Bir yeni bildiriminiz var

Binlerce kafa sesi ve tek bir soru: ‘Daha ne olabilir ki?’ Her dakika yeni bir haberi müjdeleyen bildirim sesleri, zamanın ruhunu yakalamayı gün geçtikçe zorlaştırıyor. Biz de bu yılki sohbetlerinize en sıcak 7 trendi sizin için sıralıyoruz.

Yazı: Simay Engür

“Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir.” John Lennon’ın yaptığımız muntazam planlar ve başımıza gelenler hakkındaki o meşhur ‘hayat’ betimlemesi, geride bıraktığımız yıla altın harflerle yazıldı. Hoş, dijital devrim sayılabilecek bir yıldan bahsediyoruz. Altın harfler bile, değer olarak yerini Bitcoin’e devretmek üzere bir aşağı bir yukarı arzıendam ediyor. 2021 yılının tüm trend öngörüleriyse, pek çok badire atlattığımız 2020 yılının gölgesinde yeşeriyor. Peki, bundan sonra hayatımız eskisi gibi olacak mı? Hiç sanmıyoruz. Bildiğimiz tek şey, değişimin kokusunu almayanları; roller coaster tadında bir yıl daha değil, yıllar bekliyor olacak. Çalışma saatlerinden, ilişkilere, sanal karakterlerden, yepyeni şehirlere ‘gelecek kapıda’ demek isterdik; ancak gelecek evin tam içinde. Eşikten atlamak isterseniz, sizi şöyle alalım…

1. DAHA DUYARLI OLABİLİR MİYİZ?

Daha güzel, daha adil, sevgi dolu bir dünya için, barış için, insanlık için, kardeşlik için sorumluluk artık büyük şirketlere de düşüyor! İklim krizinin gözle görülür sonuçları, ‘sürdürülebilirlik’ kavramını hayatımıza ekledi. Geçtiğimiz yıl devletlerin yanı sıra pek çok marka ve hatta doğaya en büyük tahribatı yapan moda endüstrisi de sürdürülebilirlik politikaları geliştirmeye başladı. Öyle ki İngiliz moda evi Stella McCartney, ekolojik dengeyi gözeten ilk lüks moda markalarından biri oldu. 2021 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu ile yüzde 99 geri dönüştürülebilir kumaşlarını tanıtırken, A’dan Z’ye sürdürülebilir bir manifesto ortaya koydu. Tüm bunların yanı sıra özellikle Z kuşağının büyük şirketleri, konuşmaları ve somut adımlar atmaları konusunda zorladığını söyleyebiliriz.

NEDEN ÖNEMLİ?
#BlackLivesMatter protestoları sırasında 19 yaşındaki aktivist Nupol Kiazolu, şirketlerin sosyal adaletsizliğe karşı fon sağladığını görmek istediğini belirtmişti. Diğer yandan Washington’da yer alan American University, markaların ırkçılığa karşı başlattıkları kampanya sayısının bu şirketlerde çalışan siyahi insan sayısından fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: Z jenerasyonu, şirketlerin bu değişim arzusunda ne kadar gerçekçi olduğunu her geçen gün daha fazla sorguluyor.

2. ÇOK ÇALIŞMAK, HİÇ ÇALIŞMAKTIR

Sekiz saat iş, sekiz saat uyku ve sekiz saat boş zaman; sanayi devriminden beri insanlığın havuz problemi. Karantina günlerindeyse mekandan bağımsız bir şekilde çalışma saatlerini, yeniden şekillendirmeye gayret ettik.

Peki, sonra ne oldu? Birçok meslek grubunun, yıllarca ofiste geçirdiği ‘bomboş zaman’ ile yüzleşmesine şahit olduk. Aslına bakarsanız haftalık çalışma saatleri, uzun zamandır tartışılan bir konu; öyle ki 2019 yılında Microsoft Japonya, cuma günleri de tatil yapılacak şekilde 4 günlük çalışma haftasına geçiş yaptı ve verimlilikte yüzde 40 oranında artış açıkladı. Karantina günlerindeki ‘acı’ yüzleşmelerse, daha ‘verimli çalışmak’ için süreyi kısaltma konusundaki talepleri hızlandırıyor. Yeni Zelanda’da yer alan Perpetual Guardian şirketinin kurucusu Andrew Barnes, 2020’de yazdığı The 4 Day Week kitabında; daha mutlu ve verimli şirketler için dört günlük çalışma haftalarının dikkate değer olduğunu anlatıyor.

Bugün Perpetual Guardian çalışanları, ekipleri ve müdürleriyle koordinasyon halinde kalarak bireysel olarak hangi gün tatil yapacaklarını seçebiliyor. Üstelik kendileri, istedikleri o bir güne haftadan haftaya karar verebiliyor. Perpetual Guardian’daki etkili sonuçlardan güç alan Unilever şirketi ise şimdilik Yeni Zelanda’daki ofisleri için 4 günlük çalışma haftasını deneyimliyor.

NEDEN ÖNEMLİ?
Daha kısa çalışma saatleri, yeni bir fikir değil. 30’lu yıllarda İngiliz ekonomist John Maynard Keynes, 2030 yılına kadar teknolojinin çoğu insanın haftada 15 saat çalışacağı bir noktaya geleceğini öngörüyordu. Ancak gelişen teknolojiye rağmen uzun çalışma saatleri, pandemiye dek bu denli gündeme gelmemişti. 2021’de asıl hedef minimum vakitte, maksimum verimlilik!

3. YENİ ŞEHİRLER: DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR

Paris’in ‘15 dakikalık şehir’ düşü, herkesin evinden yürüyerek ya da bisikletle parka; eğlence, sanat ve alışveriş merkezlerine; yeşil alanlara kısacası dilediği her yere yalnızca 15 dakikada ulaşabilmesi anlamına geliyor. Adeta dar alanda kısa paslaşmalar tadındaki bu şehir hayali, pandemiyle birlikte tüm şehirlerin bilinçaltına işliyor. Neden mi? Pandemiden önce trafik, hava kirliliği, yaşam maliyeti gibi olumsuzluklar; şehrin ticaret, eğitim ve istihdam gibi olanakları karşısında görmezden geliniyordu. Ancak bugünkü karantina deneyimlerimiz, bu ‘pozitif’ olarak gördüğümüz şehir olanaklarını sorgulamamıza neden oluyor. Uzaktan çalışma, çevrimiçi eğitim fırsatları, kısacası dijital araçlarla erişim sağlayabildiğimiz her şey, şehirlerin olumsuz koşulları olmadan da ulaşılabilir durumda. Hal böyle olunca tüm şehirler, sakinlerini ‘kaçış’ masalıyla kaybetmemek için; daha yeşil, çekici ve işlevsel bir motivasyonla yeniden tasarlanacak.

NEDEN ÖNEMLİ?
‘Tiny house’ trendi, yalnızca doğayı seven maceraperestler için değil; pandemiyle birlikte uzaktan eğitim ve çalışma imkanlarını keşfeden aileler için de cazip bir yaşam sunuyor. Şehirler, 15 dakikacık mesafelerle yeşillendirilmez ve çeşitli imkanlar konusunda başarılı olamazsa; önümüzdeki yıllar şehirden kaçış hikayeleriyle anılıyor olacak.

4. ÇEŞİTLİLİĞİ KUCAKLA

RuPaul’s Drag Race’den aşina olduğumuz dragqueen Kyne Santos, matematik dersleri anlattığı ve bir milyona yakın takipçili TikTok hesabıyla normlara meydan okuyor. 21 yaşındaki Santos: “Takipçilerime zeki, başarılı ve kim olmak istiyorlarsa, o olabileceklerini göstermek istiyorum. Üstelik yeşil saçlar, uzun tırnaklar ve siyah bir rujla da aynı övgülere sahip olabileceklerini...” diyor ve videolarında, okuldaki matematik derslerinde hepimizin iç sesi olan ‘bu ne zaman işime yarayacak?’ sorusuna yanıt aradığını ifade ediyor.

Toplumsal cinsiyet rolleri, toplulukların azınlık yüzleri, kısacası medyada karikatürize edilmiş ve tek tipleştirilmiş herkes gökkuşağındaki renklerin çeşitliliği misali normları yıkmaya devam ediyor. 2021 ve önümüzdeki yılların en önemli konularından biri de hiç şüphesiz çeşitliliği kucaklamak olacak.

NEDEN ÖNEMLİ?
Dijital platformlarda üretilen dizilerle birlikte, karikatürize edilmiş ‘öteki’lerin yerini, çok boyutlu ve gerçek hayata yakın karakterler almaya başladı. Irkçılık, homofobi, cinsiyete dayalı klişeler artık ne gerçek hayatta ne de medyada karşılık bulamayacak. Eski normlara takılı kalan her türlü otorite ve zihniyet, ileriki yıllarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

5. AHESTE AŞKLAR VE FLÖRTLER

Karşınızda kaplumbağa hızında bir 2021 trendi! ‘Aman yavaş, aheste’ uzun zamandır aşina olmadığımız bir flört stratejisiydi. Bu yıl ise büyükanne ve babalarımızdan ilhamla ‘sizi daha yakından tanımak isterim’ nostaljisinin geri döndüğünü söylemek isteriz. Karantina ve çeşitli kısıtlamalar nedeniyle insanlar, bir ilişkiye başlamaya karar vermeden önce birbirini tanımak için daha fazla vakit ayırıyor. 2021’in en popüler bu buluşma eğilimi ise ‘slow dating’ yani ‘yavaş flört’ olarak adlandırılıyor.

NEDEN ÖNEMLİ?
Tüketim toplumunun anda kalma ve yavaşlama arzusu, karantina dönemiyle birlikte kısmen zorunluluğa dönüştü. İnsanlar kendini tanımaya daha fazla vakit ayırmaya başladı ve dolayısıyla da kimin ya da neyin kendileri için daha doğru olduğuna düşünmek için fırsat yarattılar. ‘Slow dating’ çevrimiçi ortamlarda da olsa, partner adaylarının buluşma öncesi birbirlerinin zevkleri, fikirleri ve hayat tarzları hakkında konuşma fırsatı yaratıyor.

6. DİJİTAL İNSANLIK

2019 yapımı Years&Years dizisinin ilk bölümünde, dijital bir aparat sayesinde Instagram filtrelerinin gerçek hayatta da kullanılabildiğine şahit olmuştuk. Dizinin ergen karakteri Bethany ailesine ‘transhuman’ olduğunu ve İsviçre’de kurulan bir merkez vasıtasıyla beynini sanal dünyaya aktarıp tamamen dijital olmak istediğini söylemişti. ‘Yok artık!’ dediğinizi duyar gibiyiz ancak günümüzde transhümanizm, yalnızca kurgusal hikayelerin distopik öğesi olmakla sınırlı değil. Aslına bakarsanız Instagram’daki sanal karakterlerimiz ve yüzümüzden eksik olmayan 3D filtrelerimiz bu eğilime fazlasıyla yatkın olduğumuza bir işaret. 2021 yılında sanal gerçeklik ve avatar kavramına daha fazla aşina olacağız.

NEDEN ÖNEMLİ?
Dijital karakterlere olan ilgi, markaların gelecek stratejileri için de büyük bir önem taşıyor. Snapchat’in yeni uygulaması It’s Me, yalnızca avatarlarımızın olduğu bir sosyalleşme ortamı yaratırken; Balenciaga ‘Afterworld: The Age of Tomorrow’ isimli 2021 Sonbahar kampanyasını, bir bilgisayar oyunu biçiminde sunuyor.

7. LOKALE DÖNÜŞ

Her ne kadar sanal dünyayla aramızda mükemmel bir çekim olsa da iletişim ve halkla ilişkiler uzmanı Marian Salzman’ın 2021 öngörülerine göre aynı hızla geleneksel değerlere, analog ve klasiklere dönme arzusu da artış gösteriyor. Özellikle organik tarıma yönelik lokal girişimlerin ve doğayla barış içindeki sürdürülebilir lokal markaların değeri yükseliyor. İçimizden ve topraktan olanı kucaklama, evrensel bir nitelik kazanıyor.

NEDEN ÖNEMLİ?
2021’de yepyeni girişim hayalleri kuruyorsanız, geleneksel değerlerden yola çıkan girişimlerin ayrıcalık yarattığını aklınızdan çıkarmayın deriz. İklim krizine ve tek tipleşen endüstri ürünlerine karşı strateji geliştirmeyi göz önünde bulundurabilirsiniz. Organik ve sürdürülebilir markalar günümüzün ve geleceğin yeni ‘olmazsa olmaz’ değerlerinden.

İLGİLİ İÇERİKLER

Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan'ın kızları Su 15 yaşına girdi! Eşi ve kızlarıyla Mauritius'a giden Sinem Kobal'dan yeni kareler İşte Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Osman'ı Emir Berke Zincidi 90'lı yılların yakışıklısıydı... İşte Kaan Girgin'in son hali... 'Kızılcık Şerbeti'nden yeni 2. fragman: Daha önce tanışmış mıydık Demet Şener: Sevgilime gönülden bağlıyım, evlilik şart değil