Nedim Şener’den bir isyan kitabı!

Nedim Şener yeni kitabında okurlarına korkma, alışma, unutma mottosuyla sesleniyor...

14 Mayıs 2014 günü Başbakan bir vatandaşı tokatlarken, birkaç dakika sonra Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel de Başbakan’ın konvoyundaki cipe tekme atmaya çalışan madenci Erdal Kocabıyık’a benzeri görülmemiş bir hırs ve kinle tekme üstüne tekme atmaya başladı. O tekme, on yıldan beri türlü çeşitli hakaretlerle ötekileştirilmiş olan insanları aşağılamanın en rezil biçimiydi. O tekme, yalnız Erdal Kocabıyık’a atılmıyordu; o tekme, her itiraz edene ve her sesini çıkarmaya yeltenene atılıyordu.
 
ÖTEKİLEŞTİRMEDEN AŞAĞILAMAYA…
Psikanalistler “Ötekileştirme”yi, kendinden farklı görülen diğer insanları değersizleştirme ve düşman haline getirme olarak tanımlıyor. Ötekileştirme üç adımda gerçekleşiyor. En ilkel savunma biçimi olarak “Bölme” birinci adım. Ötekileştirmenin ikinci adımı “Değersizleştirme”dir. Son olarak “Ahlaki dışlama” geliyor. 2013 yılı Mayıs sonundan itibaren dört ay süren Gezi direnişi sırasında yalnızca “özgürlük” ve “daha gazla demokrasi” isteyen milyonlarca insan Başbakan tarafından kitlesel olarak ötekileştirildi. Başbakan’ın gözünde Gezi eylemine katılanlar, “Dikili ağacı olmayanlardır.” Ardından hepsine birden “Çapulcu” dedi. Yetmedi “Terörist”, “Darbeci” deyip noktayı koydu. Bu da yetmedi, “Camiye ayakkabı ile girdiler” dedi. Bu da yetmedi, “Başörtülü bir kadın çocuklarıyla saldırıya uğradı, tacize uğradı” dedi. Elinde görüntüler olduğunu söyledi. Ama bu görüntüler hiç ortaya çıkmadı.
Ötekileştirmenin tüm aşamalarını gösteren Başbakan elindeki devlet imkânlarının verdiği güç ile polis şiddeti için “Polis kahramanlık destanı yazdı” dedi. Ardından ekledi; “Talimatı ben verdim.”

Taksim Gezi Parkı yayalaştırma projesi çerçevesinde parktaki ağaçların kesilmesine itiraz ile başlayan ve polisin şiddetiyle kısa süre içinde ülke genelinde “daha fazla demokrasi” talebinin gündeme getirildiği bu eylemlerin ne anlama geldiğini iktidar hiç anlamak istemedi. Bir iki ili hariç Türkiye’nin 79 ilinde 28 Mayıs ve 6 Eylül 2013 tarihleri arasında tam 5 bin 532 eylem gerçekleşti. 3.5 milyon insan eylemlere katıldı. 8 bin kişi yaralandı. 10 kişi atılan biber gazı bombalarının isabet etmesi sonucu tek gözünü, 8 kişi de polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybetti. Olayları anlamayan, anlamak istemediği için de çözüm üretemeyen iktidar milyonlarca insanın hak talebinde hep bir lobi aradı. “Faiz lobisi” dedi. “Borsa lobisi” dedi. Yetmedi “Sermaye lobisi, medya lobisi, kaos lobisi” dedi. Kimine “DARBECİ” dediler kimine,”Bunlar ATEİST, bunlar TERÖRİST…” diye seslendiler. Cem evlerini ve Kars’taki “İnsanlık Anıtı” heykelini ucubeye benzetip Gezi eylemine katılan herkesi “ÇAPULCU” ve “DARBECİ” diye ötekileştirdiler. Eleştiren, itiraz eden ve hak arayanları Toma’dan sıktıkları suyla, gaz bombalarıyla, azılı cop darbeleri ve önüne gelene uzanan gözaltılar ve tutarlı tutarsız davalarla korkutmaya çalıştılar.  

Recep Tayyip Erdoğan, şimdiye dek ağzını her açtığında 77 milyonun “Başbakanı” olduğunu söylediyse de kendisine yöneltilen en küçük eleştiriye bile tahammül göstermeyip hakkını arayana usturuplu usturupsuz cevaplar yapıştırdılar. Uysa da uydu, uymasa da uydu… Alevilere açılım yaptıklarını iddia ettiyseler de Cem evine “ibadethane” demeye nedense hiç dilleri varmadı. Alevilerin itirazına rağmen “Biz karar verdik 3. Boğaz Köprüsü’nün adı Yavuz Sultan Selim olacak” deyip konuyu ve kulaklarını, her türlü itiraza ve eleştiriye tamamen kapattılar. “Ben de varım” diyerek seslerini yükseltmeye kalkanları hakaretlerle aşağıladılar. Helal Tekme’ye uzanan, uzun ama seri ve sancılı süreç işte böyle işledi:

1-ÖTEKİLEŞTİRME
2-HAKARET
3-AŞAĞILAMA

Hükümetin başkanı ve kabinesinin eleştiren, hak arayan ve muhalif sesini yükselten hiçbir vatandaşa karşı ne öfke kontrolü vardı ne de saygısı… 77 milyonun başbakanı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinden hak ve çözüm bekleyen muhalif vatandaşlarına karşı hoşgörü eşiği her zaman için fazlasıyla düşüktü. Başbakanları tarafından bu denli uzak mesafelerle ötekileştirilen vatandaşlar ve zaman içinde hakarete alıştırılanlar, o gün… Yani o kömürden kara gün; ilk kez ama ilk kez bu kadar aşağılanıyordu.
14 Mayıs 2014 günü Başbakan bir vatandaşı tokatlarken, birkaç dakika sonra Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel de Başbakan’ın konvoyundaki cipe tekme atmaya çalışan madenci Erdal Kocabıyık’a benzeri görülmemiş bir hırs ve kinle tekme üstüne tekme atmaya başladı.
 
Bu öyle görmezden gelinecek türeden bir şiddet değildi. O tekme, on yıldan beri türlü çeşitli hakaretlerle ötekileştirilmiş olan insanları aşağılamanın en rezil biçimiydi. O tekme, yalnız Erdal Kocabıyık’a atılmıyordu; o tekme, her itiraz edene ve her sesini çıkarmaya yeltenene atılıyordu.

Kitap Hakkında
Destek Yayınları/Araştırma
168 syf.
12 TL

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil