Hande Erçel-Burak Deniz İstanbul Life röportajı

İstanbul Life dergisi, 'Aşk Laftan Anlamaz’ dizisinin genç oyuncularıyla Kilyos’taki Suma Beach’te buluştu.


HANDE ERÇEL


‘Güneşin Kızları’ dizisinden çok kısa bir zaman sonra ‘Aşk Laftan Anlamaz’ın çekimlerine başladınız. Nasıl bir geçiş oldu oyunculuk anlamında, rollerinizde nasıl farklılıklar var?
‘Güneşin Kızları’nda Selin karakterini canlandırıyordum. 17 yaşında, daha hareketli daha cıvıl cıvıl bir kızı oynuyordum. Hayat da hareketli evet ama daha oturaklı, aklı başında
bir kız. Selin çok hovardaydı, sonradan çok değişimler yaşadı ama Hayat’ın bir duruşu var. Bir 17 yaşında bir kızı oynamak var, bir de üniversite mezunu, iş ha- yatına atılmaya çalışan bir kızı. İkisi de çok farklı karakterler aslında ama benim enerjim ona göre şekilleniyor, yani ikisinde de aynı enerjiyle aynı şekilde oynamaya çalışıyorum.

Yeni projenin bir romantik komedi olması hoşunuza gitti mi?
Evet, çünkü ‘Güneşin Kızları’nda karakterim hareketliydi ama dizinin konusu dramdı. Çok ağır ve gözyaşı dolu sahnelerim oldu. Sonrasında
bir romantik komedi çekmeyi kendim istedim çünkü enerjimi bir yere taşımam gerekiyordu. Karakteri görünce vuruldum zaten, tam oynamak isteyeceğim bir karakterdi Hayat.

Set çok eğlenceli geçiyor diye bir duyum aldık. Siz neler söyleyeceksiniz?
Evet evet! Zaten Burak’la ikimiz yan yana çok eğleniyoruz ama arka plan da bir o kadar zevkli. Yönetmenimiz çok eğlenceli, ekip yine öyle... Herkes işine odaklı ve işini hiyerarşiye göre değil arkadaşça yapan insanlar, o yüzden çok eğleniyoruz.

Sette zorluklar ya da ilginç olaylar başınıza geliyor mu?
Evet, mesela geçen gün denize girmemiz gerekti. Boğaz’ın orta yerinde denize atladık, yani düştük. O kadar çok akıntı vardı ki... Bir yandan sürükleniyoruz bir yandan durmam gerekiyor, Burak’ın beni tutması gereki- yor... Sonra madem girdik suya dedik, kendi kendimize takıldık. Bu eğlenceli kısmıydı ama tabii ki zor bir yandan da. Çok su yuttum ona rağmen oynamak zorundaydım, bu da yorucu kısmı işin. Ama ikisi dengeliyor birbirini, güzel bir sonuç çıkınca mutlu oluyorsun, değiyor yani.

Dizi henüz çok yeni ama nasıl yorumlar geliyor?
Çok güzel yorumlar aldım, kendi adıma konuşmam gerekirse hiç eleştiri duymadım. Kendimi daha çok geliştirdiğimi, daha iyi olduğumu söylüyorlar. Selin ola- rak çok sevildim o yüzden biraz korktum aslında onun dışında bir karakterle kabul edebilecekler mi diye. Hemen iki ay sonra başlamasına rağmen yeni proje için çok güzel yorumlar geliyor.

Peki ya İstanbul? Onu hiç görmeyen birine anlatmak isteseniz, en sık kullanacağınız kelimeler neler olur?
Rüya derim İstanbul’a, çünkü küçüklüğümden beri rüyamdı. İstanbul aynı zamanda aşk, bir de biraz yalnızlık...

Bu şehrin tadını en çok kimler çıkarıyor?
Öğrenciler çıkarıyor. Çok
 güzel bir öğrencilik hayatı var burada. Derdin tasan okumak... Eğlence, arkadaş ortamı, bütün konserler burada.

Bu şehre en çok hangi sanatçının gelmesini istersiniz?
Beyonce! O bir star bence, gelse izlemeye doyamam herhalde.

Akşam yemeğinde tercih edeceğiniz üç semt?
Tarabya, Moda ve Karaköy.

Türk kahvesi içilebilecek en güzel mekan?
Beşiktaş’ta Okkalı.

İstanbul’da yaşamasanız nerede yaşamak isterdiniz ?
İzmir’de. Zaten annemin memleketi.

En son okuduğunuz kitap?
Sabahattin Ali/İçimizdeki Şeytan.


En son aldığınız albüm?
Sezen Aksu.

Hande Erçel ve Burak Deniz'in İstanbul Life dergisinin Temmuz 2016 sayısında yer alan röportajı...

Fotoğraf: Serhat Hayri
Röportaj: Hande Alpaslan

Üzgün, kızgın ya da mutlu birini oynamaya kıyasla hiç tanımadığınız birine aşık rolü yapmak, ona aşık gibi bakmak çok daha zor olmalı. O hissiyata girmek çok zor değil mi?
Burak Deniz: İlk kez bir romantik komedide oynuyorum ben. Fark ettim ki gerçekten karşındaki kişi çok önemli. O kadar ince bir çizgi ki... Gerginliklere, yorgunluklara ve kötü sürprizlere karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu durumlara aynı şekilde göğüs gerebilecek biri Hande de. O yüzden onunla karşılıklı sahnelerim benim açımdan çok rahat geçiyor.

Hande Erçel: Sonuç olarak yaptığımız meslek duygulara yönelik bir meslek. Bir şeyleri tecrübe etmen gerekmiyor, o anda o karaktere girdiğinde onu yaşıyorsun. Karşındaki insan özel hayatındaki insan değil. Murat, Hande’nin değil Hayat’ın sevdiği, beğendiği çocuk. O yüzden de bunun kendimde doğal olarak gelişen bir içgüdü olduğunu düşünüyorum.

Birebir ve çok fazla sahnesi olan oyuncular için uyum çok önemli olsa gerek. Sizin aranızdaki uyum nasıl?
Burak Deniz: Masabaşı bir iş yapmıyoruz en nihayetinde, insanla iş yapıyoruz, o yüzden çok önemli karşılıklı uyum. Şansıma Hande çok açık ve samimi bir kız, o yüzden kaynaşma konusunda hiç sıkıntı çekmedik. Romantik komedi çekiyoruz, bir aşk söz konusu, motive etmek/ motive olmak şart. Karşılıklı bir enerji söz konusu ve ben bu enerjiyi Hande’den rahatlıkla alabiliyorum.

Hande Erçel: Sonuçta göz önünde olan insanların arka tarafta da iyi uyum sağlaması gerekiyor ki hepimiz güzel bir iş çıkaralım. Herkes buna göre davrandığında ve bunun bilincinde olduğunda ortaya gerçekten çok güzel bir şey çıkıyor. Burak da ben de bunun farkındayız. O uyumu yakaladıktan sonra bir derdin kalmıyor ve devam ediyorsun.

Kendinizden bir şeyler katıyor musunuz karaktere? Bazı setler vardır çok katıdır kuralları, hiçbir doğaçlamaya izin vermezler. Sizde durum ne?
Burak Deniz: Tabii ki kendimden bir şeyler katıyorum. Şimdiye kadar oyunuma karışıldığına rastlamadım ama sahneler art arda olduğu için bir yerden sonra kendi karakterine kaçabiliyorsun. ‘Aşk Laftan Anlamaz’daki karakterim
Murat mesela, bazen Murat gibi değil de Burak gibi veriyorum tepkileri. Hande onları düzeltiyor çünkü tanıdı artık beni. “Şu anda bu cevabı Burak gibi verdin bence” diyor, ben de düzeltiyorum. Onların dışında hiçbir sıkıntı yok yani, oyunuma karışılmıyor.

Hande Erçel: Sonuçta oyuncunun yönetmenle ve senaristle beraber yarattığı ortak bir karakter bu, kendinden bir şeyler katmak zorundasın. Ben de ister istemez bunu yapıyorum. Çünkü Selin’in karakteri farklı, Hayat’ın karakteri farklı. Gerçekten role girdiğin anda yüzünün aldığı şekil de değişi- yor. Bazen izlediğimde inanamıyorum böyle mi görünüyorum ben diye. Ama o Hayat sonuçta, o şekilde bakıyor, o şekilde şaşırıyor...


BURAK DENİZ



‘Aşk Laftan Anlamaz’ın çekimleri ne zaman başladı? Olumlu olumsuz neler yaşıyorsunuz?
Hazırlıklar, toplantılar gibi süreçler dahil 2-2,5 ay oldu başlayalı. Set aralarında beklemek en yorucu kısmı. Hiçbir şey yapmadan beklemekten ve çekim uzak bir yerdeyse, yaşanan eve dönüş zorluğundan başka kötü bir yanı yok, çok keyifli geçiyor set. Sahneler zaten çok eğlenceli, insanı oynamaya teşvik eden sahneler. Çok yolunda her şey, herkes genç, işbirliği içinde, hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Bundan önceki karakterinizle şimdiki arasında ne gibi farklılıklar var?
Ben antipatik karakterleri oynamayı seviyorum. ‘Gecenin Kraliçesi’ndeki de ‘Kaçak’taki de öyle karakterlerdi. Bu tarz rollerin ucu açık oluyor, çünkü kötü bir adam değilsin ama biraz arızalısın, o yüzden yelpazen çok geniş. Şimdiki Murat karakterinde iyi bir çocuksun, yakışıklı birisin, ya- pacağın şeyler daha belli oluyor. Ama sonuçta hepsinin ayrı bir rengi var benim için... Hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum şu anda mesela.

Peki şehirle aranız nasıl bu tempo içinde? Keyfini çıkaracak vakit buluyor musunuz?
Açıkçası meşguliyetten dolayı İstanbul’un tadını çıkaramıyorum. Hepimiz öyle değil miyiz? Mesela başka bir yere gittiğinizde burası ne kadar güzelmiş diyorsunuz ama orada yaşayan insanlar için o kadar farklı bir yer değil orası.

Şehrin tadını sence en çok kim çıkarıyor diye sorsak...
Turistler derim herhalde... Ben İzmitliyim, o yüzden hafta sonu İstanbul’a geldiğimde çok eğleniyoruz ama tabii burada yaşamaya başladığın zaman işin içine kalabalık giriyor, iş giriyor. Hep bir yere yetişme zorunluluğun var...

İstanbul bir sevgili olsa onu elde etmek için ne yapardınız?
Ona otantik çalgılar çalardım herhalde. Zaten Zen flüt çalıyorum, çalabilseydim de ney çalarak etkilemek isterdim.

Şehrin en iyi kavuşma mekanı deyince neresi geliyor aklınıza?
Sanırım Galata. Enerjisi çok güzel...

Akşam yemeği için tercih edeceğiniz yer neresi olur peki?
Benim için yemek yerken ne gördüğüm daha önemli, o yüzden galiba yine Galata olurdu.

Sokakta en çok ne yemeği seversiniz?
Kokoreç.

Nerde yaşamak isterdiniz İstanbul dışında?
Sanırım İzmir olurdu, Ege olurdu kesin.

En son okuduğun kitap?
Marlon Brando, Annemin Öğrettiği Şarkılar.

En son gittiğiniz film?
X-Man.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil