Güçlü duruş: Boncuk Yılmaz... Yakından tanıyalım

Oyunu ‘bildiği gibi’ okuyan ve sakince parlayan yıldızını, kendi gibi yansıtmayı başaran gerçek bir oyuncu. Boncuk Yılmaz ile mucizelere açık, kendinden emin bir buluşma.

Yenilikleri ve yeni olan her şeyi konuştuğumuz bir toplantıdayız… İki mevsim arasındaki çizginin gittikçe belirsizleşeceği günlerde, henüz yaz sıcağıyla haşır neşir vaziyetteyken bu satırların da yer alacağı tüm konuları incelikle planlıyoruz. Sonbaharın kendine has ruhuna yakışacak, yeni başlangıçları bizimle kutlayacak ve aşinalığımızı yakın bir dostluğa taşımaya kararlı olduğumuz bir isimle buluşmak istediğimizden eminiz. İçimizden geçenleri karşılayacak en doğru isim ise şüphesiz oyuncu Boncuk Yılmaz’dan başkası değil. Çünkü son olarak, Zeytin Ağacı dizisinde hayat verdiği Sevgi karakteriyle adına yakışır şekilde sevgi dolu hisler uyandıran, güçlü duruşuyla başarma konusunda ilham veren, yeni yollara çıkma konusunda cesur ve yenilikleri kucaklamada başarılı bir isim. Birkaç gün sonra, şehrin kaotik sokaklarından birinde bulunan stüdyomuzda tanışmaktan mutlaka memnuniyet duyacağımız konuğumuzu beklemeye başlıyoruz. Ekip olarak erken saatlerde bir araya gelmiş ve son hazırlıklarımızı tamamlamıştık. O günün, diğerlerinden bir farkı olduğu ise her haliyle hissediliyordu. Çok kısa bir süre sonra kapıda samimiyetinden şüphe uyandırmayacak gülümsemesiyle Boncuk Yılmaz görünüyor. Elbette bu, onunla ilk göz göze gelişimiz değil. Şimdiye dek hayat verdiği Çukur’da Saadet, Mazi Kalbimde Yaradır’da Nalan, Sıla’da Narin ve Haneler’de Pınar karakteriyle birbirinden farklı rollere rağmen seyircisini kendine ikna etmeyi başarmıştı. Başlamadan önce, şekersiz Türk kahvelerimizden birer yudum alıyor ve günün kalanında zamana karşı hep birlikte yarışmaya başlıyoruz. Daha önce hayat verdiği karakterlerin yapısına dayanarak, Boncuk Yılmaz’a bir role nasıl hazırlandığını soruyoruz ve dinliyoruz: “Role hazırlık, bir tanışma hikayesine dönüşüyor benim için. Hem de hummalı bir tanışma… Ve sırlarımızı paylaşacak kadar yakınlaşıyoruz.” iç kötülükle harmanlanmış bir karakter aracılığıyla buluşmadığımızı da merakla ekliyoruz bir önceki soruya. Boncuk Yılmaz, belki çok yakında görebileceğimize dair bir ipucu paylaşıyor bizimle. Düşününce, onu bir anti-kahraman olarak görmek heyecan verici olacak. Geçmişin ve geleceğin tam ortasında, huzurlu bir çoşkuyla günü tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Hatrı kalacak bir kahve eşliğinde, o sırada konuştuklarımıza tanıklık edeceğiniz bir ‘ilk kapak hikayesi’nde bize katılmaya davet ediyoruz.

RÖPORTAJ: BARAN ALIŞKAN
PRODÜKSİYON: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: JİYAN KIZILBOĞA
STYLING: ŞEYMA ARSLANER
SAÇ: HARUN ATEŞ
MAKYAJ: HİDAYET KORKMAZ
STYLING ASİSTANI: GÜNEŞ BERFİN DOĞAN
FOTOĞRAF ASİSTANLARI: MUSTAFA BERBER, DOĞUKAN ÇELİK, GÜLÜŞ AROĞLU
VIDEO: ALTUĞ POŞUL

Bugünlerde nasılsınız, nasıl hissediyorsunuz? Belki de Zaman Bey (Fırat Tanış) gibi sormalı; “Nasılsın sen? Boncuk Yılmaz nasıl?”
Dinlenmiş hissediyorum. Ne kadar yorulursam yorulayım, bu sıralar dinginlik hissediyorum... Mutluyum.

Hayatı öngörülemeyen maceralarla dolu uzun bir hikaye olarak yorumluyoruz... Siz, bu serüvendeki rolünüzü nasıl tanımlarsınız?
Sanırım eskiden söylediğinize daha yakın hissediyordum. Hayat, serüven, uzun bir hikaye... Daha heyecanlı hatta telaşlıydım yaşarken. Şimdi ise daha telaşa kapılmadan, daha farkında ve sindire sindire geçirmeye çalışıyorum ömrümü.


“Hayat, serüven, uzun bir hikaye... Daha heyecanlı hatta telaşlıydım yaşarken. Şimdi ise daha telaşa kapılmadan, daha farkında ve sindire sindire geçirmeye çalışıyorum ömrümü.”

Zeytin Ağacı, röportajı gerçekleştirdiğimiz sırada haftalardır global ölçekte çok izlenenler arasında ve izlenme sayısı 70 milyon saati aşan bir yapım. Projeye dahil olduğunuz andan bugüne dek o dünyada neler yaşandı?
Zeytin Ağacı projesine dahil olduğum andan beri sanki tesadüflere yer yok ve olması gereken oluyor gibi... Proje kendi dünyasını yarattı. Bu yarattığı dünyada zaman akıyor ve biz de eşlik ediyor gibiyiz. Başından beri enerjisine ve ona değen ellere inandığım bir yapım oldu.

Dizide, mutlu olmasını ve iyileşmesini istediğimiz, bize iyi hissettiren bir karakter olan Sevgi’ye hayat verdiniz. Onunla nasıl bir bağ kurdunuz?
Sevgi’yle tanışıklığımız sanki çok eski gibi. Ben onu tanıyordum, o da beni. Çok benzer taraflarımız da var. Törpülediğim bazı duyguları Sevgi’de gördüm mesela, hatırladım. Hatırlattı bana ve iyi geldik birbirimize.

Zeytin Ağacı dizisindeki Sevgi ile Boncuk bir araya gelebilseydi onlar nasıl anlaşırdı? Birbirlerine verecekleri en önemli hayat tavsiyesi ne olurdu?
Kesin yakın arkadaş olurduk! Tavsiye konusunda ise ‘tadını çıkar’ derdim herhalde...

İlk tanışmamız olan Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmini yeniden hatırlayalım isteriz. Yönetmen Ahmet Uluçay’ın ilk uzun metraj filmi olan ödüllü filmle oyunculuk kariyeriniz başladı. Yönetmenle ilk karşılaşmanıza ev sahipliği yapan trendeki o an ve Nihal karakteri hayatınızı nasıl değiştirdi? Önemli bir kırılma noktası olarak nitelendirebilir miyiz?
Kesinlikle! Ahmet Uluçay’la tanışmam hayatımın çok önemli bir dönüm noktasıydı. Geri kalan hayatıma yön verecek olan bir yolculuk ve film oldu. Hepsinden öte; onunla tanıştığım, dinlediğim, çalıştığım için o kadar ama o kadar şanslıyım ki... O, çok özel bir ruh ve çok seviyorum onu. Nihal benim için kariyerimin ışığı gibi, yolumu bulmamı sağladı, sağlıyor.


“İstanbul’da sanki hep geç kalıyormuşum hissi vardı. Kendime ve aileme açmam gereken alanlar, sakin fırsatlar yaratmam gerekiyordu. Şimdi, yaşamın içindeyiz. Sanki tat alma duyularımın kapıları açıldı. Aldığınız nefes bile farklı...”

Oyunculuğa ilk adımınızı attığınız sırada Eskişehir’de bir iletişim öğrencisi olarak hayallerinizi ne süslüyordu? Orada kurulan hayallerin ve geçen yılların hayatınıza kattıklarını dinlemek isteriz… Eskişehir’de yaşanan bir öğrencilik, hayatınızın devamına hangi mirası bırakmış olabilir?
Bugün üniversite sınavına girecek olsam ve bir okul seçmem gerekse yine Eskişehir olurdu sanırım. Uzun yıllardır gitmedim, şu an nasıl bilmiyorum ama hayatımın en güzel anları ve hatıralarından birçoğunun ev sahibi Eskişehir. O yaşlarda hayaller ve beklentiler savruluyor tabii. O esnada çok önemli, çok özel öğretmenler rehberlik etti bize. Minnettarım.

Son sinema filminiz Kader Postası, ABD’de ‘En İyi Yabancı Film Ödülü’; ilk sinema filminiz Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ise birçok ödül kazandı. Aynı zamanda ilk film, Sinema Yazarları Derneği’nin vermiş olduğu ‘Umut Vadeden Genç Oyuncu’ ödülünü de size kazandırmıştı. Tüm bu başarıların içinde yer almak nasıl bir duygu?
Dahil olduğum projeler konusunda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bazen öyle bir şey olur ki o insanlarla, o senaryoyla bir araya gelmeniz için sanki dünya sizden yanadır. Ben, bunu birden fazla kez yaşadım diyebilirim. Dediğim gibi, bu hikayelerle birbirimizi bulmak konusunda şanslıyım ve şükran duyuyorum.

Fazlasıyla göz önünde bir mesleğe sahip biri olarak, eleştiri ve iltifat aldığınız anda ruhunuz bunu nasıl bir duyguya dönüştürüyor, nasıl karşılıyor?
Ben iltifatlar karşısında kolay utanırım. Ama iltifatları da eleştirileri de dönüştürmeye ve yoluma pusula olacak şekilde kullanmaya ve şekillendirmeye çalışıyorum. Tabii geldikleri yönleri de göz önünde bulundurarak. Ne her iltifatı ne de her eleştiriyi dümdüz olduğu gibi sokmuyorum hayatıma.

Dışardan bir gözle kendinizi gerçekçi biri olarak mı, yoksa hayalperest biri olarak mı yorumlarsınız?
Duruma göre değişiyor sanırım. Ben de değişiyorum çünkü. Hiç beklemediğim zamanda fazla gerçekçi olabiliyorken; bazen de hayal dünyasında kayboluyorum. ‘Böyle biriyim’ demek çok zor.

Yeni biriyle tanıştığınızda yani ilk bakışta, o kişinin nasıl biri olduğuna hangi kriterlere göre karar verirsiniz? O kişi sizin nazarınızda sıfırdan puan mı toplamalı, yoksa otomatik yüklenen kredisini mi tüketir?
Kriter demeyelim de bazı durumlar dışında herkesin kredisi vardır bende. Empati duygum gelişkin ama bazen de hiçbir şeye gerek kalmadan, sanki yıllardır biliyorum seni diye düşünürüm. Eğer öyleyse ne ala... Hepimiz gibi aslında.


“Yalnız kalmaktan çok hoşlanırım. Tercih edilmiş yalnızlığın kıymetini de bilirim. Kendimle vakit geçirmek, dinlenmenin en kestirme yolu benim için.”

Siz kimse yokken, tek başınıza ve konfor alanınızdayken nasıl birisiniz?
Yalnız kalmaktan çok hoşlanırım. Tercih edilmiş yalnızlığın kıymetini de bilirim. Kendimle vakit geçirmek, dinlenmenin en kestirme yolu benim için.

Büyük şehirde yaşayan birçok kişi, çoğunlukla hayatın daha sakin aktığı ve huzuru bulabileceği bir sahil kasabasına yerleşmeyi hayal ediyor. Siz ise bu hayali gerçekleştirmeyi başaran, cesur birisiniz. Cunda’da hayat nasıl gidiyor?
İstanbul’da, sanki hep geç kalıyormuşum hissi vardı. Kendime ve aileme açmam gereken alanlar, sakin fırsatlar yaratmam gerekiyordu. Şimdi, yaşamın içindeyiz. Tat alma duyularımın kapıları açıldı sanki. Aldığınız nefes bile farklı... Çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum, hatta eminim. İstanbul dönüşlerinde, ilk zeytin ağacı göründüğü anda gerçekten derin bir ‘oh!’ çekiyorum.

Eşiniz oyuncu ve senarist Fethi Kantarcı ile Kılıç adında bir oğlunuz var. Onu, böylesi yetenekli bir ailede doğmuş bir çocuk olarak çok şanslı kabul ediyoruz. Evinizde mesleklerinizin ve yeteneklerinizin yansıması nasıl tezahür ediyor? Kılıç’ın geleceğinde setleri görmek mümkün mü?
Kılıç, öncelikle çok özgür bir çocukluk geçiriyor. Bunda Cunda’nın payı büyük tabii ki. Adada yaşamak bir çocuk için paha biçilemez bir yaşam... Denizle, ağaçlarla, toprakla büyüyor. Küçük bir okula gidiyor. Üzerindeki yük, büyük şehirde yaşayan çocuklardan çok daha az. Kendisiyle daha fazla vakit geçirebiliyor ve kendini daha iyi tanıyor. İşlerimizin tezahürü elbette oluyor onda. Kendi yeteneklerini keşfetmeye çalışıyor. Şu anda da Gizemli Ada Mençuna filminin setinde. Senaryo okumak, sette olmak, bir karakter canlandırıyor olmak onu çok mutlu ediyor. İleride ne olur bilemeyiz tabii; ama her ne yaparsa yapsın umarım işini eğlenerek yapar.

Sizi tam olarak mutlu hissettiren o anda, nerede ve ne yapıyor oluyorsunuz?
Ailemle, arkadaşlarımla birlikteyken her an ve durum mutlu hissettirir bana.

Gün içinde içinizden en çok geçirdiğiniz ‘o düşünce’ nedir? İç sesiniz genellikle ne diyor?
“Sakin... Her şey yolunda!”


“Bazen öyle bir şey olur ki o insanlarla, o senaryoyla bir araya gelmeniz için sanki dünya sizden yanadır. Ben bunu birden fazla kez yaşadım…”

TEK BAKIŞTA

Nerede kendini dinler?
Evimde.
Neyi unutamaz?
Okuduğumu.
Neyi hatırlayamaz?
İsimleri.
Başarıyı nasıl kutlar?
Derin bir uykuyla.
En çok ne dinler?
Pearl Jam–Ten albümü.
Neyi yemekten bıkmaz?
Sandviç.
Dostları ona nasıl seslenir?
Boncuk.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil