Özgür cesaret: Karsu | Yere sağlam basan bir kadınla tanışmaya hazır mısınız?

Caz müzikle harmanladığı şarkılarıyla vazgeçilmezimiz olan Karsu, hayatın kendisi olarak tanımladığı özgür ruhu ve esprili tavrıyla hayranlık uyandırıyor. Ona daha yakından bakmaya ve ayakları yere çok sağlam basan bir kadınla tanışmaya davetlisiniz.

Özgür cesaret: Karsu | Yere sağlam basan bir kadınla tanışmaya hazır mısınız?

Sonunda, Reloading My Mind, Siyah ve daha pek çoğu… Karsu, caz müzikle harmanladığı şarkılarıyla hayatımızın vazgeçilmez bir eşlikçisi artık. Hayatın ta kendisi olarak tanımladığı özgür ruhu ve esprili tavrıyla hayranlık uyandırıyor. Ona daha yakından baktığınızdaysa ayakları yere çok sağlam basan bir kadın görüyorsunuz.

RÖPORTAJ: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: NURDAN USTA
STYLING: BİLGECAN KOÇANA
SAÇ: TANER KUYU
MAKYAJ: SELEN KARABULUT
FOTOĞRAF ASİSTANLARI: FURKAN IRMAK, ERAY BÜKELEK
STYLING ASİSTANI: BARIŞ TAŞDEMİROĞLU
MAKYAJ ASİSTANI: BÜŞRA KÖSE
RETOUCH: YASEMİN SADEF

Türkiye’deki yoğun konser turu sırasında, İstanbul’daki bir günlük molasında buluşuyoruz Karsu ile. Pandemi nedeniyle Hollanda’daki konser turunu iki buçuk sene kadar ertelediklerini ve şimdi onun da yavaş yavaş başlayacağını anlatıyor ilk olarak. Amerika turu için hazırlandıklarından da bahsediyor heyecanlı heyecanlı ve bir de Londra var planları arasında… Amsterdam’da doğup büyümüş, ailesinin restoranı olması nedeniyle çocukluğundan itibaren yemek kültürüyle de içli dışlı olmuş. Çok küçük yaşlarda piyano ile başlamış müziğe olan tutkusu ve ardından klasik ve caz müzik ile eğitime başlamış; şu an ise pek çok farklı tarzı harmanlayarak kendi ‘Karsu’ müziğini yaratmayı başarıyor. Röportaj sırasında hayatının rejisörü olduğundan bahsediyor sık sık. Hayat, bazen küserse de gülmenin gücünü her daim hatırlıyor ve hatırlatıyor. Esprili, hayat dolu, müziği ve ruhuyla tam bir dünya vatandaşı… Karsu ile tıpkı şarkıları gibi derin ve ilham dolu bir sohbete başlıyoruz.

Çocukluğunuza dair hatıralarınızı gözden geçirirseniz, müziğin gücünü ilk ne zaman fark ettiniz?
Piyano çaldığımda. Yedi yaşında bir kız olarak kuyruklu piyanonun kontrolünü ele almak, çok büyük bir güç veriyor. 14 yaşında şan eğitimi sırasında ise yapabildiğimi fark etmek de güç verdi bana. ‘Ah, bunu yapabilirim’ dedim. İyi ki devam etmişim diyorum şimdi de.

Konserlerinizde seyirciyle aranızda güçlü bir diyalog var. Yalnızca şarkılar aracılığıyla değil; sizi dinlemeye gelenlerle başlı başına bir hikaye anlatıcısı gibi bir bağ kuruyorsunuz. Bunun için önceden bir hazırlık yapıyor musunuz?
Bazı hikayeleri babamla ya da menajerimle önceden konuşuyorum. Kelimeler iyi mi, bunu iyi anlatıyor muyum diye. Ama daha çok doğaçlama hikayeler anlatıyorum. Hatta seyircilerle tek tek sohbet etmeyi çok istiyorum; ama dün akşamki konserime iki bin kişi geldi örneğin. Bu mümkün değil tabii ki. Sahnede kendimi değiştirmiyorum. Yani sahne dışındaki Karsu ile sahnedeki Karsu farklı değil.

Bu mümkün olabilir mi gerçekten? Sahnedeki Karsu’yla, tek başınıza kaldığınız andaki Karsu arasında hiç mi fark yok?
Aslında çoğu zaman çok ‘dırdır’ konuşmam var; ama tamamen tek başımayken konuşmuyorum, sessizim tabii ki. Konserlere çok büyük bir enerji verdiğim için; gün içinde enerjimi kendime saklıyorum bazen. Beni bir yerde yürürken görseniz, biraz daha sakin olabilirim ama çoğu zaman bir şey gördüğüm anda, hemen heyecanlanıp mutlu olan biriyim.

Konser performanslarınız sırasında hiç unutamadığınız bir an yaşadınız mı?
Konserlerde her zaman güzel bir şey oluyor. Mesela dün bir takside, şoförle çok güzel sohbet ettik. Taksi şoförü kim olduğumu bilmiyordu. Sonra konuştuk, konuştuk, konuştuk ve farkına vardım ki hayatında hiçbir konsere gitmemiş. Ben de ‘ilk konserin benimki olsun’ dedim ve konserime davet ettim. Geldi ve çok çok güzel geçti konser.

Günümüzde her konuda olduğu gibi, müzikte de ‘gelip geçici’ olma ihtimali var. Her şey çok hızlı değişiyor ve popülerliğini yitirdiği an, unutuluyor. Kalıcı olmak ve hatta ikon olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?
Hedefim, ikon olmak değil. Ben müziğimi çok iyi yapmak istiyorum; yani hatta ne yapıyorsam, onu çok iyi yapmak istiyorum. Yemek mi yapıyorum, tarif mi hazırlıyorum, kitap mı yazıyorum, müzik mi yapıyorum, reklam-film müziği mi yapıyorum; hepsini iyi yapmak istiyorum. Benim hedefim bu. Diyelim ki birkaç yıl sonra daha az kişi gelmeye başladı konserlerime, bunu da kabul edebilirim. Ama ben buna inanıyorum, kalite iyiyse gerisini anlatmaya gerek yok…

Kariyeriniz, sizin için olabilecek en mükemmel seviyeye ulaştığında; hayatınızda hangi duygu ya da durum eksik olursa tam anlamıyla mutlu olmadığınızı hissedersiniz?
Ben şu an en çok dünya turu yapmak istiyorum. Bunu gerçekleştirdiğim zaman bakarım bu kariyerle daha neler yapabileceğime, özel hayatımı nasıl kurmak isteyeceğime. Ailemi, arkadaşlarımı çok özlüyorum; onlarla daha fazla ilgilenmek isteyebilirim. Yani aşırı tempoda çalışmak da ne acayip bir şey!

Methedilmek, alkış almak, beğenilmek... Kısacası ‘ünlü’ olmak ve bu denli takdir görmek, öz saygınıza katkı sağladı mı?
Özgüvenin, saygının, sevginin her zaman içinden gelmesi lazım. Şunun için çok mutluyum mesela: Annem de babam da güzel giyinmeyi sever ama kendileri için güzel giyinmeyi… Annem, yeşil ve kırmızı renklerini giymeyi çok seviyor; ama bunu kendisi için yapıyor. Babam da spor yapmayı aşırı seviyor ve yine kendi için yapıyor. Başkaları için değil. Kendine baktığın zaman, o özgüven kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten. Kadınlar, başka kadınları rakip olarak görmemeli mesela. Hayatta bir kişiyi rakip görmek lazım, o da sadece kendin. Müziğimi, kariyerimi daha iyi yapmak istediğim zaman dünkü Karsu’ya bakıyorum ben. Başka insanlara gerek yok. Dışarıdan ya da sosyal medyadan bakarsın belki ve ‘onlar da güzel’ dersin. Bir de şuna çok üzülüyorum: Gençler estetik yaptırıyorlar, yaptırsınlar tamam ama ‘gerek var mı?’ diyorum bazen. O dudaklar olmadan da çok güzeller… Özgüvenin içinden gelmesi lazım.

Şarkı söyleyerek çoğu zaman insanları eğlendiren, enerjilerini yükselten biri olarak; siz eğlenmek için neler yaparsınız?
Yemek yapmak çok mutlu ediyor beni. Rahatlamak için mutfakta yemek yaparım genellikle. Eğlenmek için de arkadaşlarımla dans ederim, yemeğe çıkarım, aileme giderim. Bunun yanı sıra pilates yapıyorum, o da beni rahatlatıyor ve mutlu ediyor.

Yemek yapmak da en az müzik kadar tutkunuz anladığım kadarıyla…
İkinci kariyere başladım diyebilirim… Avrupa’da yani Türkiye dışında ilk kez Türk yemek programı yapılıyor. 24 Kitchen kanalında, “Karsu’nun Türk Mutfağı” ismi ve inanılmaz sevdiğim bir proje. Çok da iyi izleniyor. Hollanda’da ikinci sezonu çektik şimdi, üçüncü sezonu da Türkiye’de çekmeyi çok istiyoruz. Aynı zamanda bir dergide de köşe yazarıyım. Şu anda ‘bir yemek kitabı mı yapsak?’ diye de düşünüyoruz. Bakalım…

Özgürlük kelimesiyle mesafeniz nasıl? Neleri özgürlüğünüz olarak tanımlar ve söz konusu bunlar olduğunda başkalarına söz hakkı tanımazsınız?
Özgürlük, hayattır benim için. Hayatımdaki en önemli şey hatta. Mutluluğumdan bile daha önemli diyebilirim. Özgür hissettiğim için istediğim müziği yapabiliyorum, istediğim şeyleri söyleyebiliyorum, istediğim gibi giyinebiliyorum. Kariyerimi de bu özgürlüğün üzerine kurdum zaten. 24 Kitchen’da bile ben karar veriyorum hangi yemeği yapacağıma, nasıl anlatacağıma; ya da sahnede hangi hikayeyi anlatacağıma. Plak şirketi bana ait, tanıtım işleriyle ilgilenecek kişileri de kendim ayarlıyorum. Tabii biraz ‘control freak’ (kontrol delisi) diyebilirsiniz; her işi kendim yaptığım için ama her şeyin benim elimden çıkmasını çok seviyorum. Çünkü özgürlüğün varsa hayat planını kendin çizebiliyorsun, o da çok önemli.

Şu an için en çok neyi düşünmek size umut veriyor?
Yanımdaki kişiler sağlıklı olsun. Beni en çok mutlu eden ve umut veren de o. Herkes sağlıklı ve mutlu olsun.

Duruşu, tarzı ve hayata bakışıyla sizi etkileyen, ilham veren, hayranlık uyandıran kadınlar kimler?
Annem tabii ki. Ondan çok şey öğrendim. Yani kişiliğim de onun özelliklerinden geliyor diyebilirim. Çok ilham alıyorum; çünkü çok pozitif birisi. Kalbi iyi, temiz ve bütün insanlığa bunu yansıtmak ister.

‘Kadın’ olmanızın, yaptığınız işin önüne geçtiği durumlar yaşadınız mı? Özellikle Türkiye’de ünlü bir kadınsanız; popüler kültürün güzellik algısına uyup uymadığı, yaşı, medeni durumu, anne olup olmaması bile kadınların kariyerini etkiliyor maalesef. Avrupa ile karşılaştırdığınızda, size de öyle geliyor mu? Yoksa bu evrensel bir sorun mu sizce?
Kesinlikle bütün dünyada var! Gezdiğim için biliyorum, her tarafta bu sorunlar yaşanıyor. Hollanda’da şu soru çok meşhur mesela ve hep kadınlara sorarlar: ‘Kariyerinizi, çocukla birlikte nasıl dengeleyebiliyorsunuz?’ Erkeklere hiç sorulmaz bu soru. Bazen Türkler, Avrupa’da kadın haklarının yolunda olduğunu düşünüyor. Hayır, kesinlikle. Hele Hollanda’da kadınlar, yüksek pozisyonlara gelemiyor, işte daha az para kazanıyorlar. Bazen bakıyorum, Türkiye daha iyi bu yönden… Annelik mesela, annem de yavaş yavaş ‘aman kızım, bak 31 yaşına geldin, düşünmen lazım bunları artık’ demeye başladı. Komik olan, annem en büyük feministtir babamla beraber. Elbette ki annemden duymak kabul edilebilir benim için; ama tanımadığım insanlardan duyarsam ‘sana ne?’ derim, bu benim hayatım. Yani kadın olarak ünlü olmak, baya enteresan oluyor; çoğu kişi kadınlara daha çok karışıyor.

Elele dergisi olarak, bu sayımızı Kadınlar Günü’ne adıyoruz. Temamız ise: Gülmek! Kadınlara yönelik tüm ayrımcı söylemlere; direnen, umursamaz, güçlü ve şen kahkahamızla karşılık veriyoruz. Siz de güçlü duruşunuz ve şen kahkahanızla herkese ilham olan birisiniz bizim için…
Hayat ne kadar zorsa, bazen kırıcı da olsa, hayat sana ne kadar küserse; rejisör hala sensin. Ben de acayip üzücü şeyler yaşadım; ama kendimi mahvetmiyorum. Üzülsem de kendime zaman veriyorum, ‘tamam çok iyi gitmiyor’ diyorum ve sonra müsaade veriyorum kendime üzülmek için. Ağlamak iyi ama gülmek de çok iyidir benim için. Zor bir dönem geçirirken, bir sabah kahvaltı sırasında şunu fark ettim ‘aaa tam üç gündür hiç gülmemişim.’ Onun için kendime hemen bir komedi şovu açtım, arkadaşlarımla pazara gittim; küçük şeylerden zevk aldım yani. Sadece o gün bile beni tam bir hafta ‘iyi’ yaptı. Küçük detaylarda gülümseme vardır belki hayatta, ‘beni ne ayakta tutabilir?’ diye düşünmek lazım. Senin için belki müzik olur, belki hayvanat bahçesine gitmek, belki de en sevdiğin çorbayı içmek. Küçücük detayları bulup hayatımı güzelleştiriyorum ama inanın benim de çok zor günlerim olabiliyor. Ama rejisör hala ben olduğum için; kendime iyi bakmam lazım yoksa çevremdeki kişilere de iyi gelemem.

Yakın gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz planlarınız ve uzun vadeli büyük hayalleriniz var mı?
Az önce de bahsettiğim gibi yemek kitabı çıkarmayı çok istiyorum. Turlar yapıp insanlarla tanışmayı da çok istiyorum. Mesela bir ara üniversiteye mi gitsem, konservatuvara mı başvursam diye düşündüm. Çok şey istiyorum anlayacağınız! Böyle bir dönemde, dünyanın ilk Michelin Yıldızlı Türk restoranı için stajyer başvurusuna denk geldim ve kazandım. Bir ay İrlanda’da Ahmet Dede restoranında staj yapacağım, çok mutluyum.

Son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için okuyucularımıza bir mesaj bırakabilir misiniz?
Çocukken anlamıyordum ve hatta ‘neden böyle bir gün var ki?’ diye düşünüyordum. Sonra büyüyünce fark ettim ‘ah, böyle bir gün lazım…’ Keşke böyle bir güne hiç gerek olmasaydı! Güçlü kadınlar; lütfen genç kızların yollarını açalım, duvarları kıralım, duvarları kıramazsak üzerinden geçelim. Gelecek nesillerimiz için… Anneler; oğullarınızı ve kızlarınızı eğitin. Kızınızın nasıl biriyle evlenmesini isterseniz, oğlunuzu da böyle yetiştirin. Bu çok önemli. Genç kızlara ise şunu söylemek istiyorum: Umudunu kaybetme, çalış. Biliyorum, bazen erkeklerden çok daha fazla çalışman lazım. Benim mesleğim de öyle maalesef. Ama yine de yap!

BOŞLUK DOLDURMACA

  • Aşık olduğumda bütün gün şarkı söylerim.
  • Yeni tanıştığım birine ilk arkadaşça sorum: En sevdiğin yemek ne?
  • Hayatımı özetleyen hashtag #FREE
  • Altını en çok çizdiğim kitap If Cats Disappeared From The World.
  • Günümü güzelleştiren bir an: Turneden döndüğümde, kuzenimin evime laleler bırakmış olması.
  • Guilty pleasure’ım mantı ve makarna.