45’lik kadın mıyım plak mı?

“Eğer ben 11 aylıkken hiç kimseden yardım almadan, her ne zaman kendimi hazır hissedersem o adımı atacağıma karar verebildiysem... Bugün de bunu yapabilirim diyebilmem gerek en zor zamanımda.”

Yonca Tokbaş

Yonca Tokbaş


45’lik kadın mıyım plak mı?

Ne garip, bu başlığı attım ve birden acaba ‘45’lik Plak’ kavramını bilenler kaldı mı bu devirde dedim kendi kendime.

Ben bu ay, 45 yaşıma giriyorum.
Her sene bu ay, kendime burada bir doğum günü yazısı yazdım. Sakladığım yazılarım oldu bu yazılar.
Her birini yazarken ayrı, yaşarken ayrı damardan hissettim.

45 yaşıma giriyorum bu ağustos.
Kocam kızıyor ben yaşımı söyledikçe.
Ben de hep kafa tuttum onun bu ‘korumacı’ fikrine.
O bana “Yonca sen yaşsız bir kadınsın. İnsanlara yaşını söylediğinde aslında seni tanımayan biri için kafasında bambaşka bir imaj yaratıyorsun, bırak söyleyip durma” dedi.

Bense insanların benimle, yaşımla, başımla ilgili nasıl bir imaj yarattıklarıyla meşgul değildim ki!
Nitekim sen kendini yaşıyorsun.
Üstelik sen kime ne dersen de kendinle ilgili, herkesin seninle ilgili kendi kafasında kalbinde bambaşka ve birbirinden çok farklı imajları var.
O yüzden yemin ediyorum, hayatım boyunca yaşlarımı bir rakam gibi algılamadım, söylemeyi filan da hiç takmadım.

Dahası, yaşlandıkça yaşımı söylemekten mutlu oldum.
Çatır çutur takır tukur doya doya yaşlanıyorum!
Yaş günü kelimesini değil, doğum günü demeyi seviyorum.
Hayatımda kutlamayı en sevdiğim gün.
Hiçbir şey olması gerekmiyor, ne olursa olsun, ben doğum günümü kendi içimde acayip mutlu geçiriyorum.
Bugün o gün diyorum.
Hayata geldiğim, nefes alıp gözlerimi açıp avazım çıktığı kadar ağladığım gün.

En özgür ağladığım, sesimden, kakamdan, gazımdan, mememden, vajinamdan utanmadığım, onların adlarının bile olmadığı ama varlıklarının hayatımın en önemli şeysi olduğunu bilmeden yaşadığım en özgür günün kutlaması!
Çıplakken mutlu olduğum, kimseler tarafından ayıplanmadığım, herkesin gözümün içine baktığı, sağlığıma duacı olduğu gün.
Bugün doğmuşum diyorum. Bana bugün doğmak kısmet olmuş.
Adım Yonca konmuş.

Hayatıma şekil veren şeyler bugünden sonra benim hayatıma girer çıkar olmuş.
Şu hayatın bize aslında ne kadar büyük bir güç verdiğini kendime hatırlatıyorum.
Anne memesini emmeyi bilmek, canın artık ne istiyorsa veya ne canını acıtıyorsa onun için ağlayabilmek, gülmeyi öğrenmek, bütün bunlar için her türlü kasın bize verildiğini düşünüyorum.
Sonra bebek adımlarını düşünüyorum.
Cümle içinde kullandığımızda amma basite indirgiyoruz şu bebek adımları tanımını.
Bir düşünün kadınlar!

Bebek doğuyorsun. Dokuz ayını alıyor emeklemek.
Sonra annenden, ailenden güven alarak ayağa kalkıyor, bir sehpanın kenarına tutunarak sıralıyorsun.
Hatırlayın veya bulduğunuz ilk bebeği bir izleyin.
Önce bir adımı atarkenki o temkin ve konsantrasyon, o çaba, o sarf edilen güç...
İkinci adımı atarken kendini güvene alma, tutunma, bacakların titrekliği... Ve derken, ancak kendini tam güvende hissettiğinde atıyorsun üçüncü, dördüncü adımı ve başlıyorsun koşmaya!

Güvenmek var her şeyin özünde...
Güven!
Biz daha bebekken neyin önemli, neyin öncelikli, neyin ne zaman yapılacağını bilerek devam ediyoruz hayata.
45 oluyorum diyorum ya, öyle inanılmaz geliyor ki bunları düşünmek geriye bakıp anlamak.
Bir bebekken bu kadar iyi bildiğimiz, güvendiğimiz kendimiz nasıl oluyor da büyürken kendimize güvenimizi zedeliyoruz?
Nasıl unutuyoruz bu sihirli gücümüzü, mucizemizi.
Eğer ben 11 aylıkken hiç kimseden yardım almadan, her ne zaman kendimi hazır hissedersem o adımı atacağıma karar verebildiysem... Bugün de bunu yapabilirim diyebilmem gerek en zor zamanımda.

Bisiklete binmek gibi hayat gerçekten.
Bir kere öğrendin mi, yıllarca binmesen de ilk oturuşta sürmeye başlarsın ya...
Bunu hatırlatmak lazım kendine ara ara.
Veya herkes seni aceleye getirirken, onu yap bunu yapma şunu de, şunu asla yapma filan diye kasarken; ya sen bir dursana arkadaş, neyi, ne zaman ve nasıl yapacağıma ancak ben karar veririm, hele ben hazır olayım, o zaman elbet yaparım demek de var yahu şu ahir hayatta!

45 oluyorum ya ben şu anda... Bütün her yazdığıma söylediğime rağmen, hala daha, bunları tam beceremiyorum. Hala daha elimi verip kolumu kaptırdığım ve tam ayağa kalkmışken ‘ya düşerse’ diye alakasız birileri tarafından yere oturtulduğum; veya tam koşmaya başlamışken acemilikten halının kenarına takılıp düştüğüm çok.

Bunların hepsine bir şekilde gülüp geçiyorum da, en gülüp geçemediğim güvenimi sarsan şeyler oluyor hala.
Yıkılıyorum güvenim sarsılınca. Sanki ayağımın altından zemin kayıyor. Ne yolumu ne yönümü bulamıyorum uzunca.
O yüzden bu yaşımda kendime güven, hayatıma güven, aileme güven, çevreme de güvenilir insanlar diliyorum.

Bir de hiçbir zaman kararlı olmadığım kadar kararlı bir şekilde; kendi kendimin hakkını koruyabilmek ve canımı yakan her şeye, güvenimi sarsan, beni kendimle ikiyüzlü kılmaya zorlayan, içimden hiç çıkmasını istemediğim o tatsız canavara yem edenlere karşı durabilmek istiyorum.
Güven, adalet, samimiyet... Ve hakkımı istiyorum.

YONCA
‘45’LİK ÇITIR’