Tam zamanında Leyla

‘Tatlı İntikam’ dizisiyle kariyerinde yukarıya doğru güçlü bir ivme kazanan Leyla Lydia Tuğutlu naif hatlara sahip güzelliği ve zarafetinin yanı sıra, ışık saçan enerjisi ve güler yüzüyle de modern zaman prenseslerini andırıyor.

Röportaj: Ece Üremez
Fotoğraf: Deniz Özgün

Leyla’dan geçme faslında değil, tam zamanında onun yanındayız...

Aslında onu tanıyalı oldukça zaman oldu. Ama gerçekten onu görmeye ve Leyla Lydia Tuğutlu’nun kim olduğuyla ilgilenmeye başlayalı henüz çok yeni. O ise aradan geçen her yılı daha kendisinin farkında ve daha güçlü biri olmak için kullandı. Türk bir baba ve Alman bir annenin kızı olarak iki kültürün birlikteliğinden harmanlanarak yetişen Leyla’nın, Miss Turkey 2008 Güzellik Yarışması’nda birinci seçilmesinden bu yana hayatında çok şey değişti. Geriye gidersek, 11 yaşlarındayken hedefi müzisyen olmaktı. Ancak yarışmadan sonra kısa bir dönem yaptığı sunuculuk sırasında kendisine gelen ilk teklif Es Es dizisinin başrolü olunca oyunculuk defterini açmaya karar verdi. Bugünse, bu büyük adım sayesinde ait olduğu ve olmak istediği yeri keşfettiğini söylüyor. Yine de her şeye rağmen arkasına dönüp baktığında attığı en cesur adımın güzellik yarışmasına girmek olduğunu itiraf ediyor. Zira Leyla’ya ilham veren kadınlar da annesinden sonra her zaman ne istediğini bilen bağımsız ve başarılı kadınlar olmuş. Onlardan aldığı güçle istediklerinin peşinden gitmiş. Öyle ki, aşka bakış açısı da bu bağımsızlık duygusuyla şekillenmiş. Sanıyorum ki, ona göre aşka sınırlama koymanın yanlış olduğu düşüncesi buradan kaynaklanıyor. Hayata karşı dimdik ve güçlü durmanın hayal kurmaktan geçtiğine inanması bir yana, işine olan mükemmeliyetçi tavrı gerektiğinde ayaklarının yere bastığının da tereddütsüz bir kanıtı. Kurgu bir hayat yaşamıyor, sadece içindeki sesi dinliyor, onu takip ediyor. Egolardan arınmış bir ruh halini bu günlerde sokakta yanınızdan geçen herhangi birinde bile bulmakta zorlanırken, Leyla’nın böylesine samimi ve olduğu gibi kalması ona dair başka bir etkileyici özellik. Pek tabii ki bize verdiği bu hissiyatın temelinde, sabahın ilk ışıklarından güneşin en tepede olduğu saatlere kadar devam eden çekim boyunca koruduğu güler yüzü, sıcakkanlılığı ve tatlı enerjisi yatıyor. Tüm bunların dışında, söz oyunculuğuna gelince hakkında oldukça olumlu eleştiriler yazıldığını ve şaşırtıcı derecede büyüyen bir hayran kitlesine sahip olduğunu söylemek gerek. Topladığı kredilere bakılırsa son dönemin anlamlı yüzlerinden ve yetenekli oyuncularından biriyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmeliyiz. Konu ister dram ister romantik komedi olsun... Yaydığı pozitif titreşim, oturduğumuz yerden kanal değiştirme alışkanlığımıza set çekiyor. Öyleyse, Leyla hakkında okumaya kaldığınız yerden devam...

Tatlı İntikam’ dizisini diğerlerinden bir adım öne geçiren nedenlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Hikayesinin izleyici açısından keyifli ve inandırıcı olduğunu düşünüyorum. Dizilerde oyuncu kadrosu ve aralarındaki uyum önemlidir. ‘Tatlı İntikam’da da hikayede yer alan karakterlerle doğru örtüşen bir oyuncu kadrosu var. Seyircimiz de karakterleri ilk bölümden itibaren benimsedi. Açıkçası biz çekerken gerçekten eğleniyoruz ve bu da seyirciye geçiyor sanırım. Ekibimizin uyumlu olması ve setteki enerjimiz de ekrana yansıyor. Mış gibi yapamıyorsun, işimiz duygular üzerine kurulu tamamen. Seyirci enerjisi yüksek işleri seviyor. İyi ve kötü çekilen işi ayırabiliyor. Samimiyet arıyor. Duyguyu doğru geçirebilmek de bu noktada çok önemli. İnsanlar masum, saf duyguları özlüyor. Temiz, katıksız aşklara inanıyor ve onları arıyor hep. Pelin ve Sinan ile birlikte üzülüyor, seviniyor. Biz de mümkün olduğunca bunu yaşatmaya gayret ediyoruz.

Komedi oynamanın dramdan çok daha zor olduğu iddia edilir. Buna katılıyor musunuz?
Daha zor olup olmadığını söyleyemem, hepsinin ayrı bir yeri, ayrı zorlukları ve kolaylıkları var. Oyuncu için hepsini deneyimleyebilmek önemli. Oyunculuk hiçbir şekilde kolay olamaz ve olmamalı da zaten. Dizinin her türü zor ve emek isteyen bir süreç. Her hafta bir sinema filmi uzunluğunda bölüm çekiliyor. Ama şunu söyleyebilirim ki romantik komedide oyunculuk anlamında daha geniş, rahat bir alanınız var. Sürekli oynadığınız yani her gün içine büründüğünüz karakterin ruh hali, duygu durumu oyuncuya mutlaka sirayet eden bir şey. O yüzden bu işin bana iyi geldiğini ve enerjimi yükselttiğini düşünüyorum. Ama şöyle bir örnek verebilirim; bir önceki işim dönem dizisiydi ve platoda çekiliyordu. Ağır sahneler çektiğimiz halde plato oluşundan dolayı mekansal anlamda kolaylıkları vardı. Dediğim gibi her işin, türü ne olursa olsun, kolay ve zor yanları vardır.

Başrolü paylaşan oyuncuların aralarındaki kimya çok önemlidir. Her türlü detay aslında ekrana ve izleyiciye yansır. Tıpkı Furkan Andıç ve sizin doğallığınızın ve samimiyetinizin yansıması gibi... Bunu yakalamak adına set dışında da çok vakit geçiriyor, birbirinizi gerçekten arkadaş olarak tanımaya çalışıyor musunuz?
Tabii ki çalıştığın kişiyle özellikle partnerinse iyi anlaşabilmek çok önemli. Bunun için öncesinden oturup konuşmayı, o kişiyle vakit geçirmeyi tercih ederim. Her zaman bunu yakalayamayabilirsiniz tabii ama biz bu konuda gerçekten şanslıydık. Tanışır tanışmaz iyi anlaştık, yani benim için hiç zor olmadı Furkan’la çalışmak. Sahnelerde birbirimizin işini bile kolaylaştırabiliyoruz anlaşabildiğimiz için. İkimiz de sürekli sorgulayan, işini seven insanlarız.

Güzellik yarışmasına katılırken ileride oyuncu olmanın hayalini kuruyor muydunuz? O yıllarda aklınızda ve hedefleriniz arasında neler vardı?
Aslında hedefim müzisyen olmaktı. 11 yaşındayken devlet konservatuvarında yarı zamanlı keman, piyano, solfej okuyordum. Birkaç sene sonra kendi isteğimle bıraktım. Miss Turkey’den sonra bir televizyon kanalından program sunmam için teklif geldi. Ardından ‘Es Es’ dizisinde başrol teklif edildi. Denemek istedim. Kendimi setlere ait hissettiğimi fark ettim, bu kadar basit aslında. Oyunculuk benim için terapi gibi. Kendini keşfetme ihtiyacı...