Duyguları tanımak!

Farkında olmak bu mu, acaba? Gün boyu yaşadığımız duyguları tanımak, doğru isimlendirmek!

Kimimiz mantığımızı alıyoruz ön plana, istatistiki rakamlara göre karar veriyoruz. Kimimiz ise yürekten gelen çağrıya kulak verip, yüreğimizin götürdüğü yöne doğru yelken açıyoruz. Ancak hangisi doğru bunu kestirmek gerçekten zor. Sanırım buradaki fark bireysel özelliklerden kaynaklanıyor. Kimisi içgüdüleri ile kimisi de rakamlarla doğru kararı veriyor.

Bir hekim olarak günlük pratiğim sırasında çok fazla sayıda hasta ile karşılaşıyorum. Bu hastalarımın zihinlerini sorgulamaya geçtiğimde hep aynı ortak kelime önüme geliyor. STRES! Evet, eğitim seviyesi ya da geldiği sosyo-kültürel seviye ne olursa olsun istisnasız nerede ise tüm hastalarım hayatlarının stresli olduğundan yakınıyorlar. Ancak stresin ne olduğunu sorguladığımda yine aldığım ortak sonuç, stresi tanımlayamadıkları. Genel geçer öğrenilmiş bir kelime olarak stresi kullanıyorlar, fakat ne yazık ki tanımlayamıyorlar.

Sanki öğrenilmiş bir çaresizlik içerisinde stresli bir yaşamdan bahsediliyor ama tanımlanamadığı için de ne yazık ki çare bulunamıyor. Elbette stres bir gerilim hali. Ancak sadece ruhsal gerilim mi? Hayır, stres aynı zamanda çevremizi ve bize yarattığı olumsuz yaşam koşullarını da tanımlıyor. İş böyle olunca da iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Ancak bu yazıda size duygusal yükümüzden ve duygularımızı tanımanın stresi nasıl azalttığı ve bizi daha mutlu ve yaratıcı yaptığından bahis etmek istiyorum. Yaşadığımız her olumlu ya da olumsuz duygu da beden ve onun içerisinde işleyen muhteşem mekanizmanın etkilenmesine neden olur. Günümüz bilgi ve tecrübeleri ışığında biliyoruz ki fiziksel bedenimiz her türlü duyguya ve uçlarda yaşanmış hazza bir şekilde tepki veriyor. Çok yemek yiyince nasıl ki rahatsızlık hissediyorsak, çok yoğun yaşadığımız duygularımız da bizi rahatsız edecek sonuçları doğurabiliyor.
Sonuç her bir şekilde rahatsızlık olacak ise, stres o zaman kötü müdür? İyi kontrol edilemeyen stres her zaman, hele bir de devamlılık arz ediyorsa biz de bir rahatsızlık yaratacaktır. Aslında stres özüne bakıldığında kişi tarafından dozunda algılanır ve kontrol edilebilirse hemen her zaman rahatsızlığa sebep olmaz, hatta bilakis bir motivasyon kaynağıdır ve verimliliği artırır. Hatırlayınız sınav olacağını bilmek, çalışmayı arttırır ve sınav sonucunun iyi olmasına neden olur. Bir projenin yetişmesi için biçilen son tarihler çalışma ve verimi artırır.

Ancak çoğumuz stresi bu şekilde algılayamayız. Çoğu zaman bizi kötü yönde etkiler. Sonuç hem hayattan aldığımız tadın azalmasına, hem de her anlamda verimliliğimizin azalmasına neden olur. Bu yüzden pek çok konuda uzman olan kişiler stres ile başa çıkabilmek için farklı farklı yöntemler geliştirmişlerdir. Aslına bakarsanız bu kadar farklı yöntemin olmasının bir sebebinin de bizlerden kaynaklandığıdır. Her birimiz farklı yöntemlerden farklı faydalar sağladığımız için bu çoğulcu mantıkla farklı bakış açıları ile geliştirilmiş yöntemlerin olması da, bu yöntemlerden sonuç alan kişilerin olması gibi doğaldır.

Gelelim duygularımıza, ne kadarını tanıyoruz ve hissettiğimiz stres bizde ne duygusu yaratıyor. Duyguları saymaya kalksak ne kadarını sayabiliriz. Haset ile kıskançlığı ayıramadığımızı ve her ikisini de kıskançlık tanımı altında toplayarak konuştuğumuzu az kelimeli günlük yaşantımıza baktığımızda anlıyorum ki, stres ile başa çıkmamız da güçleşiyor. Ancak stres ile başa çıkmanın en önemli adımlarından birisidir, duyguları ve sonuçlarını tanımak. İşte farkında olmak tanımı da bu yüzden önemlidir. Kendimizdeki olumsuzluğu fark edersek, ancak o zaman düzelteceğimiz kısmı bulur ve stresimizi kontrol altına alarak, dengeleyebiliriz.

Sadece ve sadece bu yüzden stresin biz de yarattığı duyguları fark etmek çok önemlidir. Stres bizde öfke mi, kıskançlık mı, üzüntü mü, hırs mı, endişe veya korku mu, mutluluk mu (ki fazla mutluluk da bedende salgılanan nöro-aracı maddeler ile olumsuz sonuçlar yaratabilir!), hırs ve rekabet duygusu mu, sahiplenme hissi mi yaratıyor bilmek bu duygu ile başa çıkma yetilerimizi geliştirmemiz için güdülenmemize neden olabilir. Böylece geliştirdiğimiz yetilerimiz ile stresimizi dengeleyebilme kabiliyetimiz de artacak sonuçları bize pozitif olarak geri dönecektir. Hem verimimiz artacak, hem de yaşamdan tat almamız, hani meşhur söylemi ile anı yaşama sıklığımız artacaktır. Belki de işleri akışına daha kolay bırakabileceğiz, sonuçlarını da lezzetli meyveler olarak toplayabileceğiz.

Her ne koşulda olursa olsun, yine de mutluluk en kabul gören ve pozitif bir duygu olduğu için benim de, dileğim hep mutlu günler yaşayabilmemizdir. 

Tüm yazılarını göster