!’ (@demeyin_iz) hesabı benim bir dijital kimliğim değil, hatta dijital kimlikleri yıkmak üzerine bir hesap. O bir proje, farkındalık yaratmak adına yaptığımız bir eylem. Dijital dünyanın iyi taraflarından yararlandığımız, kolay erişilebilir ve fazla insana ulaşabilmemizi sağlayan bir oluşum.

Bir anlığına sosyal medyanın yok olduğu bir ütopik maceraya adım atalım. Varoluşunuzu, bu dünyada olduğunuzu diğer canlılara nasıl kanıtlardınız?

Sevdiğim, okuduğum ve çok şey öğrendiğim birçok yazar ve filozof hayatlarında telefon bile görmemiş. Annem bir-iki senedir sosyal medya kullanıyor. Onlar nasıl kanıtlamışsa ben de öyle kanıtlardım. Varoluş dijital dünyada kanıtlanamaz; ancak var oluşunuzun minicik bir parçası dijital dünya araçları ile daha kolay duyulur hale gelebilir. İnsan o kadar basit bir varlık olmadı ve olmayacak.

2021 yılında ne yaşanırsa bu sizin için bir sürpriz olur?

Hayattan büyük sürprizler beklemek gibi bir alışkanlığım yok. Dijital dünyanın bir etkisi de bu. Yaşanan her şeyi abartmaya ve hep büyük mucizeler beklemeye itiliyoruz. Hep büyük dramlar ya da büyük mutluluklar var. Ara renkleri kaybettik. Dünyada olan her şey eşsiz zaten. Her gün ve her an kendi içinde sürprizli. Benim beklentim sadece kendimden. Bütünsel algılayabilmek, yargıdan sıyrılarak insanlara yaklaşabilmek…Dürüstlüğü ve sevgiyi çoğaltabilmeyi, fikirlerimi anlatabilmeyi bekliyorum.

Peki, 2020 yılından çıkarttığınız dersler, öğretiler, pişmanlıklar, mutluluklar ve alışkanlıklar nedir?

Müthiş bir uyum kabiliyetimiz var ve zaten herkes bunu deneyimledi. Hayatta kalabilmek ve huzurlu olabilmek için algıyı genişletmek gerekiyor. Tahayyül edemeyeceğimiz bir sene olması düşünülenin aksine kıymetli bence. Önemli olan hayatta karşımıza çıkan olayları nasıl ele aldığımız, nasıl algıladığımız. Senelerdir bunu söylüyordum gözümle görmek, deneyimlemek keyifli oldu aslında. Kendimle daha sağlıklı ve derin bir ilişki kurmamı sağladı. Daha cesur davranmaya başladım. İç sesimi daha iyi duyabiliyor ve önemsiyorum. Resmen, kendimizi tanımaya maruz bırakıldık. Ne olacağına karar veremeyeceğimizi hatta tahmin dahi edemeyeceğimizi öğrendik.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil