Büyüdüğü zaman ne olacak?

Çocuk yetiştirirken yapılan hatalar...

Kürşat Başar

Kürşat Başar


Büyüdüğü zaman ne olacak?
Büyüdüğü zaman ne olacak? - Resim : 1
Geçenlerde, bizim kızların, neden, iki gün aramasanız, ‘sen artık beni sevmiyorsun, benimle ilgilenmiyorsun’ şeklinde yaygarayı kopartmalarının ardındaki gerçek, çocukları yetiştirme biçimimizle ilgili olabilir mi diye bir soru sordum.
Tabii hanımlar hemen itiraz edecek buna, biliyorum.
Ama bu soruyu sorarken pazar günü kalabalık bir yerde kahvaltı ediyordum. Tabii hava da güzeldi ve pek de çocuklara uygun olmayan, insanların sigara içtiği, tıkış tepiş bir lokantada hemen her masada 1-2 çocuk vardı.
Bazıları pusette, bazıları kucakta, bazıları ortada koşturuyor.
Yani her yaştan çocuk var. Bir tür ‘çocuk brunch’ı diyebiliriz.
Bundan 1-2 hafta önce yine bir hafta sonu yurt dışında benzer bir yerde kahvaltı etmiştim. Yine fazla sayıda çocuk vardı ama pek sesleri çıkmıyordu. Ortada deli gibi koşmuyorlardı. Avaz avaz ağlamıyorlardı. Sürekli ‘anne’ diye bağırmıyorlardı.
Bizimkilerse o kalabalık yerde, masaların arasında deli gibi koşuyor, birbirini kovalıyor, sürekli bağırıyor, ağlıyor, oraya buraya çarpıyor, deviriyor ve inanılmaz bir karmaşa yaratıyor.
Yan masamızda oturan küçük kız sürekli babasının kucağında gezdiriliyor. Anne ve arkadaşları sohbette. Küçük kız kuşkusuz sıkılmış. Baba onu kucakta gezdiriyor ki oyalansın. Ama ne zaman ki getirip tekrar o, önü çalışma masası gibi olan garip çocuk koltuğuna oturtuluyor, işte o zaman avazı çıktığı kadar ağlamaya başlıyor.
Bunun üzerine ne yapılıyor? Tabii ki yeniden kucağa alınıp dolaştırılıyor. Yani kendi kendisini oyalamayı öğrenmediği gibi, eğer mızmızlanırsa istediğinin yapılacağını, ödüllendirileceğini anlıyor.
Çocuk haklı, birincisi bu kadar kaotik bir ortam bu yaşta bir çocuk için uygun değil. Hele bebeklerin bu hengamede ne hissettiğini çok merak ediyorum.
İkincisi bizim yemekler bitmek bilmez. 4-5 yaşlarımdayken bile kalabalık misafirliklere veya dışarıda yemeğe gidildiğinde ne kadar sıkıldığımı hatırladım. Çocuklar, büyükler gibi saatlerce bir masa başında oturmak istemez. Bu nedenle de bir süre sonra siz yemek üstüne tatlı, kahve, çay, meyve beklerken çocukların artık dayanacak hali kalmayıp tamamen delirirler.



Daha önce uçak yolculuklarında veya tatil köylerinde de dikkatimi çekmişti. Yabancı çocuklar çoğu zaman sessiz sedasız oynuyor, kendi aralarında bir şeylerle uğraşıyor, havuza, denize giriyor, yemeğini yiyor, kitabını okuyor, elindeki oyuncakla oyalanıyor.
Bizimkiler her türlü oyuncak, elektronik zımbırtı, en son model cep telefonu, tablet gibi şeyler olduğu halde nedense kendi halinde kalamıyor. Sürekli anne diye bağırıyor, birbiriyle kavga ediyor, ağlıyor, bağırıyor.
Çocuk sahibi arkadaşlara sordum, herkes çeşitli görüşler öne sürdü. Kimi, çocuklara kıyamadığımızdan, ağladığı anda her istediğini yaptığımızdan buna alıştıklarını yani şımardıklarını söyledi.
Kimi anne baba ne kadar dikkat etse de aile yapısı nedeniyle anneanne, babaanne, teyze gibi akrabalar sayesinde çocuğun mutlaka şımartıldığına inanmış.
Bir arkadaşım kendi durumundan örnek verip özeleştiri yaptı. “Biz gezmekten, eğlenmekten vazgeçemediğimiz için bunları da bu hale getiriyoruz” dedi. Hatırladım sonra, çocukken eve misafirler gelir, geç saatlere kadar oturup eğlenirlerdi. Hem gürültü yaparlar hem de bizim çocuk olarak aklımız tabii onlarda kalırdı. Bu durumda saatinde yatmak istemediğimiz için maraza çıkartırdık doğal olarak. Anne de bir an önce içeri gitmek istediğinden ya dediğimizi yapar ya bize yarın için bir rüşvet bulur ya da oturmamıza izin verirdi.
Bugün hala geceleri, saatinde uyuma alışkanlığı kazanamamamın bununla doğrudan ilgisi olduğunu söyleyebilirim.
İşte küçük kızı kucağında gezdiren baba da ona rüşvet veriyor. Çocuk durumun gayet iyi farkında. Ağladığı anda bütün masanın keyfini kaçıracağını, buna izin vermemek için gerekirse üç saat kucakta gezdirilip istediği her şeyin yapılacağını biliyor.



Çocukken çok zayıf olduğum ve o zamanlar ‘tombul çocuk, sağlıklı çocuktur’ gibi bir anlayış yaygın olduğu için bana ha bire yemek yedirmeye çalışırlardı.
Teyzem, annem, anneannem bir arada oturup bana 2-3 dilim ekmek yedirmek için olmadık hokkabazlık bulurlardı. Gerekirse ekmekleri küçük küçük doğrayıp üzerine peynir, reçel koyup savaş yaparlardı kendi aralarında. Ben onları izleyip eğlenirken de arada ağzıma bir lokma atmaya çalışırlardı.
Bunu, çocuklara iyilik sayıyorsak hemen söyleyeyim ki, bu doğru değil.
Pedagog filan değilim ama çocuk yemek yesin diye her istediğini yapmanın gelecekte ona hiçbir yararı olmadığını kendi deneyimlerine dayanarak söyleyebilirim.
Yeğenim henüz küçükken fazlasıyla bu konularda titiz olan doktoru bir gün deliye dönmüştü. Sebebi de çocuğun beklenenin dışında kilo almış olması. Doktor, ağabeyimle yengeme, ‘siz bu çocuğa neden tarhana yedirdiniz, ben size öyle bir şey verdim mi’ diye çıkışınca bizimkiler afallamış. Kendileri bile tarhana yemezken çocuk nerden bulup yiyecek?
Doktor ısrar etmiş. Bunlar biraz da bozularak eve gelmişler. Sonunda küçük bir araştırmayla gerçek ortaya çıkmış. Çocuğu zayıf bulan anneanne, babaanne ve bizim evin emektarı hep birlikte köyden tarhana getirtip çaktırmadan buna yediriyorlarmış.
Yabancı çocuklar yalınayak baldırı çıplak ortada gezerken bizim astronot gibi giydirildiğimizi, annemiz giydirmese anneannenin, o bıraksa teyze, halanın, aman çocuk üşümesin, aman ayağını üşütmesin diyerek müdahale ettiğini hepimiz biliriz.
Bir keresinde deniz kenarında kalabalık bir tatil yerindeyiz. Bir ara kitaptan başımı kaldırdım, az ileride deniz kenarında neredeyse yarım metre bile olmayan bir çocuk cıscıbıldak geziniyor. Baktım annesi filan ortada yok. Çocuk kendi kendine bir şeyler yapıyor, kumla oynuyor, denize girmeye çalışıp geri kaçıyor, düşüyor, kalkıyor. Çocuk yaşı konusunda tahminlerim hep yanlış çıkar ama en fazla iki yaşında.
Huzursuz oldum, bizim ekipteki kızlara söyledim. Biz çocuğun başına toplandık. O kalabalıkta kaybolduğuna karar verdik. Ne sorumsuz anneler var diye söyleniyoruz. Neredeyse polis çağıracağız. Derken annesi sallana sallana yanımıza geldi. Hollandalı bir kadın. Bu ne rezalet filan diye azarlayacağız, o durumdayız. Kadın bize gülümseyerek baktı. Neden çocuğun başına toplandığımızı anlamaya çalışıyor. Anladık ki biraz ileride yattığı yerden çocuğu izliyormuş. Tehlikeli bir şey olmadığı için de müdahale etmemiş. Kadın bizim neden telaşlandığımızı kesinlikle anlamadı.



Her yıl denize giren çocuklarımız, tatile gittiklerinde sanki hiç deniz görmemiş gibi çılgına dönerler. Ayağını suya sokan her çocuk sanki aya ilk ayak basan astronotmuş gibi avaz avaz bağırıp annesini, babasını çağırıyor, onların kendisini görmesini istiyor. Adeta denize girebildiği için madalya bekliyor.
Zaten anneler de genelde çocukları yalnız bırakmak niyetinde değil. Sürekli yanında olsun istiyorlar.
Gelecekte de aynı çocuğun yalnız kalmaktan inanılmaz sıkılması, yalnız başına bir şey yapmak istememesi, sürekli birilerine ihtiyaç duyması bununla bağlantılı olabilir mi acaba?
Bırakın bebeklerin sürekli kucakta taşınmasını, pedagoglar bin kere söylese de ağlayıp mızmızlandığı zaman hemen yatağa alınmasını, büyüdükçe de durum fazla değişmiyor.
Artık genç anne babalar çocuklarına çok ilgi ve sevgi gösterdikleri için çocuk bir cam fanusta büyüyor. Her yere birileriyle gidiyor. Liseye geldiği zaman bile ya arabayla, ya servisle okula getirilip götürülüyor. Tam bir koruma altında...
Durumu biraz iyi olan ailelerde mutlaka bir bakıcı var. Bu bakıcı meselesi de ilgimi çekiyor. Dünyanın bir ucundan gelmiş zavallı bir kadıncağızdan dadı olur mu? Bu dadının, çocuk eğitimiyle ilgili ne bilgisi olabilir?
Bazı çocuklar var ki, dadıları sayesinde, Türkçeyi Rusça gibi konuşuyor.
Sürekli evin içinde bilgisayar oyunları oynadıkları için garip bir sanal dünyada yaşıyorlar.


Pazar günü kalabalık lokantanın bahçesinde oturuyorum ve çocukları gözlüyorum. Küçük kız babasının kucağında dolaşırken de mızmızlanmaya başlıyor. Artık toparlansalar iyi olur çünkü birazdan ciddi bir olay çıkartacağının sinyallerini veriyor.
İşte yazının başındaki soruyu o anda sordum.
Bu kız büyüdüğü zaman da birinin onu sürekli oyalaması, kucağına alması, pışpışlaması, ilgilenmesi, sevmesi, destek olması gerekecek gibime geldi nedense...
Öyle olmazsa da mızmızlanıp ağlayacak, şikayet edecek, surat asacak...