Sesinde ne var biliyor musunuz?

Birkaç yüzyıl öncesinden ya da bugünden, el ele vermiş yedi kadının zamansız, çarpıcı ve çok sesli hikayesine konuk oluyoruz.

Mert Fırat’ın yönetmenliğinde; Alara Canay, Gökşen Ateş, Melisa Akman, Özge Borak, Özge Fışkın, Rana Büyükyılmaz ve Su Sonia’nın hayat verdiği karakterlerle ‘Dünya Yerinden Oynar’, yazarı Şebnem İşigüzel’in tabiriyle “kadın dayanışmasına, kadın olmaya ve özgürlüğe bir güzelleme” niteliğinde bir müzikli oyun. Sesinde kadın neşesini ve özgürlüğe tutkuyu barındıran bu hikayenin ilk perdesinden hemen önce, sahnenin arkasındayız.

Röportaj: Baran Alışkan
Elele: Eylül Sayısından

‘Dünya Yerinden Oynar’ adlı oyunun hikayesine tanıklık etmek için sabırsızlanıyoruz. Yedi kadının özgürlükleri için vermiş olduğu mücadeleyi anlatan bu oyunu kelimelere dökerken; ilk satırında ve en sonunda aklınızdan ne geçti, hangi ilhamın peşindeydiniz?
Şebnem İşigüzel: Aklımdan ilk geçen kadın neşesiydi. Kadın neşesi diye bir şey var ve bu umut dolu, coşkulu, hayatın ta kendisi gibi güçlü bir şey. Biz kadınlar bunun ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Unutulmaz bir hikayeyle bunu anlatmak ve hatırlatmak istedim. Bu çok ilginç bir hikayeydi ve bu yüzden sonlandırmak başlamaktan daha heyecan verici oldu. Shakespeare’in insanlığa öğrettiği şeyi hatırlamadan edemedim tabii en sonunda: Komedi ile trajedi arasındaki sınırın nasıl geçirgen olduğu. Oyunu da bunun ilhamıyla bitirdim diyebilirim. Böylece yazdığım en ilginç metinlerden, hikayelerden birisi oldu. Masamın başında hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. İyi bir edebiyat okuru olan Mert Fırat, benim romanlarımdaki muzipliği iyi sezmiş. Dolayısıyla benden böyle eğlenceli, gülmeli, eğlenmeli bir oyun istemesi şahane oldu. Böylece ben de bir yazar olarak güldürmek, eğlendirmek, hoşça vakit geçirtmek gibi dünyanın en zor şeyini deneyimleme fırsatı buldum.

Sizin yönetmenliğinizde ve Şebnem İşigüzel’in kelimeleriyle hayat bulacak bu proje için nasıl bir araya geldiniz?
Mert Fırat: Uzun zamandır böyle bir proje yapmak istiyordum. Kadın ve eşitlik meselesine daha başka bir yerden dokunan bir bakış açısıyla… Çünkü, negatif bir yerden anlayan ve tonu sürekli koyu olan metinler, oyunlar ya da filmler meselenin özüne uygun hareket etmekle birlikte, bazen de seyirci tarafından geriye doğru itiliyor. Seyircinin istemediği, zaten gerçek hayatta fazlasıyla gördüğü hikayelerin bir şekilde reddedişe dönüşmesi aslında aynı hikayelerin tekrara düşmesini sağlıyor. Böyle olunca da eleştirmekten çok, aynı temayı yeniden üretmek gibi bir yere geliyor. Ben bunun tersini başarabilen bir oyun yapmak istiyordum, oyun metninin arayışı ve hikayesi içinde dönerken, bir gün Şebnem’e (İşigüzel) anlattım bu kaygımı ve yaklaşımımı. O da bir hikayesinden bahsetti bana ve sonrasında karşılıklı önerilerde bulunduk. Şebnem, İlksen (Başarır) ve benim birlikte geçirdiğimiz, hep beraber işin içine dahil olduğumuz ve heyecanlandığımız bir süreç oldu. Bu sürecin içinde Şebnem’den böyle bir metin çıktı, oyun sürecinde çokça değişti, yer yer repliklere takla attırdığımız, yer yer hikayelerin kurgusunu yeniden yaptığımız, yer yer Barış Koç’un ve İlksen’in söz yazarlığı, oyuncuların katkıları ile dönüşen bir güfte, beste, müzik ve metne dönüştü. Şebnem’in kalemine, birbirimizi anlamamıza, potansiyelimize ve heyecanımıza çok inanıyorum. Buradan daha çok şey çıkacağını düşünüyorum.


“Sözde değil, özde eşitlik olduğunda dünya yerinden oynayacak.”
ALARA CANAY

Oyun, iç dünyasında hangi mesajı veriyor, neyi anlatıyor ve hangi çatışmaları yaşıyor?
Şebnem İşigüzel: Hepimizin umut etmeye, eğlenmeye ihtiyacı var. Kaygılıyız. Nasıl kaygılı olmayalım ki? Barınmak, yaşamak her şey dert. Çok şükür elimizden tutan hikayeler, romanlar, yaratılar var ve nefes alıyoruz. Bu da onlardan birisi belki de. Bir grup kadın üzerinden çok ilginç bir hikaye anlatıyorum. İlginç olması, dönem olması, dönem olmasına rağmen zamansız olması, öte yandan hikayenin taşıdığı sır, artık izleyenlerin öğrenebileceği enteresan şeyler. En güzeli de bu müzikli oyun kadın dayanışmasına, kadın olmaya ve özgürlüğe bir güzelleme.

Oyunun yönetmeni olarak, ilk andan sahneye uzanan dönemde nasıl bir süreç yaşadığınızı ve nasıl dokunuşlar gerçekleştirdiğinizi merak ediyoruz…
Mert Fırat: Dünya Yerinden Oynar, aslında süreç içinde sürekli değişen, dönüşen ve kendini geliştiren bir metne, güfteleri şarkı sözlerine, anlamlı dokunuşlara ve gittikçe derinleşen hikayelere dönüştü. Herkesin kendi hikayesini oluşturduğu, herkesin bu oyunda kendine bir parça bulabildiği, oyuncunun hikayesini içselleştirdiği, onunla bağ kurabildiği bir duruma geldi. Şimdi oyuncuların hepsinin oyunu oynamak için içleri içlerine sığmıyor, sabırsızlanıyorlar. Bir yandan da şarkıları ve dansları çok keyifle sahneliyorlar ve içinde bulundukları bu projede gerek Şebnem’in etkisi gerek hepimizin katkısıyla, Dasdas Sahne’de seyirciyle buluşacak olmanın heyecanını yaşıyorlar, tabii ben de dahil olmak üzere. Anlamadığımız hiçbir şeyi seyirciyle paylaşıma açmadık, sadece estetik kararlarımızdan dolayı seyirciye sunduğumuz bir oyun değil. Bir tarafıyla toplumun çok iyi bildiği konulara dokunan bir tarafıyla da onları 14. ve 15. yüzyıldan alıp 21. yüzyıla getiren bir özelliği de mevcut. Bu özellik, bu süreçte hem kadın hareketini hem de nasıl bir mücadeleden geçtiğini, toplumda nasıl değişikliklerin olduğunun ve olmadığının altını çizdiği bir durum söz konusu. İstanbul Boğazı’nı, Haliç’in sularını açan tanrıçanın hikayesi de var. Dolayısıyla bizim metne çalışma sürecimiz Yunanistan’dan başlayıp Mısır’a kadar uzanan Kuzey’de Kafkasya’ya, Güney’de Afrika’ya kadar sınırları geniş bu coğrafyanın içinde kadınların acısını, sevincini ve eğlencesini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. ‘Seslerimiz, müziklerimiz, sözlerimiz buradan Avrupa’ya, oradan Afrika’ya, Kafkasya’ya sonra tüm dünyaya gezdi dolaştı’ diyor kadınlar ve ‘Bu hayata eğlenceyi, neşeyi bir araya getirdik’ diye ekliyorlar. O yüzden tam onların dediği gibi eğlenceyi, neşeyi hayatlarından hiç eksik etmeyen ama mücadelesinden hiç geri durmayan kadınların hikayesiyle, oyuncularımızın da içselleştirdiği bir oyun süreci oldu diyebilirim.


“Kadınların birey oldukları, özgürce yaşadıkları bir hayatları olup, yan yana daha çok ses çıkardıklarında ve haklarına sahip çıktıklarında, dünya yerinden oynar.”
ÖZGE FIŞKIN

‘Dünya Yerinden Oynar’ oyununu okuduğunuz ilk anda, neler hissettiniz ve bir karaktere hayat vermek adına sizi harekete geçiren itki neydi? Bu hikayeye nasıl katıldınız?
Özge Borak: Açıkçası bütün yaz tatil yapmak niyetindeydim. Hatta yine İstanbul dışındayken Mert (Fırat) aradı, oyundan bahsetti. Anlattığı kulağa çok hoş geliyordu fakat yine de okumak gerekirdi. Okuduğumda ilk olarak ‘kadınlarla ilgili hakları, sorunları ve böyle ciddi konuları nasıl bu kadar eğlenceli hale getirebilmişler’ ve ‘bu sağlam duruşta ben de olmalıyım’ dedim kendi kendime. Şimdi, birçok kadının sesi olmak için sahnedeyiz.

Özge Fışkın: Oyunculuk ve müzikal oyunculuğu içimde kalmış bir ukdeydi. Beni, güvenip kadroya dahil eden ise yönetmenimiz Mert Fırat. Büyük mutluluk ve heyecanla kabul ettim. Onun tecrübesi ve yeteneği benim gibi böyle bir şeyi ilk kez deneyimleyen biri için büyük konfor. Her gün kadına uygulanan şiddet ve adaletsizliklerle dolu bir güne uyanıyoruz. Oyunu okuduğumda çok etkilendim. Söylemek istediğim pek çok şeyi söyleyen, bu adaletsizliklerin karşısında dimdik duran, çok önemli ayrıntıların altını fosforlu kalemle çizen, güçlü bir kadın oyunu.

Melisa Akman: Hiçbir şeyin tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Doğru zaman ve doğru enerji hepimizi birbirimize çekti. Kendi anaerkil düzenlerini kuran ve düzen adil davranmayınca da kendi adaletlerini sağlamaya çalışan, zamansız yedi kadının mücadelesi beni çok heyecanlandırdı.

Rana Büyükyılmaz: Tiyatro, yaşayan ve çok katmanlı bir sanat dalı olduğu için kağıt üzerindeki eserle sahneye çıkan oyun birbirine bağlı olsalar da çok farklı olabiliyor. Çünkü metin bir sanatçının imzasını taşıyorken buna katman katman yönetmenin, oyuncuların, müziğin, dekorun, kostüm ekibinin renkleri dahil oluyor. Özellikle bizim oyunda dans ve müziğin anlatım biçiminin büyük bir parçası olması, sahnelenen oyunu bambaşka bir boyuta taşıyor ve izleyenlerin birçok duyusuna hitap ediyor.


“Kadınlar, her türlü azınlık, marjinalize grup, LGBTIQ+ ve doğa daha özgür olduğunda dünya yerinden oynar. Oynuyor da…”
SU SONIA

Oyunun izleyicideki muhtemel etkisinin hangi yönde olmasını bekliyorsunuz?
Şebnem İşigüzel: Gülmek, eğlenmek, gönülden neşelenmek çok kıymetli bir şey. Çok nadir zamanlarda bu gerçekleşiyor. Hele bizim gibi zor ve baskıcı toplumlarda bize bağlı olmayan nedenlerle bu insani şeyler elimizden alınıyor. Bu oyun bir hediye veriyor izleyicisine. Gülmeyi, eğlenmeyi, hoşça vakit geçirmeyi ama bazı şeylerin idrakine de varmayı hedefliyor. O idrakine varılacak şey cinsiyet eşitliği meselesi. Herkesin sevdikleriyle izleyip ağız dolusu gülmesini dilerim.

Bu röportajı yaptığımız sırada henüz oyunun prömiyeri gerçekleşmemiş ve provaları yapılıyordu… Hazırlık sürecinizi göz önünde bulundurduğunuzda, kağıt üzerindeki oyunla sahneye gelecek oyun arasında bir dönüşüm yaşandı mı? Sizin, bir oyuncu olarak kendinizden kattığınız o biricik özellik ne oldu?
Melisa Akman: Metin, daima yönetmenin dünyasıyla, oyuncuların malzemesiyle ve bir de sahneyle buluştuğunda kaçınılmaz olarak dönüşüm gösterir. Tırtılın kelebek olması gibi büyülü bir dönüşüm. Tırtıldık, kozamızda dönüştük ve kelebek olduk şimdi. Ben de kelebeğin üstündeki biricik desenlerden biriyim ve hep birlikte daha güzel bir bütünüz. Oyunumuz artık kanatlanıp uçuyor.

İzleyici oyunu izlemeden önce muhtemelen hangi beklentiye sahip olacak ve perde kapandığında hangi duygularla salondan ayrılacaktır?
Alara Canay: İzleyicinin oyuna benim yazılı metni elime almadan önceki beklentilerimle geleceğini düşünüyorum. Sadece gülüp eğlenme beklentisiyle gelip, toplumun kanayan yaralarından birinin irdelenişine şahit olacak ve bir nebze de sarsılmış bir şekilde çıkacaklarını düşünüyorum.

Özge Borak: Eğlenme arzusuyla gelecekler elbette. Oyun bitip çıkarken hem eğlenmiş olacaklar hem de sözümüzün sözleri olduğunu fark edip mutlu olacaklardır.

Özge Fışkın: Günümüz sıkışmışlığında izleyiciye, gerçekleri yok saymadan, dinamizmiyle nefes aldıran, umut veren, güç katan ve kadın-erkek herkese iyi geleceğini düşündüğüm bir oyun.

Mert Fırat: İzleyici aslında çok hareketli bir oyunla karşılaşacak, bol şarkının, dansın ve eğlencenin olduğu bir oyunla. Ve hep böyle gideceğini zannedecek son dakikaya kadar. Çünkü aslında finalinde sürprizi olan oyunlardan ‘Dünya Yerinden Oynar’. Fakat o sürpriz hepimizin maalesef alışık olduğu, artık şaşırmadığımız sonlardan biri. Tabii oyunun sonu bambaşka bir yere bağlanıyor. Büyük bir U dönüşü var oyunun ve o dönüşten sonra çok başka bir umuda açılıyor ve çok başka bir söylemi dile getiriyor. Çok umutlu, eğlenceli, neşeli bir oyun olmakla beraber çok anlamlı ve derin özleri içinde barındırıyor ve bambaşka bir enerji, heyecan ve umutla çıkarıyor seyircisini buradan. İçerideki müzikler genç alt yapılara sahip ve bildiğimiz şarkıların altyapılarını da barındırıyor. Bu altyapılar yeni orijinal eserleri de barındırıyor bir tarafıyla ve yeniden düzenlendiği halleri olmakla birlikte orijinal -sadece bu oyun için düzenlenmiş- yedi parçamız var. Finalde gerçekten o sözlerle, yüreklerinde bir umutla, bir heyecanla çıkacaklar salondan.


“Beni, en çok haksızlık harekete geçiriyor. Benim o zaman dünyam yerinden oynuyor ya da bazen aşk gerçekten benim için dünyayı yerinden oynatabilecek bir şey. Sevdiklerime bir şey olması, onların mutlu olması ya da mutsuz olması dünyayı yerinden oynatabilecek bir şey. Aşk veya bir kayıp yaşandığında, bir haksızlık olduğunda ve gerçekten sizin için önemli olan ne ise ne yüreğinizi hoplatıp ne sizin kimyanızı değiştiriyorsa, işte o zaman dünya yerinden oynar.”
MERT FIRAT

İstanbul semalarında tanıdık melodilerin de eşlik ettiği müzikli oyunun melodilerini mırıldanmadan önce, onları nasıl seçtiğinizi ve hangi parıltının peşine düştüğünüzü öğrenebilir miyiz?
Mert Fırat: Müzikleri seçmekteki isteğimiz metnin neye ihtiyacı olduğu ile paralel ilerledi. Burada birçok kadının hikayesini anlattığımız için neşeli, mücadeleci, güçlü ve aslında süngüsünü aşağıya hiç indirmeyen bir kadın mücadelesinden bahsediyoruz. O yüzden müzikler de hep enerjisi yukarıda, heyecanlı ve bize tanıdık ezgileri bir şekilde yeniden hatırlatan ama en modern biçimdeki tanıdığımız şarkıların ve trendin peşinden giden bir yapısı var. Burada Barış Koç’un çok büyük etkisi var tabii. Yaklaşık 12 yıldır tanışıyorum ve çalışıyorum kendisiyle. Kabul ettiği ve böyle bir zaman ayırdığı için ayrıca çok mutluyum. Tiyatroya bu anlamda gönül verip zaman ayırması bizler için çok önemli ekibinin ve kendisinin. Peşinden koştuğumuz pırıltı da müziğin metnin duygusuna ve işaret ettiği dünyaya bir şekilde doğru katkıyı koyabilmesi. Çünkü müziği seçmek metni seçmek kadar önemli. Onları bir arada ve uyumla birbirine bağlamak ise hem sözleri hem bestesi anlamında çok önemli. Ben, tüm ekibin bu anlamda doğru bir seçki yaptığını ve bunu başardığını düşünüyorum.


“Yanlışa yanlış denilebildiği, sağlam bir duruşun olduğu, konfor alanından çıkma cesaretinin gösterildiği, değişime uyum sağlanan her an dünya yerinden oynar.”
ÖZGE BORAK

İstanbul’un yalılarından birinde geçen bu hikayede, hayatları pahasına mücadele eden ama şarkı söylemekten asla vazgeçemeyen kadınlarla tanışıyoruz. Hayat verdiğiniz karakterin dışında, ‘mücadele’ kavramıyla sizin nasıl bir ilişkiniz var?
Özge Fışkın: Profesyonel müzisyen olmak istediğimde ailem hemen ‘olur’ demedi. İkna etmek için bu yolda ne kadar kararlı olduğumu çok çalışarak, cesur ve istikrarlı olarak ispat etmem gerekti. Sonrasında da sektörde kendi bildiğim yoldan gitmek için hep bir mücadelem oldu. Kolay olmadı ama asla vazgeçmedim.

Su Sonia: Görünüş olarak farklı olduğunuzda zaten küçük yaşlardan itibaren bir kendini kabul ettirme ve temsiliyet mücadelesi içerisinde oluyorsunuz ister istemez. Daha çok küçük yaşta bir kız olarak, erkek yaşıtlarıma kıyasla daha farklı kurallara tabi olduğumu fark etmem de beni hep bir mücadele ruhu içerisinde tuttu. Türkiye’de bir Afro-Amerikalı ve aynı zamanda marjinal olarak kabul edilen bir hayat tarzı ve yaklaşıma sahip bir kadın olarak mücadele, en yakın arkadaşlarımdan biri diyebilirim. Hayat mücadelesi denen şeyin de ancak öldüğümüzde sona erdiğini düşünüyorum, yani mücadeleye devam!

Alara Canay: Mücadele bir gerçek. Bir insan olarak yaşamak için ve hayatımızı kazanmak için mücadele ediyoruz. Sanatçılar olarak toplumda kendimize yer edinmek için mücadele ediyoruz. Kadınlar olarak yüzyıllardır süregelen ataerkilliğin bize biçtiği rollerden kurtarmaya çalışıyoruz kendimizi. Yani oyunda olduğu gibi hala özgürlük mücadelesi veriyoruz aslında.

Rana Büyükyılmaz: Eğer ki Türkiye’de kadınsanız, mücadele kavramı hayatınızın bir parçası. Bu ister 8 Mart’ta yürüyüşte ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ pankartıyla, ister metrobüsle işe giderken olsun. Kadın olarak 2022 senesinde hala temel haklarımızı tekrar ve tekrar hatırlatmak zorundayız. Hala hayatımız pahasına insancıl bir şekilde yaşayabilmek, eşit haklara sahip olabilmek için savaşıyoruz. Kahkaha atmanın bile ‘nahoş’ kabul edilebildiği bir toplumda, bunu eğlenerek, dans ederek, eğlendirerek yapabilmek müthiş bir manifesto.

Oyunu en iyi anlatacak ve onun ruhunu ilk bakışta hissedeceğimiz satırlarında hangi cümleler var?
Şebnem İşigüzel: Bilmem. Kahramanlarım çok dilbaz çünkü. Hani kız kıza oturur tatlı tatlı konuşur gülersiniz ya; öyle bir coşkuyla anlatıyorlar hikayelerini. Oyunun bağlamından koparmak zor ama belki hepsinin hep bir ağızdan ‘Yaşasın kadınlar!’ diye haykırması olabilir.


“Dünya kaynakları eşit paylaşıldığında dünya yerinden oynar. Aslında insani ve güzel, eşitlikçi ne olursa, dünya şöyle bir silkinir ve kendine gelir. Hayat güzelleşir. Yoksulluk yeryüzünden silindiğinde, eşitlik sağlandığında, baskı azaldığında, kadınlar özgür, gençler mutlu, çocuklar emin ellerde büyüdüğünde yeryüzü cennet olur. Dünya yerinden oynar bir anlamda, sonrası cennet olan olumlu bir kıyamet.”
ŞEBNEM İŞİGÜZEL

Hayat veren oyunculara göre, KİM BU KADINLAR?

  • Bülbül / Alara Canay: Saf ama yeri geldiğinde doğru noktalara parmak basan, aynı zamanda histerik bir tarafı da olan bir karakter.
  • Hoşcan / Melisa Akman: Ukrayna’dan getirilip köle pazarında efendiye satılmış; biraz tez canlı da olsa gerçek bir devrimci ruha sahip. Zamanında efendisine tekme atacak kadar da deli cesareti olan bir kadın.
  • Hayriye / Özge Borak: Yalıda yaşayan efendinin kız kardeşi. Kocası ölünce, ağabeyinin yanına sığınmış, onun hareminin başı olarak hayatını sürdüren bir kadın.
  • Fitnat / Özge Fışkın: İlk eş, hür bir kadın; ancak özgürlüğü göstermelik. En az diğerleri kadar sıkışmış, haksızlığa uğramış, düzen nedeniyle kendini gerçekleştirememiş ve bunun çok farkında olan güçlü, dominant biri.
  • Roksan / Rana Büyükyılmaz: İsmi Roksan, fakat İstanbul’a ilk geldiğinde ona Rukiye ismini vermişler. Venedik’ten gelen Roksan; kesinlikle asıl ismini kullanmak isteyen, kendi kültürünü ve kökenini unutmak ya da unutturmak istemeyen bir kadın.
  • Cümbüş / Su Sonia: Zeki, serinkanlı, eğlenceli ve tehlikeli bir kadın.
Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil