Hola! Burası İspanya...

İspanya denildiğinde sizin aklınıza ilk ne geliyor?


BUNLARI GÖRÜN

Ten Con Ten; Arda Turan meşhur etti. Atletico Madrid’de oynadığı dönem çok sık gittiği için özellikle Türkler tarafından büyük ilgi görüyor. Yemek de yiyebilirsiniz, sadece bir şeyler içmek için barına da uğrayabilirsiniz.

El Retiro; müthiş bir park. Özellikle orta yaş kadın ve erkekler burada çılgınlar gibi spor yapıyor. Yeşile doyabilirsiniz. ‘Şehrin tam ortasında bu kadar büyük bir park olur mu?’ Alışveriş merkezi mi yapılsa (!)

Bibo; şehir merkezinde yemek yenilebilecek en leziz mekanlardan biri. Öğle yemeğinde gitmemize rağmen çılgınlar gibi yedik. Mönüde en dikkatimi çeken ne mi oldu? ‘Nutella to Die For’ (uğrunda ölünesi Nutella diye çevirebilirim sanırım) adını verdikleri tatlı tabii ki! Merak etmeyin hala hayattayım.

Amazonico; Madrid’in yenilerinden. Şık ama samimi mekan bulmak kolay değil; burası tam da öyle. Etleri nefis. Tabii ki tatlısız yine olmaz; Pina con Caramelo yani karamelli ananas. Kaçmaz! Rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

Reina Sofia; Picasso’nun Guernica’sına ev sahipliği yapan şahane müze. Tek güne sığmayacak kadar güzel… Dali’den Miro’ya birçok sanat dehasının eserlerini görebilirsiniz.

A CORUNA

Küçük Bir Kasabada Büyüyen Marka…

Üçüncü gün yeni bir yolculuk için yollardayım. Zara’nın doğduğu şehre; A Coruna’ya gitmek için yeniden Madrid Havaalanı’ndayım… Bu defa Iberia’ya ait uçakla 1-1.5 saatte hedefe ulaşıyorum. Minik bir kasaba burası aslında. Muazzam bir sahil manzarası var. Burada da herkes spor yapıyor; en dikkat çekici olansa kesinlikle herkesin yüzünün gülmesi. Spor ayakkabısız gitmeyin bu bir… Deniz ürünü seviyorsanız gitmezseniz pişman olursunuz bu da iki… Yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek tamam. Asıl konumuz neydi?


Her şey yolunda merkez!

Zara’nın merkezine ulaştığımızda dev bir fabrika ile karşılaşıyorum. Dışarıdan böyle görünse de içeriye girdiğimde fikrim değişiyor. Burası bir şehir. Her köşede farklı bir birim çıkıyor karşınıza. Öyle bir sistem kurulmuş ki anlatması zor… Ama konuyu da şöyle özetleyebilirim; geçenlerde mağaza beğendiğiniz ve satış temsilcisine ‘keşke yakasında çiçek olmasaydı’ dediğiniz ceket için tasarımcı ekip kendi arasında ‘gerçekten olmamalı mıydı?’ diye şu an orada tartışıyor. Belki de çoktan karar verdiler ve üretime başladılar bile. Tüm dünyadaki Zara mağazaları buradan kontrol ediliyor. Hangi rafta ne duracağına bile burada karar veriyorlar. En çok etkilendiğim ise onlarca fotoğraf stüdyosunu yan yana görmek oldu sanırım. Tasarla, üret, tanıt, daha iyisini yapmak için yeniden başla… Sanki buradaki işleyişi en iyi bu şekilde anlatabilirim. Küçük bir not da ekleyeyim; merkezde bulunduğum gün zara.com’un Türkiye’de satışa başladığı gündü ve satış rakamlarına orada çalışanlar bile inanamadı. Evet günün sonunda İspanya’yı geçtik; tabii ki; Türkler çıldırmış olmalı.


BUNLARI GÖRÜN

Herkül Kulesi; 2000 yıllık ve Avrupa’nın hala kullanılmakta olan en eski deniz feneri. Gittiğimizde oldukça rüzgarlıydı. Ama rehberimizin ‘şanslısınız bugün esmiyor’ demesi ucuz atlattığım anlamına geliyordu sanıyorum. Şahane manzara. Gidin. 

Casa Picasso; Pablo Picasso, 1891-1895 yıllarında A Coruna’da yaşamış. Bu süreçte yaşadığı ev de sonra müzeye dönüştürülmüş. Gelmişken Picasso’ya uğramadan dönmeyin.

Plaza de Maria Mita; bu küçük şehir için beklemediğim kadar ihtişamlı bir meydan. Ayuntamiento, yani belediye binasının görkemi fotoğraf çekmeyi zorunlu kılıyor. 

Yerel balık restoranları; sahilde birçok restoran var. Öğle yemeği için özellikle bira çeşitliliğiyle meşhur bu restoranlarda yiyebilirsiniz. Akşamsa meydana yakın yerel ve küçük lokantaları tercih edin.

Yazı: Gözde Kaynak

İspanya denildiğinde sizin aklınıza ilk ne geliyor? Bunu belki 10 yıl önce sorsam cevap kesinlikle Antoni Gaudi olurdu. Barselona ve Madrid dediğimdeyse beylerden cevap olarak eminim futbol gelirdi. Son yıllarda tekstil devlerinin özellikle Zara ve Mango’nun ülkesi olarak biz kadınların kalbinde ayrı bir yeri olduğu ise bir gerçek. Geçtiğimiz günlerde Inditex yani Zara, Zara Home, Bershka, Massimo Dutti, Pull&Bear, Oysho, Uterqüe ve Stradivarus ailesinin davetlisi olarak Madrid’e gittim. Davet markaların online satışa başladığını duyurmak ve biraz da kutlamak amacıyla yapıldı. Hem en sevdiğim ülkelerden birinde olduğum hem de bu markaların hikayesiyle tanışma fırsatı bulduğum için harika dört gün geçirdim.

Madrid’i keşif!

Madrid’e Türk Havayolları ile 4.5-5 saat yolculuk yaptıktan sonra ulaşıyorsunuz. Pazar günü akşam saatlerinde otele gitmek üzere araçtayım. İlk sorum tabii ki yolculuğun ne kadar süreceği oluyor. ‘Yarım saat’ cevabıysa hafif kalbimi kırıyor. Otel kapısındansa sadece 15 dakika sonra giriyorum. Pazar akşam saatlerinde şehre vardığım için yollarda neredeyse hiç otomobil görmüyorum. Birkaç bisikletli ve yaya dışındaysa neredeyse insan yaşadığından şüphe edeceğim bir manzara ile karşılaşıyorum. Daha sonra öğreniyorum ki perşembe ve cuma akşamları Madrid’in hayatta ve ayakta olduğu günler. Hafta sonu akşamlarıysa herkes evinde olmayı seçiyor. AC Santo Mauro Hotel’de konaklıyorum. Otel şehir merkezine çok yakın. Gitmek istediğim her yere yürüme mesafesinde ve büyüleyici durulukta. Kapısında bisiklet ve bekleme alanında kendi mutfak otlarını yetiştirdikleri mini bir bahçesi var. Yemeklerin yenildiği kütüphaneden dönüştürülmüş salon ise büyüleyici. Komik gelecek ama insan burada ister istemez kısık sesle konuşup, telefonun sesini kapatma ihtiyacı duyuyor. Otele yerleşir yerleşmez de kendimi sokağa atıyorum…


Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil