Bir seviyor bir sevmiyor!

Bir dünyaları veriyor bir ömrünüzden çalıyor. Bir özlüyor bir terk ediyor. Bu durum psikiyatride ambivalans başlığı altında önemli bir yer ediniyor.

Yazı: Ece Üremez

Halk arasında ‘bir şöyle bir böyle’ derler ya… İşte, o durumun bilimsel bir açıklaması var; ambivalans. Türkçesi tam olarak şöyle: Bir insan veya durumla ilgili olarak zıt duyguların, fikirlerin ve isteklerin birlikte mevcudiyeti. Duygusal (affektif) ambivalans çoğu zaman aynı insana karşı hem olumlu hem olumsuz duygular ve düşünceler gösteren manik depresif hastaların bir karakteristiği olarak gözlemleniyor. Özellikle de şizofreni hastalarında bu durum daha ciddi ve derin bir karışıklık gösteriyor. Örneğin, sevgiliniz/eşiniz sizin kendisine çok aşık olduğunuzu düşünürken onu öldürmeye çalıştığınıza da inanabiliyor. Ancak bu olabilecek en uç nokta. Şimdi, işleri bu kadar karıştırmaya gerek yok. Bizim ele alacağımız mevzu bu sendroma sahip erkekler ile ilişkili. Daha doğrusu ilişkisizlik… Ancak hiçbir ilişkiye dair kesin bir formül sunulamayacağı için bu yazı ile yapılabilecek tek şey ipuçlarına dair farkındalık kazanmaktan öteye geçmiyor.

HEMEN UZAKLAŞIN!
Ayrılığın ardından hiç üzülmediğiniz bir erkek oldu mu hayatınızda? Birlikte olduğunuz ilk zamanlarda dünyada ondan daha iyisi yoktur diye mutluluktan uçtuğunuz, ilişkinizin kalan yarısında ise her günü kendinizi suçlu ve kötü hissederek geçirdiğiniz biri… Bir noktadan sonra ipin ucunu kaybettiğiniz, olan olaylara bir anlam dahi yükleyemediğiniz biri… Çok planlı bir şekilde yavaş yavaş uyguladığı manipülasyonun baskısını ancak hayatınızdan çıkınca hissettiğiniz biri… İstediklerini yapmadığınızda yetersiz, onun doğrusuna uygun davranmadığınızda eksik hissettiren biri… Aslında çoğu kadının hayatından bu ikili tehlike bir şekilde geçmiştir. Hatırlayın; siz tam onun gerçek kişiliğini çözmeye yaklaştığınızda, yani mükemmel Dr. Jekyll mı yoksa korkunç Mr. Hyde mı olduğunu anlamaya bir adım kaldığında çoktan ilişkiden çıkış biletini almış biri… Asla sevgisiz değil ama son derece güçsüz biri… Öyleyse, önce özelden genele uzanalım. Duygusal ve manevi anlamda bir iktidarsızlık içinde olan, çelişkili konuşmalar ve sürekli değişen davranışlarda bulunan modellere dair durumun ciddiyetini anlamak için bir uzmana danıştık. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikolog Sena Sivri psikiyatride ambivalans olarak adlandırılan durumla ilgili şu açıklamayı yapıyor; “Zaman zaman herkes birbirine zıt duyguları aynı anda aynı kişiye ya da duruma yönelik hissedebilmekte. Yaşantıların getirdikleri ile çok sevdiğimiz birisinden aynı anda nefret ettiğimizi hissedebiliriz. Bazen bu duygu durumu belli bir dönem için süreklilik arz edebilir. Ancak ambivalans olarak tanımladığımız durum, bir insan ya da durumla ilgili olarak zıt duyguların bir arada bulunması, yaşanması ve süreklilik göstermesi anlamına gelir.” Peki, bu ikilemlerle örülü zihnin yapısı ilişkide nasıl işliyor? Çifte zihin çifte standardı beraberinde getiriyor. Bizim ilgilendiğimiz ve ele aldığımız taraf erkek olunca, bir de erkeklerin dünyasında yaşadığımızı düşününce böyle vakalarda kadının kimliği yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Korkutucu olan ise bu tiplerin adeta bir görünmezlik pelerininin altına saklanmışçasına kendilerini çok iyi gizliyor oluşları. Ne kadar tecrübeli ya da öngörülü olduğunuzu düşünürseniz düşünün hayal kırıklığı ile sonuçlanacak bir ilişkinin içinde kendinizi bulabiliyorsunuz. Bu kişilerde ambivalansa dair ilk dürtünün yaşamlarının genel özelliklerinin değişmesi ve bu akışı değiştirecek bir olayın yaşanması sonucu doğduğunu uzmanımızdan öğreniyoruz. Psikolog Sivri sözlerine şöyle devam ediyor; “Birey başka bir kişiye ya da duruma karşı aynı anda birbirine taban tabana zıt duygular ve fikirler besler. İç dünyasında çatışma ortaya çıkar. Bu duygu durumu, genellikle kişi yoğun bir stres döneminden geçiyorsa ve zorlandığı durumlarla mücadele içindeyse doğar. Özellikle bir yas durumu varsa, kişi manevi ya da maddi bir kayıpla baş etmeye çalışıyorsa bu süreç boyunca zıt duyguları bir arada hissetme durumu sıkça ortaya çıkabilir. Aynı şekilde depresyon da ambivalansı beraberinde getirmekte ve güvensizlik duygusuyla pekiştirerek kişilerde her şeyi yarım bırakmaya yönelik bir eğilim gösterme hali gözlemlenebilmekte.” Anahtar kelime de bu aslında; ‘yarım bırakma’ tıpkı ilişkilerden yaptıkları ani çıkışla hem kendilerini hem karşılarındakini yarım bırakmayı seçtikleri gibi… Aslında bu tip erkekler birlikte oldukları kadın ile tamamlanmayı arıyorlar. Ancak yanlış anlaşılmasın, duygusal bir bağ ile doğan tamamlanma değil söz konusu; kendilerindeki boşlukları doldurmaya yönelik bir açlık sadece. Doyunca geçen cinsten. Hatta her ısırıkta sizden bir lokma daha götüren cinsten. Öyle ki, yaptırımcı karakter özellikleri sayesinde başta gösterdikleri toleransı bile faiziyle talep ettikleri cinsten. Hiç geçmeyen, tatmin olmayan, bitmeyen bir açlık. Onlara ilişkide tanıdığınız özgürlükler ve alanlar bile yeterli gelmez çünkü derdi hep sizinledir. Kendileriyle baş başa kalmaya dayanamazlar. İç dünyalarındaki huzursuzluk buna müsaade etmez.


ÇİFTE STANDART
Düşünsenize, hayatınızda öyle bir erkek var ki herkesten çok onunla ilgili olmanızı, hiçbir konuda desteğinizi esirgememenizi, onda olmayan hobilerinizi, ince zevklerinizi, kadınlığınızı, güzelliğinizi, sosyal çevrenizi, uyum sağlamanızı ve anlayışlı tarafınızı istiyor ve bunları adeta bir ‘ruh emici’ gibi içine çekiyor. Geriye sizden sadece kırıntılar kaldığındaysa şikayetler başlıyor. Size karşı olan tüm olumlu duygularını kendi başarısıyla bir bir olumsuza çevirirken, ilişkiyi yoluna koymaya dair boşa çaba da tam o sıralarda başlıyor. Onun boşluklarını doldururken kendinizden uzaklaştığınız her bir adım acı verici olmaya başlasa da yola devam ediyorsunuz. O ise kendini yeterli görmediğini ya da ne istediğine bir türlü karar veremediğini asla itiraf etmiyor. İşte, jeton da böylece düşüyor. Biraz filmi geriye sardığınızda aslında her konuda böyle olduğu yüzünüze bir tokat gibi çarpıyor. Aile, arkadaş, iş tüm yaşam sarmalı bir olumlu bir olumsuz duyguların kontrolü altında devamlı değişiyor. Onun gözünde her şey gün aşırı bir çok iyi bir çok korkunç hale bürünüyor. Ayrıca şu sözleri de ondan asla duyamazsınız; ‘Mutlu olmayı başaramıyorum’ ya da ‘Hayatta ne istediğimi hiçbir zaman bilemedim.’ Bunun yerine sizi suçlar, üste çıkar ve uçurumun içine beraber düşmenize neden olur. Ne kadar iyi niyetle yaklaşır, alttan alır, çözüm bulmaya çalışırsanız o kadar çok zaman kaybetmiş olursunuz. Yaşadıklarınızı ne kadar çok anlamlandırmaya çalışırsanız o kadar kaybolursunuz. Çünkü her şeyin tek nedeni aslında onun ruhundaki dengesizliktir. Bu noktada Psikolog Sivri’ye tekrar kulak vermekte fayda var; “Sağlıklı insanlarda yoğun stres durumlarında, yas ve depresyon süreçlerinde karşılaşılması mümkün olduğu gibi obsesif kompulsif bozukluk, bipolarite, şizofreni gibi bazı psikiyatrik hastalıkların belirtilerinden biri olarak karşımıza çıkabilir.” Belki de durum sandığınızdan da ciddi… Yine de bir kişide ambivalansın olmasının psikiyatrik bir rahatsızlığa dair tek başına tanı kriteri oluşturmuyor oluşunu da unutmamak gerek. Ancak, bu derin karışıklığa sahip kişilerin ilişkilerde belli ortak noktalara sahip olduğu da açıkça görülüyor. En öncelikli olarak ilişkinin henüz çok başında, daha sizi gerçekten tanımadan çocukça bir duygu yoğunluğuyla ‘hayallerindeki kadın’ olduğunuza inanır ve bir an önce evlenmek isterler. İlişkinin ortalarına doğru tabiri caizse sizden tamamen onun kriterlerine uygun biri olmanızı beklerler. Hakkınızda seviyor gözüktükleri her şeyi eleştirmeye hatta değiştirmeye başlarlar. Başta gözünüze girmek ve bağlılığınızı kazanmak için sorumluluklarını sadece ihtiyaç duyulduğu kadar, yeterli seviyede sürdürür, sonra onlardan da vazgeçerler. Aslında hiçbir sorumluluk almak istemediği için evine kedi bile almayan bu tipler kalabalık ortamlarda sosyal, uyumlu ve neşeli bir hava çizerler. Mental açıdan sabit duygu ve fikirlere sahip olamadıkları için duruşları ve tavırlarıyla çok güçlü, kararlı ve azimli bir yapıya bürünürler. Esasında çok çabuk sıkılan ve konsantre olmakta güçlük çeken bu kişiler için içsel mücadele hep devam eder. İş bir süre sonra öyle bir noktaya varır ki, kendi seçtiği kuaföre bile gitmediğinizde sorun çıkar. Özetle, onun istediklerini yapmadığınızda agresifleşebilir, mesafe koyabilir, sizde kusurlar bulabilir, kafası karışıkmış gibi konuşabilir ve sessiz bir huzursuzluk yaratabilirler. Bu kanayan süreç devam ederken siz hem vefasız hem vasıfsız hissettirilirsiniz. Psikolojik şiddetin ta kendisi olan bu duruma maruz kaldığınız dakikalarda ise onun düşünceleri aksi yöne doğru değişmeye başlar. Kısa bir süre sonra, daha doğrusu sözlerini sindirmeniz için kendince yeterli süreyi tanıdıktan sonra tam tersi bir ruh haliyle yanınıza yaklaşır. Sanki bir saat önceki adam o değilmiş, size deliler gibi aşıkmış ve siz olmadan nefes bile alamayacakmış gibi sevgi gösterilerinde bulunmaya çalışır. Bencilliğin en üst seviyelerinde dolaşan bu adamlar gün gelir   iç beklemediğiniz bir anda bir çeşit hayal kırıklığı yaşadıklarını ima edip ilişkinizi, düzeninizi, beraber yarattığınız her şeyi imha ederler. Bütün bu tabloda en acıklı olan ne biliyor musunuz? Aşkın karşınızdakinin değişmesini istemek değil tüm farklılıklarıyla ve özellikleriyle onu olduğu gibi sevmek olduğunu asla anlamayacakları ve en önemlisi kadının kendini kadın gibi hissetmesi için erkeğin ruh halinin oynadığı rolün asla farkında olamayacakları gerçeği…

PSİKOLOG SENA SİVRİ, KARŞIT DUYGULARA BİR ARADA SAHİP BİR BİREYLE SAĞLIKLI İLETİŞİM KURABİLMEK İÇİN ŞUNLARI ÖNERIYOR:

• Öncelikle karşınızdaki kişinin duygu durumuyla baş etmekte ne kadar zorlandığını anlamaya çalışmalısınız. Destek almıyorsa profesyonel bir destek alma konusunda yönlendirmeniz faydalı olacaktır.

• Yaşadığı duruma bağlı olarak hissettiği zıt duygulara öfkeli tepkiler vermemeniz çok önemli.

• Duygularını paylaştığı kişi sizseniz ifade etmesi için yeterli alanı tanımalısınız.

• Hissettiği ambivalans duyguların nesnesi sizseniz, kurduğunuz ilişkinin dinamiğini gözden geçirip değerlendirmeniz gerekir. Negatif duygulara ait alanla ilgili beraber çözüm bulmaya çalışabilirsiniz.

• Yargılayıcı, azarlayıcı bir tutum içine girmemek ‘kendini topla artık’ gibi cümleler kurmamak çok önemli.

• Yaşanılan iki zıt duygunun temelinde, durumun ya da kişinin iyi gelen yanlarından kopamama ve kötü gelenlere dair öfke vardır. Yardımcı olmak adına paylaştığı ölçüde negatif duyguları hissettiği durumlara karşı neler düşündüğünü, neler yapabileceğini konuşmak faydalı olacaktır.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil