Koruyucu anneler

Anneyseniz ya da anneniz hayattaysa, size zaten her gün Anneler Günü. Bir de sıra dışı, kahraman anneler var: Koruyucu Anneler. En çok, özel olarak Anneler Günü’nü kutlamamız gerekenler belki de onlar.

Hazırlayan: Filiz Şeref

Hikayelerini ve ‘Anne olmak için doğurmak zorunda değilsiniz’ tezini nasıl güzel doğruladıklarını okuyunca, siz de eminiz bu insanların gerçekliklerinden şüphe duyacak; film, hikaye kahramanlarıymış gibi hissedeceksiniz! Neyse ki, gerçekler!



Aslı Örs,
48, Mimar
“Onun çocukluğunu yeşertebilmesine olanak sunduk”
- Oğlunuz mu?
- Evet, babasıyım.

- Sosyal Hizmetler’den mi?
- Evet...

- Babası mısınız?
- Evet babasıyım. Koruyucu babasıyım!
Mimu bir hastane sırasında babasıyla beklerken bunları duyuvermiş; o an yakınlarında olmasa da, duyuvermiş.

- Koruyucu baba derken neyi kastettin baba? Küçük çocuk olduğum için mi koruyucusun? Tüm babalar koruyucudur zaten. Niye öyle dedin?
Bizimkisi bir koruyucu aile olma hikayesi. Tıpkı Mimu’nun o çocuk berraklığı ile keşfettiği gibi, küçük çocukların temel ihtiyacı olan korunmanın, sarıp sarmalanmanın hikayesi...

Beş yıl önce bir kış günü, 2.5 yaşında bir oğlanla tanıştık. Bir bekleme odasında tertemiz kıyafetleri ile bir koltuğa oturmuş, bekliyordu. Kimi beklediğini bilmiyordu. Eşim ve ben kalben ne istediğimizi biliyorduk ama, bizi neyin beklediğini bilmiyorduk.

Mimu o günden beri bizimle; ailemizin bir parçası oldu. Kalkanları yüksek ve öfkeleri olan küçücük bir çocuktu. Bugün zeki, meraklı, yaratıcı, neşeli ve hareketli bir okul çocuğu. Kararlı ve ne istediğini biliyor. Aslında bu özellikler muhakkak karakterinin parçasıydı ama doğumundan sonraki iki yıl içinde çok kısıtlı bir ortamda büyümüştü. Sağlıklı bir bağlanma süreci yaşayamamıştı. İsteklerini huzurla elde edebileceğine dair güveni yoktu. Kızgınlık, katılık o küçücük bedeninin çoktan parçası oluvermişti. Sonra... Sonra tanıştık. Onu bize, bizi ona kattık. Yeni bir aile olduk. Biyolojik iki çocuğumuz daha var. Onlar da bir günde abi ve abla oldular. Mimu’nun yaşadığı gelgitlere dayandılar, yoruldukları an bana ve babalarına sarıldılar. Biz de onların bu süreci en doğal haliyle yaşamalarına izin verdik. Sevgi bir günde yeşermiyor, emek istiyor. Sabır istiyor. Hepimiz sabrettik. Mimu’nun güzel kalbini kazanmak için sabrettik, onun hayata güven duyması için sabrettik.

Bazen çevreden soruyorlar; ya giderse? İlk zamanlar korkuyordum, sorunun kendisinden bile huzursuz oluyordum. Şimdi sevginin nelere kadir olduğunu o kadar derinden hissediyorum ki, korkmuyorum. Biz Mimu’ya sevgiyle bağlandık. Onun çocukluğunu yeşertebilmesine olanak sunduk. O da kendi becerilerini ve yeteneklerini yeşertiyor. Aile olmanın ne anlama geldiğini artık biliyor. Bu bilgi her şeyin üstesinden gelir diye hissediyorum. Ve Mimu’ya bizi insan olarak dönüştürdüğü için daha da sıkı bağlanıyorum.



Nihal Üstündeniz,
40, Yoga Eğitmeni &Pazarlama Yöneticisi
“Asıl gizli kahramanlar çocuklar ve eşim”
“Evli olmadığım yıllarda başladım ben ‘evlat edineceğim’ demeye. Ve hep araştırdım, okudum, bilgi edindim. Yıllarca bu konuda besledim kendimi. Sonra evlenince ‘Bir çocuk yapalım, ikincisini evlat ediniriz ve son olarak da üçüncü çocuğumuzun koruyucu ailesi olalım’a dönüştü bu istek. Çünkü koruyucu ailelik vardı artık. Koruyucu aile olanlar vardı, artık konuşuluyordu bu konu. Ne güzel…

Çocuklara acıyarak atılan bir adım değil benimkisi. Acısaydım yapamazdım belki de. Acımayla yetinir çünkü çoğu insan, acır, uzaklaşır ve sonra da unutur. Yapabilecekken yapmadıklarım yüzünden kendime acırım da elinde olmadan yapamadıkları için karşımdakine acımam. İşte o küçük yaşımda tam olarak adını bilmesem de bir yavrunun elinden tutma isteği ile çıkılmış uzun bir yol benimki…

Kızım ile karşılaştığımız an hayatımda daha önce hiç bu kadar boynu bükük ve mahcup bir çocuk görmediğimi fark ettim. Bizi merak ediyor, bakmak, görmek istiyor ama bir yandan da o kadar utanıyor ki göz ucuyla bakabiliyordu, sesi çıkmıyordu. Benim de sesim çıkmıyordu, çıkamıyordu. O anı anlatabilmem mümkün değil. İlk kez o an yaptığımız şeyin kıymetini anladım ve o an kendime dedim ki; “İyi ki bu yoldasın Nihal, iyi ki!”

Sonrasında kocaman bir aile olduk. Çok zorlandığım, zorlandığımız zamanlar da oldu, hala daha olabiliyor. Ama zaten üç çocuklu olmak zor değil midir? O zaman yaşları 6 ve 4 olan oğullarım eve 9 yaşında bir abla gelmesine hiç sorun çıkarmadılar. Onlara yıllarca anlattığım uydurma masallar sayesindedir belki ama kızımı hemen kabullenip sorgulamadılar bile. Ben çok emek veriyor gibi görünsem de asıl gizli kahramanlar çocuklar ve eşim.

Siz hiç başkasının, başka şartlarda, bambaşka bir dünya görüşüyle yetişmiş çocuğunun, sizin teninize değdiğinde yaşadığı huzuru, onun gözlerinde gördünüz mü? Ona sarıldığınızda gözlerini yumarak size sokulmasına, gece yatağında saçlarını okşadığınızda gözlerinin yavaşça kayarak uykuya geçmesine ve o sırada yüzündeki tebessüme şahit oldunuz mu? Peki ya size hiç başkasının çocuğu ‘annecim’ dedi mi? Sizler hiç bilir misiniz ki, eğer kalbinizi kocaman açtıysanız, başkası diye bir şey yoktur. Bizim ailemizin durumu da bu. Sevgimizi bölüşüyoruz, bölüştükçe de çoğalıyoruz. Şu an üç çocuk, bir köpek ve iki kedi ile evimizde sekiz kalp atışı var.”



Selda Süren Teymur,
43, Öğretmen
“11 yıldır bir mucizenin içinde yaşıyoruz”
“Doğduğun gün, annemin kızı olmayı bırakıp kızımın annesi oldum… O gün ikimiz için de yeni bir hayat başladı” yazmış bir güzel dostum kızına…
Kızıma ilk dokunan olamadım belki ama hayata merhaba dediği gün aslında bir mucizenin de kapısını aralamış farkında olmadan ve ben o gün kızımın annesi olmuşum aslında… Birbirimizden habersiz geçirdiğimiz bir yılın sonunda kavuştuğumuz anın paha biçilemez oluşu mu, ayrı geçirdiğimiz her saniyenin burukluğu mu daha sarsıcıydı şimdi baktığımda ayırt edemiyorum; ama 11 yıldır bir mucizenin içinde yaşıyoruz bundan eminim…

Hani hep deriz ya bir çocuğun dünyaya gelmesi mucizedir diye, şüphesiz ki öyle, ama bir anneyle yavrusunun milyarlarca insan içinden birbirlerini bulmaları ve bütünleşmeleri daha mı az mucize?
Ben yıllarca öğrencilerini çocuğu yerine koyarak anneliğini yaşayan bir öğretmendim… Beni anneleri gibi taçlandıran her çocuğuma da sonsuz minnettarım. Belki de insanoğlunun başkasının dünyaya hediye ettiği yavruları sevebilme yetisini o zaman fark ettim ve eşimle beraber bir gecede karar verip, ertesi gün başvuru için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne gittik… Ve 1.5 ay gibi kısa bir sürede kızımla kavuşup keyifli bir maceraya adım attık.

Ama hayat bazen beklemediğiniz sürprizler saklıyor bizim için. Kızım beş yaşındayken eşimi sonsuzluğa uğurladık ve şimdi tekrar kavuşana kadar buradaki maceramıza iki kişi devam ediyoruz…
Bu maceranın en tatlı meyvesi de artık kızımın, kendisi gibi devlet korumasındaki çocuklar için yürüttüğü projeler, koruyucu ailelik ile ilgili, 12 yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek bir güçle yaptığı farkındalık çalışmaları… Sistemi ve hayatın ona getirdiklerini içtenlikle kabul ve bu kabule bir misyon yüklemek çok büyük bir yürek istiyor şüphesiz ve ben kızımın bu duruşuyla da sonsuz gurur duyuyorum…

Özellikle kendi kendine yüklendiği bu misyonla çok net söyleyebilirim ki, benim kızımdan öğrendiklerim ona öğrettiklerimin çok çok ötesinde…”



Betül Gümüş,
38, Sınav Hizmetleri Uzmanı
“Her çocuk sevgi dolu bir ailede büyüsün”
“Bizim koruyucu aile olma hikayemiz üniversite yıllarımıza kadar dayanıyor. Üniversitede okurken ‘gönüllü abla’ olarak her hafta eski adı ile Çocuk Esirgeme Kurumu’na ziyarete gidiyor, 0-6 yaş arası bebek ve çocuklarla ilgileniyordum. İçimdeki ses her zaman bu çocuklar için bir şeyler yapmam gerektiğini fısıldıyordu. Eşim Salih Gümüş de çok şükür benimle aynı şekilde hissetti. İlk kızımız Bilge’miz ve ikinci kızımız İlke’miz biraz büyüdüklerinde artık doğru zamanın geldiğine karar verdik. Özellikle kızlarımızın isteği ile küçük bir kız çocuğuna koruyucu aile olduk. Onlar ‘Biz ablalık yapacağız’ dediler ve şükürler olsun ki öyle de oluyor.

Evimize iki yaşında gelen meleğimiz şu anda dört yaşına girmek üzere. Üçüncü kızımız eve gelmeden önceki geceki heyecanımızı ve yaşadıklarımızı tarif etmem mümkün değil.  ‘Acaba yapabilecek miyiz?’ diye eşimle konuştuğumuzu ve sonra, ‘İki yaşında bir kız çocuğu hiç tanımadığı bir eve, aileye, ortama alışırsa biz de başarabiliriz’ dediğimizi çok net hatırlıyorum. Kızım daha önce hiç baba kelimesini kullanmamıştı. Bize geldikten iki gün sonra dolu dolu baba dedi, sonra da tüm erkeklere baba dedi, çünkü aradaki farkı bilmiyordu. Şu anda her şeyi bilen, Türkçe yanında İngilizce şarkılar da söyleyen, çok özgüvenli, çok konuşkan bir çocuk. İlk kreş gösterisinde hem çok mutlu oldum hem de çook ağladım. Kuzum yine o gösteriyi yapacaktı ama onun her anını çeken, ona el sallayan bir ailesi olmayacaktı. Keza bayramlarda, doğum günlerinde onu sarıp sarmalayan bir ailesi de olamayacaktı...

Biz minik kızımızdan gerçeği hiçbir zaman saklamıyoruz.  Ona her zaman iki annesi, iki babası olduğunu ve hepimizin onu çok ama çok sevdiğini vurguluyoruz. O bizim kalbimizde büyüyen meleğimiz. Eşim ve benim en büyük temennimiz kendi ayakları üzerinde duran mutlu, huzurlu, güven dolu çocuklar yetiştirebilmek. Bu yola çıkarken hep şunu söyledik; “Hepimizin evinde fazlasıyla giyecek, yiyecek, eşya var. Değil bir çocuk kaç çocuk daha sığar! Yeter ki isteyelim.” Ve tüm koruyucu ailelerimizin ortak dileği şu: Her çocuk sevgi dolu bir ailede büyüsün. Biz başkalarını örnek alarak bu yola çıktık. İnşallah bizler de başka ailelere örnek olabiliriz ve her çocuk sevgi ile, güven ile, kahkahalarla büyür…”



Ayşegül Kurtaiş,
56, Emekli Bankacı
“Evimizde kimse öncesini hatırlamıyor”
“Emekli olunca 1-2 sene sürekli geziler, kitap ve televizyonla vakit geçirdim. Bir süre sonra vaktimin boşa geçtiğini fark ettim. Sorumluluklarla dolu geçen yıllardan sonra bu beni rahatsız etmeye başladı. Senelerce gezdiğimiz illerde eşimin benden, benim eşimden gizlice Çocuk Esirgeme Kurumu’na gidip çocuklar ile ilgilenmesi emeklilikte yolumuzu çizdi sanırım. Eşim yavaş yavaş, ‘Evlat edinelim mi?’ demeye başladı, biyolojik kızımız da üniversiteyi bitirmiş kendi yolunu çizmeye başlamıştı. Farklı sosyal sorumluluk projeleri bizi yeterince tatmin edemiyordu. Bu arada tesadüfen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü’nde görevli bir müfettiş ile karşılaşan eşim koruyucu ailelik kavramını öğrenince başvurumuzu yapmak için geriye sadece biyolojik kızımızın fikrini almak kalmıştı. Onun da heyecanla desteklemesi üzerine hemen formları doldurup beklemeye başladık, sürekli taciz telefonlarımdan bunalan sosyal hizmet uzmanı başvurumuzu inceleyip onaylandığı haberini verince işin gerçekliği kafama dank etti. Ailede herkes istiyordu, heyecanlıydı ama anne bendim. Yaşım, bedensel sağlığım, rahat rahat yaşamak... Acabalar tereddütler içerisinde değişik yuvalara gittik, ama olmadı... Saray Çocuk Yuvası’na da çok umutla gitmedik ancak evden çıkarken içimden bir dua yükseldi; biri kız biri erkek ikizimiz olsa ne güzel olur diye.

Ve müdür yardımcısı bizi ikizlerimizle tanıştırdı o gün… Ürkek, ne olduğunu anlamayan çocuklarımla tanıştık; ikinci gidişimde yaptığım kakaolu keki çok seven oğlum ve kızım hala ilk gelişinde kek getirmiştin diye hatırlarlar. Biyolojik annelerinin ani vefatıyla bizim birlikteliğimiz hızlandı, kısa sürede hep beraber yaşamaya başladık… Sanki daima birlikteydik, evimizde kimse öncesini hatırlamıyor artık. Tabii ki sorunlar var; güç zamanlar, zorluklar, hangi ailede yok ki! Okula giden çocuklara el sallamak, çocuk filmlerine gitmek, gece uyurlarken seyretmek, üzerlerini örtüp saçlarını okşamak her türlü sorunu çözebilecek güç veriyor içimize. ‘Anneannecim’, ‘dedecim’ diye sarılarak ailemizin büyüklerini bile gençleştirdiler. Teyzeleri, dayıları, halalar ve kuzenler ile çok büyük ve çocuk sesleri ile dolu bir aile olduk. Tıpkı genç kızlığımda hayalini kurduğum gibi…”



Dilek Binbirçiçek,
45, Satış Yöneticisi
“Yaşadığımız zamanın her anına şükran doluyum”
“Seni beklediğimiz günlerden birinin gecesinde rüyamda bir yıldız, arkasında ışıklı çizgisiyle karanlık gökyüzünde kaydı gitti, bıraktığı his şahaneydi.

Ertesi gün Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden gelen telefonda uzman diyordu ki; ‘Pırıl pırıl bir erkek çocuğu, 5.5 yaşında, mevcut koruyucu ailesinden alınması gerekiyor, sizinle eşleştirmek istiyoruz, ne dersiniz?’ Ablana hamile olduğumu öğrendiğimde ne hissettiysem, çok benzerini hissettim o an. Babana ve ablana haber vermem, seninle tanışacak olmanın heyecanı ve telaşıyla o gece alelacele yapılan bir alışveriş ve ertesi gün tanışırken ilk kez göz göze gelişimiz. Hepsi dün gibi hatırımda!

İyi ki beş seneyi aşkın bir süredir sen bana dolu dolu ‘anne’ diyorsun, ben sana üzerine basarak ‘oğlum’.
İlk süt dişinin kaybı, hastalandığın bir gece apar topar gittiğimiz acil serviste iğne yaptırmamak için ortalığı ayağa kaldırman, özür dilememek konusunda inadın, sebze yemeklerini ısrarla reddedişin, bu yüzden verdiğin kilolarla gittiğimiz doktordan ‘Her şey yolunda, merak etmeyin’ cümlesini duyduğumuzdaki rahatlamam, eskrim sporuna başladığında neredeyse kılıçla aynı boyda olman, ilk yaz oteli tatilimizde, ‘Rüyada gibiyim’ diyerek duygularını en saf halinle anlatman, biyolojik babanın ölümünden sonra ailemizin babasına olan düşkünlüğün, ‘Hadi aile sarılması yapalım ama’ diyerek aile bireyleri arasındaki ufak kırgınlıklara küçük kalbinle ürettiğin çözüm, artık en sevdiğin yemeğin karnabahar olması, yolda su içen güvercin kaçmasın diye yolumuzu değiştirten kalbinin güzelliği ve daha birçok anımız... İyisiyle, kötüsüyle ne çok şey birikmiş geçen zamanda.

Kan bağınızla değil ama ablanla kurduğunuz can bağınızla ne güzel bir kardeşlik yaşıyorsunuz. Dilerim yollarınız ve elleriniz hiç ayrılmasın.
Seninle birlikte aldığımız yolun, yaşadığımız zamanın her anına şükran doluyum. Ne mutlu ki, hayat bize bir çocuğun yaşam yolculuğunda ona eşlik etme fırsatı sundu. Can oğlum, doğurmadığın bir çocuğa annelik yapmanın, doğurduğun çocuğa annelik yapmaktan çok da zor olmadığını, verilen her çabanın, emeğin karşılığında yaşanan mutluluğun her şeye değdiğini bilseler, yuvalarda annesiz yavru kalmazdı inan. Koruyucu Ailelik için o ilk adımı attıktan sonra gerisi geliyor zaten. Bu özel günde dileğim; halen yuvalarda ve yurtlarda büyüyen tüm çocuklar tez zamanda güvenle ve sevgiyle yetişeceği bir aileye kavuşsun. Kalpleri sevgisizlikten soğumasın, ailelerinden aldıkları güvenin gücüyle gözleri ışıldasın.
İyi ki varsın…”



Meltem Bilge,
7, Modelist
“Aslında çeken kan bağı değil, can bağıydı”
“18 aylıkken kavuştuğum kızım şu anda altı yaşında... Koruyucu anne olmak, her zaman aklımda olan bir şeydi. Koruyucu aile olmaya karar verdiğimde evliydim ve eşimle birlikte karar verdik. Ancak kızım geldikten sonra eşim yapamayacağını anladı. Yollarımızı ayırdık ve kızımla hayatımıza devam ediyoruz.

Koruyucu aile olmaya karar verdikten sonra altı ay kadar bekledik... Belli testlerden geçtik. Kızımın odasını hazırladık... Umutla, heyecanla beklerken telefon geldi. ‘Size üç kız eşleştirdik’ dediler. Uçarak kuruma gittik tabii… Çok heyecanlı bir gündü. Fakat ben yolda giderken karar vermiştim; üç kız eşleştirmişlerdi ama ilk çocuk benim kızımdı. Diğer ikisini göremezdim, ona gücüm yoktu. Süslenmiş püslenmiş, minicik pembe elbiseler giymiş, saçları tokalarla kızım çıkageldiğinde benim dünyam artık kızım olmuştu. Üç günlük adaptasyon süreci sonunda kızımızı eve getirdik. Eve ilk defa girmiş gibi değil de hep burada bizimle yaşayan biri gibiydi. Tabii ilk zamanlar daha sıkılgandı. Üçüncü haftanın sonunda evi iyice sahiplendi. Anneannesi geldiği zaman bütün dolabındaki eşyaları, kıyafetleri ona sergiledi. İyice evin sahibi oldu... Koruyucu aile olduğunuz zaman aslında çocuğunuzun sadece bir anne ya da babası olmuyor. Dayısı, yengesi, yeğeni, kuzenleri ve teyzeleri de oluyor. Mesela halam, kızımı ilk defa görüp biraz sevdikten sonra, koruyucu anne olduğumu unutup, ‘Çok seviyorum, kan çekiyor herhalde’ dedi. Aslında çeken kan bağı değil, can bağıydı… Kızımı herkes sevdi, bağrına bastı. Koruyucu aile olduğumu bile unutuyorlar. O, bizim evimizin neşesi... Kızım bir gün biyolojik ailesi tarafından geri alınırsa -ki koruyucu aileliğin amacı aslında bu- çok üzülürüm, kızım da çok üzülür. Ama bu zaman zarfında aile olarak birbirimize öğrettiklerimiz, birbirimize kattıklarımız bizi zaten anne-kız yapan unsurlar. Biz anne-kız olduktan sonra biraz daha uzakta olmuşuz, dip dibe olmuşuz fark etmez. Genellikle koruyucu aile olunmamasının en büyük sebebi bu. Ancak bunun yüzdesi o kadar az ki!  Bir çocuğun hayatını kurtarmak hatta onun çocuklarının da hayatını kurtarmak mümkün. Ben kızımı kapıdan içeri girip ilk kucakladığım anda bizim o kalp doğumu dediğimiz süreç gerçekleşti. Ondan sonrasında ben kızımın koruyucu ailesi olduğumu hiç hatırlamadım.”



Emine Akyüz,
31, Akademisyen
“En büyük terk edilişimin de telafisi gibiydi”
“Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.’ Bir enkazın altında kalmışım gibi hissettiğim o günler geçince, tam olarak böyle söyledim kendi kendime.

2016 yılında, 27 yaşımda, doktora tezi yazma nöbetlerimin hemen başında koruyucu anne olmak için başvurmuştum. Bu yola çıkarken bebeğimin biyolojik ailesine dönebileceğini, başımıza bir dünya şey gelse de önemli olanın onun sağlık ve mutluluğu olacağını; yürekten, karşılıksız, doludizgin sevip yine de sağduyulu olabileceğimi düşünüyordum. Evet, biyolojik ailesine dönerse ruhen hırpalanabilirdim ama bir yetişkin olarak nelerle baş etmedim ki bu acıyla baş etmeyeydim. O atlatırsa, iyi olursa, kendi toprağında açan mutlu bir çiçeğe dönüşürse bana yine bahar gelebilirdi. Canımın acıyacağını biliyordum… Ama… Enkaz altında kalmış gibi hissedeceğimi bilmiyordum.Biraz depresyon -belki birazdan daha fazla- o gidince beni bir Anka Kuşu yaptı. Öldüm, yeniden doğdum. Bir mucize oldu. Bebeğim biyolojik ailesine döndürüldükten sonra kalkan koruma kararının ardından biz yeniden görüşmeye başladık. Böylece o, terk edilmişlik duygusu yaşamadı. Bu, sanki benim en büyük terk edilişimin de telafisi gibiydi; yıllar önce kaybettiğim babamın geri dönmesi gibiydi. Yaşadığımız her şeyin hiçbir kağıda sığmayacak kadar çok anlamı vardı.

Artık yarı zamanlı ve gayrıresmi bir anneye dönüşünce, ayrıca doktora sürecimin sonuna yaklaştıkça ‘pilavdan dönmemem’ için tonlarca bahanem oldu. Sarılıp sevmemi bekleyen tüm çocuklara kucak açabilecek kadar güçlendim yeniden. Kanatlarımın altına yeni dört yavru daha sığdı. Şimdi resmi olarak dördüne ‘gönüllü abla’ birine ‘eski koruyucu anne’ (Annenin eskisi mi olur?) olduğum, diğer yandan kendimi beeeeş çocuklu hissettiğim, tezimin hala bitmediği ama sevmekten başka hiçbir şeye acele etmemeyi öğrendiğim bir ömrü yaşıyorum. Sevmenin ne çok biçimi var, annelerin kanatları ne kadar büyük, dünyaya hiç getirmeden dünyanı paylaşıp dünyasında kahraman olduğun çocukların gözleri ne renk ve daha onlarca sorunun yanıtı bende… En ağır darbelerde bile yerlere serilmeyen annelerin demiyorum -daha gerçekçiyim- serildiği yerlerden kalkmayı becerebilen, acıdan dünyalar başına yıkıldığında sığacak yer bulamasa da kalktığında yeniden sarılan, yeniden seven, doğurmuş doğurmamış tüm annelerin Anneler Günü’nü kutluyorum. İyi ki varız ve umarım daha çok oluruz.”



Korev.org.tr ve
koruyucu.ailevecalisma.gov.tr sitelerinden koruyucu ailelik ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil