“Ben Onun Zekasını Seviyorum”

Sapyoseksüelizm, özellikle son dönemde, sıklıkla karşımıza çıkan bir terim. Peki; “sapyoseksüelizm” tam olarak ne anlama gelir? Kısaca özetleyecek olursak; zekanın, bir kişi için, en çekici, en tahrik edici unsur olmasıdır. Kendilerini sapyoseksüel olarak tanımlayan kişiler, karşılarındaki kişinin zekasına çekilirler; diğer bir deyişle, zeka, bu kişiler için, çoğunlukla, partner seçerken en önemli kriterdir.

Literatürde, “sapyoseksüel olmak” üzerine fazla araştırma olmadığı için; “Bir insan neden sapyoseksüel olur?” sorusunun cevabına dair de fazla bir veri bulunmamakta. Yapılmış olan araştırmalar, sapyoseksüelizmi farklı teorilerle açıkladığı için, çıkan sonuçlar da bu sorunun tek bir cevabının olmadığını gösteriyor. Yalnız, var olan araştırmaların ortak noktası; sapyoseksüel insanlar için zekanın, bilgili olmakla özdeşleştiriliyor olması. Dolayısıyla, sapyoseksüel insanlar için asıl çekici olanın; “zekayı bilgiye ulaşma aracı olarak kullanabilme, sahip olunan bilgiyi üretkenliğe çevirebilme ve bilgiyi başkalarına aktarabilme becerilerine sahip olmak” olduğu söylenilebilir.

O zaman, bu noktada, şu soruyu sormak gerekir; “Neden zeka ve bilgi kombinasyonu bu derece çekici? Bu konu üzerine yapılan çalışmalar,  sapyoseksüelizmin kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla olduğu savunuyor. Yani; sapyoseksüel kadınlar için, bir erkekteki en çekici özellik; o erkeğin zeki ve bilgili olması. Var olan araştırmaların çoğu, zeka ve bilgi kombinasyonunun, bir kriz durumunu yönetebilmeyi-kontrol altında tutabilmeyi çağrıştırdığını, zeka ve bilginin başarıyı da beraberinde getirebileceğine dair bir algı yarattığını ve bu bağlamda; bir güç unsuru olarak görüldüğünü savunuyor. Özetle; zeka ve bilginin çekiciliğinin altında yatan temel unsurun, güçlü olmak ile özdeşleştirildiğini söylüyor.

Bir insanın zeka ve bilgiyi takdir etmesi, hatta çekici bulması kadar doğal bir şey olamaz. Özellikle de belli bir entelektüel birikimi olan, öğrenmeyi ve bilgi paylaşmayı seven insanlar için, karşısındaki ile sohbet edebilmek adına, o kişide belli özellikleri araması çok da olağan dışı değil. Öte yandan, sapyoseksüel olmayı; sadece zeka ve bilgiyi takdir etmek ile açıklamak ya da kişinin karşısındaki insanla sohbet ederken, entelektüel birikimini paylaşmaya ihtiyaç duyması üzerinden tanımlamaya çalışmak yeterli olmaz. Sapyoseksüel olmayı; “Bir kişi için, zeka ve bilginin hayranlık uyandıracak en belirleyici unsur olması; temelde, kişinin zeka ve bilgiye gereğinden fazla anlam yüklemesi, çoğunlukla da karşısındaki kişinin bütününü görmezden gelerek, zeka ve bilgisinden dolayı, o kişiyi idealize etmesi” şeklinde yorumlamak daha yerinde olabilir.

Peki; “sapyoseksüel olmak” hangi noktada sıkıntı yaratabilir? Eğer, kişi, romantik ilişkilerinde, partnerını seçerken, zeka ve bilgiyi, bu seçimin en belirleyici unsuru olarak görüyorsa;  bu durum, karşısındaki kişinin bütününü kaçırmasına ve sonuç olarak da hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Bir insan, bilgiyi çok hızlı öğrenebiliyor olabilir, entelektüel birikimi fazla olabilir, bunun yanı sıra; müzikte, resimde, sinemada ve daha bir çok sanat dalında yetenekli olabilir, bir de tüm bunlar yetmiyormuş gibi esprili de olabilir. Diğer bir deyişle, bir çok becerisi, çevredeki bir çok kişiye kıyasla çok daha gelişmiş olabilir. Evet; bu becerilere sahip olmak, o insanı etkileyici yapabilir, o insana hayranlık duymaya sebep olabilir. Öte yandan, tüm bu beceriler, o insanın nasıl bir insan olduğunu, kişiliğini, özetle;  o kişinin bütününü tanımlamak için yeterli değildir. Ayrıca, bir insanın tüm bu becerilere sahip olması, o kişinin ilişkilenebileceği, sağlıklı bir ilişki yürütebileceği anlamına da gelmez. Yalnız, çoğu zaman, zeka ve bilgiye yüklenen anlam o kadar fazla olabiliyor ki kişi farkında olmadan, bu becerilere sahip olan kişinin, kendisi için “ideal” partner olabileceğine inanabiliyor.

Bir kişiye hayranlık duymak, bir kişiyi beğenmek ve bir kişiyi sevmek; birbirileri ile sıkça karıştırılan durumlar... Bir insana, sahip olduğu bazı becerilerden dolayı hayranlık duyabilirsiniz, onu uzaktan beğenebilirsiniz; fakat bu, o kişiyi tanıdığınız zaman, onu sevebileceğiniz anlamına gelmez. İnsan, bazen, özellikle de karşısındaki kişiyi idealize ettiğinde, kendisinin o kişiyi tanıdığı zaman, onu ne kadar sevebileceğini sorgulamaktansa, o kişiye kendisini “sevdirmenin” yollarını arar ve bunun için çabalar. Bunun sebeplerinden bir tanesi; kişinin, bazen farkında olmadan, kendisini “yetersiz” hissetmesinden kaynaklanıyor olabilir. Kişi, karşısındaki kişiyi değerlendirirken, onun sahip olduğu becerileri kriter alıp, o kişinin bütününün, o becerilerden oluştuğunu varsaydığı gibi; kendisini de değerlendirirken, sahip olduğu beceriler üzerinden değerlendirir ve kendi bütününü görmezden gelir. Aynı zamanda, karşısındaki kişinin sahip olduğu becerileri idealize ederken, kendi sahip olduğu becerileri de çoğunlukla azımsar. Özetle; çoğu zaman, kişi, kendisini karşısındaki için yeterince “iyi” bulmaz; fakat “ideal” olduğunu düşündüğünün peşine düşer. Bazen, o kişinin davranışları üzerinden kendi değerini belirler ve o kişi tarafından sevilmenin, kendisini “değerli” hissettireceğine inanır.

Yalnız, bir kişi, ne kadar zeki olursa olsun, ne kadar bilgili olursa olsun ya da ister toplum tarafından da “ideal” kabul edilen bir çok beceriye sahip olsun; bu, o kişinin sevebilme kapasitesinin yeterli olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkide, karşınızdaki kişi; duygu, düşünce ve davranışlarının arkasında duramıyorsa, sıklıkla karmaşık mesajlar vererek zihninizde boşluklar bırakıyorsa, günün sonunda, kendinizi o boşlukları doldurmaya çalışırken buluyorsanız; o ilişki içinde olmaya çabalamanın ne anlamı var? İlişkiler, farklı dinamiklere sahiptir ve insan, her ilişkiden farklı şekilde beslenir. Karşınızdaki insanın zeka ve bilgisinden yararlanıyor olmak, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi için ideal olabilir; fakat romantik ilişkiler için yeterli değildir. Kişiyi, duygusal anlamda besleyeceği anlamına gelmez. Bu noktada, karşınızdaki kişinin bütünün, sizi ne şekilde beslediğini sorgulamak gerekir. Siz, o kişi ile mutlu bir ilişki yaşayabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? Beklentileriniz ne kadar gerçekçi; kendinize sorun. Asıl, daha önemlisi; siz o kişi ile bir ilişki içinde olmayı, neden istiyorsunuz? Sizin için, o kişi, hangi açıdan “ideal”? Siz, duygusal ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz, sağlıklı bir ilişki içinde mi olmak istiyorsunuz; yoksa “idealize” ettiğiniz becerilere sahip bir kişi ile bir ilişki yaşamayı “oldurtabilmek”, sizin kendi kendinize ispat edeceğiniz bir “başarı” ya da “değerli olma” göstergesi mi?  Tüm bu sorular üzerine düşünün ve kendi ihtiyaçlarınızı belirlemeye çalışın. Beklentiler ne kadar gerçekçi olursa, hayal kırıklığı yaşama olasılığı da o kadar azalır.