Kakao kokulu ülke! Fildişi sahili

Kakao kokusu ile sıtma korkusunu karıştırın. Üzerine biraz muz ve ananas serpiştirin. Son olarak etrafını Fransızca ile tamamen kaplayın ve fırına verin. Fırından çıkar çıkmaz çok ama çok sıcak tüketin. İşte size Fildişi Sahili.

Paha biçilemez doğa


Ve Assinie... İşte “Fildişi Sahili’ne balayına gidiyoruz!” diyenlerin geldiği yer. Okyanus şeridinde lagünlerin birleştiği bir kasaba Assinie. Abidjan’a 80 km uzaklıkta. Konaklamak için çok güzel bir yer. Eskiden -ve belki hala- Fransızların yazlık evlerinin bulunduğu bir kasabaymış. Yemek yiyip konaklayabileceğiniz çeşit çeşit otel, restoran var. Bir tarafı okyanus diğer tarafı lagün. Doğası paha biçilemez. Lagün kıyısında biraz vakit geçirdikten sonra küçük bir tekne ile karşı kıyıya yani okyanus tarafına geçiyorsunuz. Oteller genelde iki kıyıya da sahip. Odalar lagün manzaralı, okyanus manzaralı şeklinde fiyatlandırılıyor. İnsanın ev alıp orada yaşlanası geliyor. Tavsiye edebilirim.

Yerel halktan manzaralar
Şehre geri döndüğünüzde manzara biraz değişiyor. Her yerde kadınlar. Sırtlarında bebeleri kafalarında yükleri. Bu görüntülere dergilerden, televizyondan alışkınız belki ama güçleri, kuvvetleri yakına gelince daha iyi anlaşılıyor. Burada kadınlar çok güçlü. Bahsettiğim hem bedensel güç hem de beyinsel güç. Her şeyi her işi onlar yapıyor. Genellemek doğru değil belki ama erkeklerin çoğu çok tembel. Unutmadan söyleyeyim burada halkın yarısı Müslüman. Sokaklarda, ofislerde her yerde seccadeler var. Namaz kılınsın diye cuma günleri bazı sokaklar trafiğe kapatılıyor. Enteresandır ki  cuma namazına kadınlar da gidiyor. Gelelim kadınların buldukları her bir şeyi başlarının üzerinde taşıma sevdalarına. Hani taşıdığınız yük arttıkça daha çabuk yorulursunuz ya, enerji daha çok harcanır ya, işte başınız üzerinde taşıdığınızda daha az enerji harcıyorsunuz. Hatta bazen yüksüz yürüyormuş gibi oluyorsunuz neredeyse. Tabii bu insanlar çocukluklarından beri her bir şeyi başlarında taşımaya alıştıkları için kasları, boyunları ona göre gelişiyor, kolay taşıyorlar. Biz şimdi durduk yere bu taşıma olayını elden başa alalım desek yapamayız yani. Bizde bir tek simitçiler yapabiliyor sanırım. Konuyla ilgili tek problem ise zamanla kafataslarında düzleşme meydana geliyor olması. Tabii kadınlar sadece kafalarının üzeri dolu olarak gezmiyorlar, ayriyeten sırtlarına da bir bebe bağlıyorlar. Yürüyüşleri, duruşları, boyunları; bu sebeple midir bilmiyorum ama çok çok güzel. Faniko, giysi yıkayan kişi anlamına geliyor. Büyük bir arazi düşünün, rengarenk çamaşırlar etrafa serilmiş ve bunları yıkayan -çoğu erkek- insan yığını. Fanikolar palmiye yağından yapılmış büyük kalıp sabunlar ile çamaşır yıkayarak para kazanıyorlar. Yıkadıklarının kime ait olduğunu karıştırmamak için ise aynı aileden topladıkları çamaşırları aynı yerinden düğümlüyorlar. Bu şekilde akıllarında tutup -nasıl oluyorsa- hiç karıştırmıyorlar. Tabii tüm bunlar için aylık bir eğitime giriyor ve öyle çamaşırcı oluyorsunuz. Sanmayın ki her isteyen gelip burada çamaşır yıkıyor... Çok çok sıcak bir ülke demişken, bu aralar güneşi göremiyoruz. Her yer genelde sis. Nedenini sorduğumuzda ‘Harmattan mevsimindeyiz’ dedi yerliler. Afrika’nın batı kıyısına aralık ayından mart ayına kadar belli zamanlarda Sahara’dan tozlu, kuru, çöl rüzgarı esermiş. Çok kuru rüzgar olduğu için nem oranı düşüyor tabii. Geniz çok kuruyor, dudaklar çatlıyor. İnternette biraz araştırsanız ‘Harmattan zamanı yaşamınızı kolaylaştıracak ipuçları’ başlıklı yazılar bulabiliyorsunuz, işte o zaman durum ciddileşiyor. Bu süreçte benim dikkatimi çeken naçizane şey ise yusufçuklar. Gerek sürü gerekse üçerli beşerli gruplarla sinek gibi her yerdeler. Sanırım gelmek için en doğru zaman mayıs ile kasım ayları arası.


Bunları unutmayın!
• Burada, beyazsanız zenginsiniz demektir. Ten renginize göre taksi ücretleri, meyveler, sebzeler, yollarda satılan muz lifi, nefis mobilyalar, her bir şeyin fiyatı üçe katlanıyor. Bu sebeple her alışverişinizde yanınızda yerel halktan birinin olması her durumda size kolaylık sağlıyor. Aç insan her zaman çok tehlikelidir!

• Öğle tatili süresi iki saat. 12.00-14.00 arası pek kimseyi bulamazsınız. Bulsanız bile iş yaptıramazsınız. Genellikle bu saatler arasında uyurlar.

• Yerli halkın aynı anda 3-4 işi yapabilmesi, takip edebilmesi pek olası değil. İki işi bile aynı anda takip edebilmeleri zor. Halk yavaş. Sipariş verdiğiniz yemek geç gelmekle kalmayıp yanlış gelebilir, sinirlenmeyiniz!

• Bütün işletmelerin yaklaşık yüzde 90’ı Lübnanlıların elinde. Ülkenin ekonomik gücü onların elinde diyebiliriz.

• Sıcaklık tüm sene boyunca 22 derece ile 35 derece arası seyrediyor, nem çok fazla. Yine de her girdiğiniz ortam klimalı.


Yazı: Zeynep Özyavuz

Farklı kültürler, değişik yaşamlar, gerçek anlamda yeni dünyalar keşfetmek istiyorsanız, Fildişi Sahili’ni de es geçmemelisiniz. Ben eşimin işi nedeniyle altı aydır Fildişi Sahili’ndeyim. Ve benim için epey enteresan bir deneyim olduğunu baştan belirtmeliyim. Fildişi Sahili’ne yolculuk etmek istiyorsanız, THY’nin Türkiye’den Abidjan’a haftada dört uçuşu var. 15.00 civarı Atatürk Havaalanı’ndan kalkan uçak 7-8 saatlik bir yolculuk sonrası Cotonou’ya yani Benin’e varıyor. Yanlışlıkla burada inmeyin çünkü burası bir stop over; yani uçağın yolcu indirip, yolcu aldığı bir yer ve sonra Abidjan için uçak tekrar havalanıyor. 22.30 civarı Abidjan’a iniş yapıyorsunuz. Uçuş toplam 9.5 saati buluyor. Havaalanına girdiğiniz gibi sizi antibakteriyel el temizleme jeli ile karşılıyorlar. Afrika’ya hoş geldiniz! Artık her yerde bu jelden göreceksiniz. Dönüş nispeten daha rahat çünkü uçak Benin’den yola çıkıyor ve sonra sizi alıyor; böylece direkt İstanbul’a uçuyorsunuz. Bu sebeple dönüş yolculuğu yedi saat sürüyor. Fransızca dışında 60 yerel lehçe kullanılıyor burada. Ben konuşulan Fransızcanın bu lehçelerle az çok harmanlanmış bir Fransızca olduğunu düşünüyorum. Normal bir Fransızcaya benzemiyor çünkü. Fransa’nın sömürge yönetimindeki bu çok sıcak ülke, bağımsızlığına 1960 yılında kavuşmuş. Her bir bina hala çepeçevre duvarlarla ve güvenliklerle korunuyor olsa da, 2011 yılında yaşanan iç savaşın etkilerini yavaş yavaş atlatıyor Fildişi. Ülkenin ticari ve idari merkezi Abidjan olsa da aslında başkenti Yamoussoukro ve burada dünyanın en büyük bazilikası var. Ne kadar mı büyük? Vatikan’daki bazilikadan yedi kat daha büyük! Görülmesi gereken yerler arasında ilk sıralarda. ‘Günün belli saatleri kakao kokan ülke mi olur?’ demeyin, kokuyor. Keşke mesaj atılabilen ya da videoya çekilebilen bir şey olsa şu koku dediğimiz şey. Bazı sabahlar oluyor buram buram her yer fırına kakaolu kek koymuşsunuz gibi kokuyor. Kakao üretiminde dünya lideri olmak kolay değil.

Bir derdim var!
Buraya gelmeye karar verdiğinizde ülkeye girişte mecbur olan sarı humma aşısını oluyorsunuz ve sonra sizi bir telaş alıyor. Telaşın diğer adı ‘sıtma’. Henüz bir aşısı yok. Kolayca teşhis ve tedavi edilebilen ama hala dünyanın en tehlikeli hastalığı. Zaten insan buraya gelir gelmez direkt sıtmanın ilk belirtilerini araştırıyor. ‘Acaba sıtma mıyım?’, ‘Sıtma olunca ateş çıkıyor muydu?’ gibi sorularla dönüp duruyorsunuz ilk ay ama sonra alışıyorsunuz. Zaten grip geçirdiğini düşünen kişiler sıtma olup olmadıklarını gebelik testine benzer bir şey ile hemen tespit edebiliyor. Mühim olan buradan ülkenize dönerken yanınıza birtakım ilaçları alıp dönmeniz. Çünkü sıtmanın 10 günlük bir kuluçka süresi var. Bağışıklığınız düştüğü an sizi

Bir dolu doğal lezzet
Peki ne yiyor, neyle besleniyor bu halk? Fildişi mutfağının ‘merhaba’sı Attieke. Açeke okunuyor. Manyok denilen bir bitki var, patatese benziyor. Haşlanarak da yenilebiliyor. Leğenlerde tahta ile vurulup öğütülerek bulgur pilavı gibi bir hale getiriliyor -ki bu esnada etraf çok kötü kokuyor- ve böylece Attieke dedikleri şey ortaya çıkıyor. Çabuk bozulduğu için hazırlandıktan sonra bir gün içinde tüketmek gerekiyor. Tek başına yenilince tatsız tuzsuz, kuskusa benzer bir şey olmasından mıdır bilemiyorum ama genelde ya balıklı, yumurtalı ya da tavuklu özel hazırlanmış bir sosla yeniliyor. Yerken siz kaşık kullanabilirsiniz tabii ama burada Attieke elle yeniyor. Bunun dışında hangi birinden bahsetsem bilemediğim nefis meyveleri, birbirinden güzel salatalığı, biberi, bamyası var. Anlat anlat bitiremem.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil