Ev&iş dengesi formülüm: Entegrasyon

8 ve 12 yaşında iki çocuk annesiyim ve 20 yaşında, eşimin ilk evliliğinden de bir oğlumuz var. Yönetim kurulu üyesiyim, danışmanım, sosyal girişimciyim, genel müdürüm, yazarım, kanaat önderiyim, televizyon programcısıyım. Veeee... İş-ev dengesine inanmıyorum.

DOĞRU DUYDUNUZ, BENCE BÖYLE BİR DENGE FALAN YOK. YA SEÇİM YA DA ENTEGRASYON VAR. BEN ENTEGRASYONCUYUM.
Durun önce size biraz yaşamımı anlatayım… Şu anda kurumsal hayatta Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin ve ayrıca dünya çapında bir kuruluşun yönetim kurulu üyesiyim. Finansal Okuryazarlık Derneği FODER’in kurucu başkanıyım. Bunların yanı sıra, para ile ilgili, topluma ücretsiz yol gösteren Para Durumu sosyal şirketinin genel müdürüyüm. Sosyal sorumluluk olarak, kadının güçlenmesi için televizyon programı yapıyor, tam altı senedir bu sayfalarda sizlerle buluşuyorum. Her hafta Posta gazetesinde ekonomi köşe yazarlığı yapıyorum, dördüncü kitabıma başladım. Ulusal ve uluslararası çeşitli oluşumların danışma kurullarında üyeyim, dört genç kadına mentorluk yapıyorum, profesyonel konuşmacıyım. Tüm bunların hepsini bir arada yapıyorum. (Şimdi yazarken ben de inanamadım o ayrı.) Evet yanlış okumadınız, şu anda tüm bu işleri eşzamanlı olarak yürütüyorum. Ve ben ev-iş entegrasyonunun önemine inanıyorum. Çocuklarımdan bir damla feragat etmedim. Biz her şeyi iç içe yapıyoruz.

1. Hesap kitap yapmayın: Şimdi size bu yazıyı hazırlarken tüm bunları bir arada görmek beni bile ürküttü. Bugüne kadar hiç arkama dönüp bakıp da hayattaki şapkalarımı saymamış, sadece üzerime aldığım görevleri yapmaya odaklanmıştım. Dolayısıyla kural 1: Aynı anda birçok şeyi yapıyorum diye düşünüp, aşırı yoğun bir hayatım var dememek. Bu benim küçük beyin aldatmacam. Sabah kalkıyorum, herkes gibi işe gidiyorum ve akşam olunca evime dönüyorum gibi düşünüyorum. 

2. Entegrasyon: Haftanın bazı günlerinde okul sonrası çocuklarım ofisime geliyor ve ödevlerini orada yapıyorlar. Ben de toplantı aralarında yanlarına gidip kısa süreli de olsa onlarla basketbol ya da küçük oyunlar oynuyorum. (Ofisimde çocuklara yönelik oyunlar, kitaplar, basketbol potası, langırt ve çeşitli oyuncaklar bulunuyor.) 

3. Akşam yemeği: Bir iş yemeği ya da arkadaşlarımla yemek programım varsa öncesinde mutlaka;
- Öncelikle eve gider, çocuklarımla yarım saat vakit geçirir, öper koklar, sonra dışarı çıkarım.
Veya;
- Çocuklarım ofisime gelir, birlikte vakit geçiririz.
Veya;
- Çocuklarımın arkadaşlarının aileleriyle konuşur, onlar için de bir plan yaparım. Böylece evde yalnız kalmazlar. Onları arkadaşlarına bırakırım (yolda da az da olsa vakit geçirebiliriz) sonra yemeğime giderim. Onlar için program yapamadıysam yemekten erken döner, çocukları ben yatırırım.

4. Aile büyüklerimiz: Bizden sık sık kendilerine zaman ayırmamızı, onları ziyaret etmemizi beklerler. Haklılar da. Lakin, bu her zaman mümkün olmuyor. Ben bu konuya şöyle bir çözüm buldum; haftanın belli günlerinde annemin, belli günlerinde kayınvalidemin bana gelmeleri için organizasyon yapıyorum. Böylece hem torunlarıyla vakit geçiriyorlar hem de evde harika bir ‘büyük aile’ atmosferi oluşuyor. Bu bana kendimi harika hissettiriyor.

5. 19.00 kuralı: Bizim evin prensibi, ekstra bir durum olmadıkça herkesin saat 19.00’da evde olmasıdır. Ailecek yemek masasına oturur, keyifle akşam yemeğimizi yeriz. Bu, günümüzün en değerli zamanını oluşturur, birbirimizle o gün yaptıklarımızı ve günün sonundaki hislerimizi paylaşırız. Yemek adabına önem veriyorum.

6. Anne/kayınvalidenin ‘çocuklar ne olacak’ serzenişleri: Her çalışan kadına olduğu gibi bana da oluyor. Onları dinliyor ve gülümsüyorum. Onlara bir şey kanıtlamaya çalışmıyorum. Ben de böyleyim diyor, sarılıyor, öpüyorum. Ben zaten çocuklarımla sürekli ve kaliteli zaman geçiriyorum. Bakış açılarına ise saygı duyuyorum. Hiç kızmam.

7. Telefon canlı bağlantı: İş seyahatine çıktığım zaman da ailemi teknoloji sayesinde önceden planladığımız telefonla canlı bağlantı ile görürüm. Bazen çocuklarla kahvaltı yapıp bazen ödevlerini yapıyoruz. Bunlar da çok değerli zamanlarımızdan…

8. Uyku vakti: Çocukların uyku saatinde evde olma takıntımı tüm yakınlarım bilir. Olamıyorsam onları arar, uyumadan önce şarkımızı söylerim. İkisine de özel bestem var. Kimi arkadaşlarım bana güler, eşim ‘bak alıştırıyorsun’ derdi. Kimin umurunda! Ben ve çocuklar bayılıyorduk. 7-8 yaşlarına kadar yaptım.

9. Keşif zamanı: Oğullarımla birlikte her günün sonunda o gün ne öğrendiğimizi konuşuruz. Kimi zaman da birlikte bir şeyler öğreniriz. Mesela geçen hafta 12 yaşındaki oğlumla Çin orijinli bir satış sitesi olan Alibaba’nın piyasa değerine baktık, sonra da bunu Amazon ile karşılaştırdık. Her ikisinin de kurucusunun videolarını izledik, benzerliklerini ve farklı yönlerini konuştuk. Bundan gerçekten büyük keyif aldı ve hatta sonrasında her ikisinin de hisse senedini almak istediğini söyledi. Yatırım mantalitesi bu yaşlarda başlar!

10. Tatil partileri: Okul tatillerinde çocuklar için ev partisi organize etmeye ve onların da buna liderlik etmesine özen gösteriyorum. Bunlar genellikle basit, yaratıcı oyunlarla dolu küçük, hesaplı ev partileri oluyor.

11. Yayın zamanı: Bazen program çekimime çocuklarımı da yanımda götürüyor, konuklarımla tanışmalarını, programa dahil olmalarını, neyi neden yaptığımı anlamalarını sağlıyorum. Bunu yaparken çok da eğleniyoruz. Hem de beraberiz!

12. Okul ziyaretleri: Ne olursa olsun veli toplantılarını kaçırmam. Öğretmenleriyle yalnızca derslerini değil kişisel gelişimlerini de konuşuyorum. Eleştiri ve gelişime açığım. Ayrıca çocuklarımın onların okulunu oldukça sıkı takip ettiğimi bilmeleri için öğretmenleriyle e-posta yoluyla da iletişim halindeyim.

13. MIT hedefi: Büyük oğlumla gelecek için hedeflerimizi konuşuyoruz. Onunla benim de eğitim gördüğüm Massachusetts Institute of Technology (MIT)’ye gitmesi konusunda bir protokol yaptık. İşim icabı MIT’den mezun kişilerle görüşmem olduğu zaman oğlumu da yanımda götürüyorum. Onlarla tanıştırıyorum. Ofiste birlikte ödev yapıyorlar.

14. Tatiller: Sömestr tatilinde yurt dışı seyahati organize ediyoruz. Öncesinde hep birlikte tatilin bütçesini ve orada neler yapacağımızı konuşuyoruz. Zaman ayırıp çocuk yuvası, yaşlı evi ve bizden daha farklı yaşayan, ihtiyacı olan semtlere gider ailelerle çay içeriz.

15. Çocuklu buluşmalar: Dostlarım ve iş arkadaşlarımla çoluk çocuk buluşmalar ayarlarız. Hepimizin aynı ortamda eğlenmesinden keyif alırız. O sırada projeler, iş, üretim de yapıyoruz!

16. Emzirme: Çocuklarımı bir yaşlarına kadar emzirdim. Gittiğim neredeyse her seyahate onları da yanımda götürdüm. Bunun için herkesten erken uyanıp yola çıktım, herkesten bir gün sonra döndüm, yanıma annemi ya da kayınvalidemi aldım. Çocuklarımı emzirip toplantıma öyle gittim. İlk çocuğum henüz üç aylıkken çok önemli bir proje için Singapur’a gitmem gerekiyordu ve bu seyahate oğlum ve kayınvalidemle birlikte gittik. Ne macera ne macera!

17. Liderlik: Çocukların liderlik yapmaları konusunda cesaretlendiriyor ve bu konuda eşimle beraber iş ortamımızdan faydalanmalarını sağlıyoruz. Tek şart bunun için çaba harcamaları. Böylece hem ofis-ev aksiyonu artıyor, hem onlar iş hayatıyla tanışıyor, hem de daha fazla vakit geçiriyoruz.

18. ‘Anne, bugün arkadaşım bize gelebilir mi?’: Bence çocukların asıl önemsedikleri bu, oyun ve arkadaşlar. Bu konuda ister Amerika’da olayım ister Tayland’da, diğer anneler ile bütün organizasyonları ben şahsen yaparım. Anneleri arar çocuklarının bize gelmesi için izin ister, o beş dakika Kerim’in annesi Nisa, Yaman’ın annesi Sıla ile tatlı sohbetler yaparım. Hayatlarının içindeki konuları biliriz. Bu da çocuklarımla günlük rutin bağımızı güçlendiriyor. (WhatsApp yaşasın!) 

19. 7-9 ritüeli: Eve girer girmez telefonumu şarja takar, yatana kadar çocuklarımla vakit geçiririm. Sonrasında eşimle birlikte gündelik sohbet, geri dönmem gereken telefon ve e-postalar, sevdiğim dizi gelir.

20. Tam destek eş: Yukarıda yazdıklarımın hiçbiri eşimin yardımları olmasa olmaz, olamaz. Çocuklar için harika bir baba, işim konusunda anlayışlı bir eş (onun annesi de çalışıyormuş) ve ülkesi için fayda yaratmaya inanan bir vatandaş. Allah’a şükür her şeyi paylaşabiliyoruz. Onun, tüm bu sürecin ana kilit noktası olduğunu düşünüyorum. Buradan kendisine ve bize her daim destek olan ailemize tekrar teşekkür ediyorum.

Ben ne mükemmel olma ne de mükemmel çocuk yetiştirme çabasındayım. Nedeni ise basit, siz hiç mükemmel bir insan gördünüz mü? O sebeple bence çocukları mükemmel yetiştirmeye çalışmak da anlamsız. Eski, Amerika Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın ‘biz kadınların orta ismi suçlu’ dediği gibi yaşamak da yorucu.
Ben kendime inanıyorum. Çocuklarıma kendi değerlerim çerçevesinde ve sonsuz bir sevgiyle yol göstermeye çalışıyor, onlara ben nasıl bir anneyim, nasıl daha iyi bir anne olabilirim diye de soruyorum. Kendimi seviyor, inanıyor ve sayıyorum. Bu da bana çocuklarıma ve aileme mis gibi geliyor! Yaşasın iş-ev entegrasyonu.

Not: Çok sevdiğim akrabalarım ve arkadaşlarıma bazen istediğim kadar zaman ayıramıyorum, onlara da ne olur beni hoş görsünler diyorum. Anlayışınıza sığınıyorum. Hepinizi seviyorum.

Tüm yazılarını göster