Burcu Özberk: Kendi yolunda... Yakından tanıyalım

Aşk Mantık İntikam dizisinin Esra’sı ile buluşuyoruz. Romantik komedi deyince akla ilk gelen oyunculardan Burcu Özberk’i daha yakından tanımanın vakti geldi! İşte Burcu Özberk kimdir sorusunun yanıtları...


Doğruluk ve cesaretin kesiştiği bir oyun alanında; kurallarını kendi belirleyen ve özgüveniyle ilham veren Burcu Özberk ile bir araya geliyoruz. Esra karakterine hayat verdiği Aşk Mantık İntikam dizisindeki başarısıyla, romantik komedi türünde yıldızı her geçen gün daha da çok parlıyor. Şimdi onun zamanı.

Elele arşivinden (Kasım 2021)

RÖPORTAJ: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: ERMAN İŞTAHLI
STYLING: ŞEYDA SÖZÜER
SAÇ: NESRİN CAN
MAKYAJ: MELİS İLKKILIÇ
FOTOĞRAF ASİSTANI: ESRA TOPAL
STYLING ASİSTANLARI: SAFİYE KAPTANOĞLU, SENA DEMİR, DİLARA ALKAN
MAKYAJ ASİSTANI: KATİBE AYDIN

Kendi yolundan yürüyebilmek için, yönünü kendi belirleme cesaretini göstermiş biri Burcu Özberk. İlk bakışta mesafeli görünse de çarpıcı biçimde anımsanan bir yüz gibi tanıdık ve bizden biri olduğu kısa zamanda anlaşılıyor. Şu sıralar Aşk Mantık İntikam dizisinin Esra’sı olarak izliyoruz onu ve romantik komedi dizilerinin en parlak yıldızlarından biri artık. Tüm bunlara rağmen yönünü asla kestiremeyeceğiniz, ezberden gitmeyen bir tavrı var. Şöhretin getirdiği karmaşık denklemleri çözmek için ‘herkes gibi’ olmaktansa, her şeye rağmen kendisi olmayı ve gerçek Burcu’yu korumayı göze almış. Ona, hayatının nasıl bir döneminde olduğunu sorduğumuzda, “Sorumluluklarımın arttığı, olgunlaştığım bir dönemdeyim. Ne istediğimi daha iyi biliyorum. Zorlu yollardan geçip dinleniyor gibi hissediyorum. Sorumluluklarım zor olsa da beni daha sakin ve güçlü kılıyor. Bazen çok yorulsam bile şükretmeyi asla ihmal etmiyorum. Şu an hala devam eden bir işim var. Yeğenim Can bu sene benimle yaşıyor. Onun okul işleriyle, yaşamıyla ilgileniyorum. Veli oldum diyebiliriz! Bu aralar kendime pek vakit ayıramıyorum ama şikayetçi değilim” diyor ve sohbetimize başlıyoruz.

Romantik komedi türündeki kadın karakterlerin gidecekleri yön genellikle tahmin edilebilir oluyor, erkek karakterlere göreyse daha edilgen özellikleri olabiliyor… Ancak Aşk Mantık İntikam dizisinde canlandırdığınız Esra karakteri, böyle değil. Güçlü yönleri olan, cesur ve baskın bir kadın. Bu yönüyle, sizin karaktere bireysel olarak katkılarınız, seyirciye daha güçlü bir kadın karakter yansıtmak için özel olarak üzerine çalıştığınız noktalar oldu mu?
Haklısınız ama aslında oyun alanımız daha dar değil. Çünkü genelde kadın karakterler işin hem duygusal aksını hem de komedi aksını üstleniyor. Ama dediğiniz gibi ailelerinden ve kadına yapılan baskıdan dolayı uyum sağlayan taraf onlar oluyor. Bence bu bizim genel sorunumuz. Esra karakterini canlandırırken, onun muzip taraflarını daha fazla ortaya çıkarttım; senaryo bana oyun alanı sağladı. Ben de kendimi sette güvenli ve rahat hissettiğim için buraları kaşıdım ve ortaya kendine güvenen komik ve eğlenceli bir karakter çıktı. Bir de senaryoda kendi karakterime sahip çıktım. Onun erkek tarafından ezilmesine yönetmenim ve yapımcımla beraber izin vermedik. Bazı sahneleri törpüledik veya laflar ekledik. Bu durum da Esra’yı sahiplenmemizi kolaylaştırdı. Kendiyle barışık, ne istediğini bilen, savaşan ve korkmayan bir karaktere dönüştü.

Televizyon dizileri, senaryosundan oyuncu kadrosuna kadar ne kadar güçlü olursa olsun; sürpriz bir şekilde kısa ömürlü olabiliyor ve aslına bakarsanız pek çok projenin bir anda yayından kaldırılmasına şaşırıyoruz. Aşk Mantık İntikam’ın seyirciyle büyük bir bağ kurmasının en büyük sebebi sizce nedir?
Seyirci bağ kurabileceği ve inanacağı, aileden biri gibi göreceği karakterleri istiyor. Karakterin peşine takılıp onun hayatının bir parçası olmak istiyor. Bunu bazen senaryo sağlıyor, bazen oyuncu, bazen de oyuncuların uyumu. Buna net bir cevap vermek benim için de zor ve her sene uzun ömürlü olan işlerin içeriği değişiyor. Bu işte söyleyebileceğim en önemli şey, oyuncuların uyumu; hem görünüş olarak hem de oyunculuk olarak. 19’uncu bölümü çekiyoruz ve hala enerjimiz, motivasyonumuz bozulmadı. Set arkasını çok seviyorum. Kamera ekibini, set çalışanlarını, hazırlık ekibini. Bu da çok etkili bence.

Romantik komedi deyince, akla ilk gelen oyunculardan biri oldunuz. Bir türle bu denli bağdaştırılıyor olmak, daha farklı karakter teklifleri almama konusunda endişe yaratıyor mu?
Endişelenmiyorum çünkü oynadığım her rol birbirinden farklı. Mesela istediğimiz şeylerden biri, bir dizinin uzun seneler devam etmesi ve o karakterin değişiminin her halini oynayabilmek. Bu arada iki romantik komedi yaptım. İki karakter de birbirinden farklıydı. İlk işim Muhteşem Yüzyıl, dönem işi ve dram. Sonra Güneşin Kızları’nda yer aldım; romantik komedi sahneleri vardı ama dramdı. Benim karakterim çok farklıydı. Sonrasında Aslan Ailem adlı absürt komedi yaptım; egzajere bir oyunculuk sergiledik çoğu zaman. Afili Aşk, romantik komediydi ama oynadığım karakter aile ve abi baskısı ile baş eden, daha sonra kendini tanıyan birisiydi. Sonrasında Çocukluk adlı dram türünde bir işte yer aldım. Sosyal hizmetlerde çalışan bir müdireydi. Çocukları ailelerin yanına yerleştiren ve denetleyen bir karakterdi. Şimdi ise Esra’yı canlandırıyorum; evlenip boşanmış ve eski kocasından intikam almak için hikayemizi başlatan bir karakter. Her işimin popüler olmaması bende korku ya da endişe yaratmıyor aksine daha çok motive ediyor.

Çocukluğunuz Eskişehir’de geçmiş. Farklı bir şehirde doğup büyüyenler için, İstanbul ilk etapta çarpma etkisi yaratabiliyor. Üstelik bir de oyunculuktaki gibi meşakkatli ve acımasız bir sektörle karşı karşıya kalınca… Bu durum sizde nasıl işledi, umutsuzluğa kapılıp pes etmeye yaklaştığınız oldu mu?
İstanbul’a çocukken çok gelirdim ve dedemlerle birlikte uzun zaman kalırdım. Vapura binmek, Bostancı sahilde balık ekmek yemek benim için unutulmaz anılardı. İstanbul beni hep kendine çekerdi ve büyülenirdim. Aynı zamanda biraz da korkardım, çok büyük olduğu için… Eskişehir küçük, sıcacık bir şehir ve her şey ucuzdur; kira, yeme-içme, ulaşım… Bu farkındalık da beni hayal kurarken düşündürürdü mesela... Sonra Muhteşem Yüzyıl dizisi için İstanbul’a geldim. Borç alıp ev kurdum, set günleri metrobüse binip ortak noktadan alınıyordum ya da metro ile Kadıköy’e gidip servise biniyordum. Endişeli olduğumu hatırlıyorum. Yabancı geliyordu şehir bana ama o hissi çok sevdim. Sonra Ankara-İstanbul arası gidip gelmeye başladıkça daha çabuk alıştım. Umutsuzluğa kapıldığım bir işten sonra evet, ‘Ankara’ya dönüp sadece tiyatro yapmak istiyorum’ dedim. Oyunculuk benim için tiyatro yapmaktı sadece. Küçük bir şehirden gelip kurnaz olamamak daha kötü üstelik. Yaşadığım duyguları, hayal kırıklıklarını saklayamazdım. Kimseyle çıkar uğruna iletişim kurmazdım. Fazla gururlu ve hayatımdaki doğruları savunan biriydim. Bunu da fevri bir şekilde dile getirirdim. Şimdi hala öyleyim tabii; ama yöntemim şekil değiştirdi.


“Küçük bir şehirden gelip kurnaz olamamak daha kötü üstelik. Yaşadığım duyguları, hayal kırıklıklarını saklayamazdım. Kimseyle çıkar uğruna iletişim kurmazdım. Fazla gururlu ve hayatımdaki doğruları savunan biriydim.”

İstanbul’a yerleşmeden önce Ankara’da uzun bir süre tiyatro sahnesindeydiniz yani… Nasıl ki sahnede bir hata yaptığınızda, o hataya takılı kalmadan oyuna devam etmek gerekiyor; gerçek hayattaki hatalarda da böyle sanırım. Peki, hatalarınız ve onları kabul edip yolunuza devam etme konusundaki motivasyonunuz nasıl?
Bana ait olduğunun farkına varmak. ‘Doğrular da benim, yanlışlar da’ diyebilmek kolay gibi geliyor ama değil. Her yönelim bizi bir sonraki adıma hazırlıyor. Hazırlık bitmiyor, hatalar bitmeyecek. Sindirmek önemli. Geçip gidebilmek, yoluna devam etmek ama aynı yoldan yine geçecek olsam bile yeniden başlıyor gibi hissediyorum. Yeniden başlama gücü, o güdü içimde ve asla vazgeçmiyorum.

Hemen hemen herkesin nasıl eğlendiği; ne okuduğu, seyrettiği, giydiği ve hatta neleri sevmediği birbirine benzemeye başladı. Özellikle medya sektöründeyseniz, belli başlı standartlar ve yaşam tarzları oluyor ve bu standartlar doğrultusunda insan bir kalıba sıkıştırılmaya çalışılıyor sanki. Kendiniz gibi kalabilmek, ‘herkesleşmemek’ için mücadele verdiğiniz oluyor mu?
Zaman zaman bu durum üstüne ben de düşünüyorum. Sırf popüler olmak için aslında çok hoşlanmadığım insanlarla vakit geçirmeyi reddediyorum. Kalabalık olmak için daha da yalnızlaşmayı, kendimden uzaklaşmayı reddediyorum. Benim sevgimin, dostluğumun, fedakarlığımın kıymetini bilmeyen insanlarla iki story atabilmek için vakit geçirmiyorum. Tabii ki çok yakın olmadığım halde bu ortamlara girebiliyorum, herkesleşebiliyorum. Belki bunu ilerleyen zamanlarda daha fazla da yapabilirim; ama kendimden uzaklaşarak yapmayacağım. Orada da kendime ait bir duygu yakalarım. Ayrıca hepimiz aynı anda, aynı şeyden keyif alamayız bence. Ama pandemi ile birlikte kolektif bir bakış açısı oluştu ve popüler olan ne varsa, iyi-kötü demeden tüketim başladı. Bu da bence yine korkularımızdan kaynaklanıyor. Bireyselleştikçe kalabalık olmak istiyoruz. Bu biraz korkutucu bence.


“Can simidim içimdeki çocuk. Hayatım boyunca mücadelelerimi tek başıma gerçekleştirdim. Çoğu zaman hakikaten içinden çıkamadığım durumlarda, kendimle baş başa kaldım hep. Bu bana biraz hüzünlü geliyor artık.”

7.9 Milyon takipçinizi, hayranlarınızı, ‘ünlü’ olma halinizi bir kenara bıraktığımızda; sadece dünyanın bir parçası gibi hissettiğiniz anlarda; kendinizi en çok ne üzerine hayal kurarken ya da ne için kaygılanırken yakalıyorsunuz?
Gezerken hayal ediyorum; dünyayı, yaşamı tadarken, çiçekleri koklarken, farklı bir yemek denerken... Ayaklarımın altında şekillerin, toprağın, kaldırımın sürekli değiştiğini hayal ediyorum. Zaman zaman yeğenimin geleceği için kaygılanırken buluyorum, bir de kendim için… Ne yapacak? Kırılacak, üzülecek, yıpranacak… Nasıl vazgeçmemeyi başaracak, ben ne kadar hayatında ona destek olup yanında kalabileceğim, ne kadar faydalı olabileceğim, başarılı olacak mıyım? Bizim içinse; sağlıklı nefes alabilecek miyiz, herkes kendini kurtarmaya çalışırken bu gittikçe vahşi bir hal alacak mı? Merak ediyorum…

Dışarıdan bakınca öyle zannedilen, sizinle ilgili en büyük yanılgı ne olabilir?
Soğuk bir insan olduğumu düşünürler genellikle. ‘Ah, ben senin bu kadar neşeli olduğunu tahmin etmezdim’, ‘çok soğuk duruyorsun böyle sıcakkanlı olduğunu hiç düşünmemiştim’ derler. Bu çocukluğumdan beri böyledir. Tüm kuzenler bir araya gelirdik, ben ilk gün kimseyle oynamazdım. Onlar Mezdeke açar oynardı, ben köşeden izlerdim. Sonra en çok eğlenen ben olurdum. Bazen fazla deli dolu olabiliyorum. Bağırarak şarkı söylerim, gülerim. Bu insanları zaman zaman şaşırtabiliyor.

Özgür olmak sizin için ne anlama geliyor? Neleri özgürlüğünüz olarak tanımlar ve söz konusu bunlar olduğunda başkalarına söz hakkı tanımazsınız?
Özgür olmak, pazardan meyve alırken bile kararı tek başıma alabilmek benim için. Sorumluluklardan istediğin an kaçabilmek; cesur olmak benim için özgür olmak... Kendi alanın için mücadele etmek… Bazı insanlar o kadar çok manipüle etmeye çalışıyor ki birbirini, sevgilimizi bile başkalarına beğendirmek için sevmeye başlayacağız. Kimse kırmızı ruju kendisi için sürmüyor sanki artık. Bu kalabalıktan uzaklaşmak benim için özgür olmak. Ve evet, özgür hissediyorum; sadece sorumluluklarım çok fazla. Onlar için de güvenli alan ayarladığımda daha özgür hissedeceğim.

Aklınızdan geçeni, hemen eyleme dönüştürebilen birisi misiniz? Yoksa bir fikrin üzerine uzun uzun düşünmek, planlamak size daha mı yakın?
Ben her konuda tez canlıyım. Bazen düşüncelerim tamamlanmadan eyleme geçiyorum. ‘Bir bekle’ yok bende. Hemen olması gerekiyor. İçimde, bir yerlere yetişiyormuşum hissi oluyor. Maalesef anda kalamıyorum böyle olunca.

Denizi ve sahili ne kadar çok sevdiğinizi biliyorum... Yakınlarda bir yazardan ‘yaşam dediğimiz şey bir deniz, insan yaşamı ise bir deniz kazasıdır’ diye söz okudum. Hayatın akışında batmamak için devamlı çırpındığınız, mücadele etmek zorunda olduğunuz ve işin içinden çıkamadığınız durumlarda, can simidiniz ne ya da kim olur?
Ah, ne kadar güzel bir söz. Teşekkür ederim, bunu yazacağım. Ailem tabii ki! Onlara ulaşırım; çaresiz hissettiğim, yanılgıda hissettiğim, çok zorlandığım zamanlarda onlara giderim ama bu bile son nokta. Ya da çözülmeye başladığında o adımı atarım. Can simidim içimdeki çocuk. Hayatım boyunca mücadelelerimi tek başıma gerçekleştirdim. Çoğu zaman hakikaten içinden çıkamadığım durumlarda, kendimle baş başa kaldım hep. Bu bana biraz hüzünlü geliyor artık.

Aşkın iki uç noktası sevgi ve nefret. İkisi de bir süre sonra bağımlılığa veya takıntıya dönüşebiliyor. Sizce aşk, dengeli olabilir mi? Yoksa bu dengeyi bulduğunuzda, artık o aşk olmaktan çıkar mı?
Aşk bence dengesizlik hali. Uç noktalarda yaşanıyor; bir bağımlılık, hastalık gibi. Eğer o aşkı sindirirsek, sevgimize sahip çıkarsak dengede, sonsuza kadar yaşayacağımız bir hazinemiz oluyor. Maalesef ben daha yaşayamadım.

Aşık olmanın en güzel yanı sizce nedir? Bu iyi yanlarıyla birlikte, Burcu Özberk nasıl birine dönüşüyor?
Ben bir kez aşık oldum. En güzel yanı, hayatımda ilk defa birinin her anımda yanımda olmasını istedim. Hastayken, mutsuzken, mutluyken. Ayrı kaldığımızda barışacağımız anın özlemini ve sevincini yaşadım. Ama beni başka birine dönüştürdü. Huzursuz ve her an paramparça bırakılıp gidilecek birine. Kendi zevklerimden, doğrularımdan uzaklaştım. Özgürlüğümden, yaşam kalitemden vazgeçtim. Başkasına bağımlı ve mutluluğun sadece tek bir enerjiye ait olduğunu düşünmeye başladım. Sonra dedim ki aşk bu değil veya yanlış birine aşık oldum ve vazgeçmeliyim. O yüzden aşkın da daha dengelisi olmalı.

Şu sıralar sizi en çok ne heyecanlandırıyor?
Yeni yapacağım işler heyecanlandırıyor. Çalışmadığım günleri organize etmek, küçük bir kaçamak... Ayrıca yeğenim Can’ın gelişimi çok heyecanlandırıyor, beni çok motive ediyor.

Arkadaşlarınız eğlenceli olduğunuzu düşünür mü? Yoksa siz arkadaş grubunuzun daha ağır başlı ve sakin olanı mısınızdır?
Arkadaşlarım çok eğlenceli olduğumu söylüyor. Saçma fikirler genelde benden çıkar, bir şey keşfedilecekse keşfedelim isterim. Yürüyüşe çıktıysak bile sonunda bize kalan hikayemiz olur.

Modaya mesafeniz nasıl, trendleri takip eder misiniz; yoksa tarz, stil, giyinme konusunda bildiğini okuyanlardan mısınız?
Modayı takip ediyorum, evet. Stil danışmanım Aslı Parlak ile tarzım ve imajım üzerine her zaman fikir alışverişinde bulunur ve uygulamaya çalışırız. Ama rahat olmak benim için en önemlisi. Moda diye iyi hissetmediğim bir parçayı kullanmam.

Peki, spor veya sağlıklı beslenmek; alışkanlıklarınızda ne kadar yer kaplıyor? ‘Asla yemem’ dediğiniz bir şey var mı?
Setlerde sağlıklı beslenmek çok zor ama elimden geldiğince evden yemek götürmeye, sabahları yeşil su içmeye özen gösteririm. Hamur işlerini çok seviyorum, karşı koymak çok zor oluyor. Spor uzun zamandır yapamıyorum. At binmeye gidiyordum fakat setten ve şu anki koşullardan zaman ayıramıyorum. Fit kalmak için aletli pilatese devam etmek istiyorum.


“Aşk bence dengesizlik hali. Uç noktalarda yaşanıyor; bir bağımlılık, hastalık gibi. Eğer o aşkı sindirirsek, sevgimize sahip çıkarsak dengede, sonsuza kadar yaşayacağımız bir hazinemiz oluyor.”

Sırada neler var, oyunculukla ilgili yakın gelecekteki hayaliniz nedir?
Dijital projelerde oynamak istiyorum; çünkü oyuncuya daha özgün ve özgür bir alan sağlıyor. Hikayenin tamamını bildiğim işlerde oynamak istiyorum. Yürüyeceğim yolu bilerek bir işe başlamak, hayalini kurduğum bir çalışma ortamı benim için. Bir de tiyatro metni gibi çalışılmış, ezberlenmiş, prova edilmiş bir filmde oynamak isterim. Uzun uzun tek planların çekildiği… Climax gibi bir iş mesela; içinde doğaçlamanın ve performansının olduğu. Bu arada sahneye çıkmak, tiyatro yapmak istiyorum. Yapacağım oyunun evrensel olması ve dünyayı gezmek hayallerim arasında.

Yıllar sonra Elele’nin bu sayısı yeniden karşınıza çıkar ve röportaja bir göz atmak istersiniz belki. Gelecekteki Burcu’ya tek cümlelik bir mesaj bırakabilir misiniz?
Yaşadıklarından ders aldıysan, devam edelim mi? Nerede kalmıştık?

SERBEST ATIŞ

Aya giden ilk insan olmak isterdim.
Kill Bill karakterini ben canlandırmak isterdim.
Uçabilme süper gücüm olsun isterdim.
Eşitsizlik yok olsun isterdim.
Rönesans dönemine ışınlanmak isterdim.