Güzel melodi: Tuğba Yurt

‘Benim O’ şarkısıyla müzikal anlamda yepyeni bir döneme giren Tuğba Yurt ile buluşma zamanı.


Hayatımızın yeni fon müziği haline gelen ‘Benim O’ şarkısıyla, müzikal anlamda yepyeni bir döneme giren Tuğba Yurt ile buluşuyoruz. Çocukluğundan beri kalbinde taşıdığı ‘bir gün herkes sesimi ve şarkılarımı duyacak’ hayalinden, bugünlere uzanan yolculuğuna dair tüm merak edilenleri konuşuyoruz.

Elele arşivinden (Ağustos 2021)

RÖPORTAJ: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: ERMAN İŞTAHLI
STYLING: ANIL CAN
SAÇ: HÜSEYİN AÇIKGÖZ
MAKYAJ: SELEN KARABULUT
STYLING ASİSTANI: ZEYNEP BALA DURA
SET ASİSTANI: BİHTER NEYMEN

Benim O, İnceden İnceden, Taş Yürek gibi hit şarkıların yanı sıra bu yıl YouTube kanalında akustik olarak yorumladığı Zalim, Canımsın Sen, Boş Yere gibi şarkılarla da geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Tuğba Yurt, her geçen gün ivme kazanan başarısından önce yeteneğine ve hayallerine inanmayı öğrenmiş, azimli bir ruh. Çocukluğundan beri kalbinden geçen müzikal yolculuğunda, önce kendine inanarak ve sonra da çok çalışarak bugünkü Tuğba Yurt’u adım adım inşa ediyor. Pop müziğin aynılıktan beslenen, belki de eskisi kadar bereketli olmayan topraklarında; biricik ve bazen de 90’lar pop müziğinden gelen nostaljik duygularımızı harekete geçiren şarkılarıyla yepyeni bir umut çiçeği olarak hayatımıza dahil oluyor. Tuğba Yurt ile yoğun konser takviminin hemen öncesinde, hakkında merak edilenleri konuşmak üzere bir araya geliyoruz.

Müzik, çoğunlukla küçük yaşlarda aileden kazanılan bir tutku oluyor… Sizde de öyle miydi? Bol şarkılı, müzikle iç içe bir evde mi büyüdünüz?

Müzikle iç içe olan bir evde büyüdüm. Sürekli şarkılar söylenir ve müzik dinlenirdi evimizde. İçimdeki bu müzik tutkusunu keşfetmem de belki bu yüzdendir. Ailemde benim haricimde müzikle uğraşan pek olmasa da babamın sesi güzeldi ve bir tek babam müziğe daha yatkınmış gençlik döneminde... Sanırım ben de biraz ona benzemişim. Çok ufak yaşlarda Türk Sanat Müziği söylemeye çalışırdım. Korolara katılıp solist olup enstrüman çalmak için uğraşırdım hep. O zamandan bu yola gireceğim ve müziksiz yapamayacağım belliydi. Sonrasında 11 yaşında konservatuvar eğitimime başlayarak müzikal yolculuğuma ilk profesyonel adımımı atmış oldum.

Özellikle ‘Benim O’ şarkınız farklı yaştan, farklı kesimlerden pek çok insanla güçlü bir bağ kurdu. Bu işteki ‘ünlü olma’ arzusunu bir yana bırakıyorum, içinizdeki başkalarının hayatına şarkı söyleyerek ‘dokunma’ isteğini ilk ne zaman hissettiniz?

Zaten hayalini kurduğum tek şey sesimle ve şarkılarımla başkalarının duygularına ve hayatlarına dokunabilmekti. Bu ‘ünlü olma’ arzusundan çok daha öte bir haz bana göre. Gerçek bir şarkıcının hayalini kurması gereken kısım da bu olmalı diye düşünüyorum. Bunu müziğe başladığım ilk yılarda da hissediyordum.‘Bir gün herkes sesimi ve şarkılarımı duyacak’ derdim hep. İçimdeki bu sesi dinledim ve inandım. Hayatın bana sunduğu seçenekleri, şansları doğru değerlendirmeye çalışıp müzikal adımlarımı da buna göre atmayı tercih ettim.

90’lar Türkçe Pop müziğin altın çağıydı. Sizin şarkılarınızda da 90’lar müziğindeki samimiyetin olduğuna dair fazlasıyla yorum okudum. Her anlamda üzerine çok çalışılmış, özenli ve iyi bir Türkçe Pop şarkıyla karşılaşıldığında, neden 90’larla kıyaslanıyor? Bu nostaljik bakış, Türkçe Pop’un tekrara düştüğü ve kendini yenileyemediği anlamına mı geliyor sizce?

90’lar müzikte başka bir çağ gerçekten. O dönemdeki sound’lar, sözler, armoniler çok daha sıcak, samimi ve zengindi. Teknoloji geliştikçe müzik de bu yöne doğru evrildi. Bu gelişimin güzel yanları olduğu kadar eksi tarafları da var diye düşünüyorum. Kendini güncellemedikçe ve müzikal olarak yenilemedikçe tek tip sound’lar türüyor günümüzde olduğu gibi... Bu da hemen hemen bütün şarkılarda aynılık hissini oluşturuyor. Her şeyin hızlı tüketildiği bir döneme denk geldiğimizden ve dijital çağın ön planda olmasından dolayı müzik de bu yönde ilerledi. Canlı enstrüman seslerini ve solistin orijinal ses kalitesini kayıtlarda göremediğimiz için; günümüz şarkılarının -hepsi için olmasa da- çoğunda eski şarkılardaki samimiyeti, duygu yoğunluğunu arıyoruz. Sanırım kıyaslanma sebebi de bu yüzdendir.

Müzikal anlamda kalıcı olmak ve hatta ikon olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?
Gerçekleşmiş olabilmeyi ifade ediyor.

Hayata karşı duruşuyla size ilham olan, hayran olduğunuz ve saygı duyduğunuz kadınlar kimler?
Sanırım bu soruya verebileceğim tek cevap: Annem.

İlk albümünüz Aşka Emanet’i, bundan sekiz yıl önce yayınladınız. Elbette ki öncesi de var; ancak o günden bugüne ‘Tuğba Yurt’ ismini yaratırken kalbinizden geçen en büyük isteğiniz, hedefiniz neydi? Bu hedefe yaklaştığınızı ya da ulaştığınızı düşünüyor musunuz?
Kalbimden geçirdiğim her şeyi çalışarak ve her şeye rağmen yılmadan yoluma devam ederek gerçekleştirdim, gerçekleştirmeye de devam ediyorum hala. Bazı hedeflerime ulaştım, ulaşamadıklarım için daha yolum var. Kendinize inandığınız müddetçe bu yolculuk devam eder zaten. Kafamda belirlediğim hedefler olsa da bu hedefler benim için bir varış noktası değil. Nefesim elverdiğince şarkılarımı son ana kadar sevenlerim için söylemeye devam etmek istiyorum.

İşinizle alakalı zorluklarla karşılaştığınızda, motivasyonunuzu yeniden sağlamakta zorlanır mısınız? Böyle dönemlerde, kendinize tekrar tekrar neyi hatırlatmanız gerekir?
Sürekli her şeyin olumlu yönde gitmesi gibi bir durum zaten söz konusu değil. Hatalar ve zorluklar bazen doğruyu görmenizde yardımcı oluyor. Böyle dönemlerde bulunduğunuz yerden daha güçlü kalkmanız gerek. Bunun için genelde daha çok çabalamaya ve çalışmaya gayret gösteriyorum. Ve mümkün olduğunca olumlu taraflarına odaklanmaya çalışıyorum. Zorluklar, sadece ayağınıza takılan bir çelme olmaktan öteye geçmiyor.

Peki, daha özgür hissetmek için güvenli alanlarınızı terk ettiğiniz ve şu anda ‘iyi ki yapmışım’ diye düşündüğünüz dönüm noktaları var mı hayatınızda?
Kişisel olarak beni geliştirmediğine, yenilemediğine inandığım ve olduğum yerde saymaya başladığımı hissettiğim her an, aldığım yeni kararlar hep bir dönüm noktası olmuştur hayatımda. Adımlarımı, doğru olduğuna inandığım yönlere doğru atmaya çalıştım hep. Bu da kendimi daha özgür hissetmeme sebep oldu diyebilirim.

Bugüne dek insanlara aslında öyle olmadığını anlatmak zorunda kaldığınız büyük bir yanılgı oldu mu?
Ön yargı ile yaklaşılan ve aslında öyle olmadığınızı anlatmak durumunda kaldığınız zamanlar, her insanın hayatında olduğu gibi benim de hayatımda oldu tabii ki. İçinde bulunduğumuz iş gereği bize karşı ön yargılar hep daha fazla. Herkes sizin kafasında yarattığı biri gibi olmanızı bekliyor. Ben bu kısmı artık biraz aştığımı düşünüyorum. Çünkü ön yargı aslında karşı tarafın kendi içinde yarattığı bir sorun. Bunu aşmak da yine karşı tarafın elinde.

Kendinizi doğru ifade edemediğiniz durumlarda; sizi yakından tanımayan insanların hakkınızda en çok neyi bilmesini isterdiniz?
Kendimi kelimeler ile doğru ifade edemediysem, hissiyatımı ve niyetimi en başta anlayabilmesini isterdim.

Ünlü insanları bol bol eleştirmek hep vardı. Ancak sosyal medyayla birlikte artık ‘eleştiri çağında’ yaşıyoruz ve bu dönemde olumsuz eleştiriye rağbet daha fazla maalesef... Asla hoşgörülü olamayacağınız, kırmızı çizginiz olabilecek bir eleştiri konusu var mı?
Sosyal medya, gerçekte yüz yüze geldiğinizde size kuramayacağı cümleleri rahatlıkla oradan yazabilen insanlarla dolu ne yazık ki. Beğeniye açık bir iş yapıyoruz. Eleştiri tabii ki yapılabilir; olumlu ya da olumsuz. Ama eleştiri yaptığınız konuda da bilgi sahibi olmak önemli. Bazen yapılan eleştirilerden bizler de kendimize almamız gereken kısımları alıyoruz. Hakaret ve kasıtlı olarak kötülük amaçlı yapılan yorum ve eleştiriler, benim de hoşgörülü kalamayacağım konular.

Sizin için mutlu olmak mı, yoksa mutsuz olmak mı daha zor?
Her şeyi çok fazla düşünen ve dert edebilen biri olarak, mutlu olmak sanırım daha zor. Son dönemde mutluluğa daha yakın olsam da ruh halim çok değişken...

Şarkı söyleyerek insanların enerjisini yükselten biri olarak; siz eğlenmek için neler yaparsınız?
Kendimi eğlendirmek için ekstra bi çabaya girmem. Zaten sevdiğim şeyleri yapıyorsam, sevdiğim insanlarla berabersem, onlarla güzel vakit geçirebiliyorsam bu bana yeter.

Çekim sırasında şarkılarınızı açtığımızda, tüm ekibin ezbere bildiğini ve şarkılara eşlik ettiğini fark ettim. Yanınızdan geçen arabada, mekanlarda, radyoda ya da bir sette kendi şarkınıza denk geldiğinizde bu size tam olarak ne hissettirir?
Çok mutlu oluyorum! Tarifsiz bir duygu benim için. Yaptığınız işin böylesine karşılık buluyor olması, beni motive ediyor. Başarmış olma hissi çok güzel.

Peki, müzik listenize eklediğiniz son üç şarkıyı öğrenebilir miyiz?
Kadebostany-Save Me, Hüsnü Arkan&Erkan Oğur-Fikrim Yok, İsmail Altunsaray-Kız Senin.

Dinleyicinizin, takipçinizin her geçen gün artması; göz önünde olmayı da beraberinde getiriyor. İşinizin bir parçası olsa da bu durumun sizi zaman zaman bunalttığı, kaygılandırdığı oluyor mu?
Öyle bir kaygı yaşamıyorum. Bazen yorucu olsa da sosyal yaşamınızda daha dikkatli ve özenli yaşamaya çalışıyorsunuz sadece. Her şeye rağmen birlikte onlarla büyümek çok güzel.

‘İyi ki kendimi böyle yetiştirdim’ dediğiniz özelliğiniz nedir?
Vicdanlı olmak.

Aşk, deliliğe mi yoksa mantığa mı daha yakın olduğunda; aşkı algılayış biçiminize daha çok uyuyor?
Aşkın başlı başına bir delilik olduğunu düşünürüm aslında. Değişken ruh halleri, duygulara hakim olamama gibi gibi… Ama aşkı tek başına bu deliliğe bıraktığınızda ilişki yıpranabilir. O yüzden mantıklı olunması gereken durumların da olduğunu düşünürüm. Sanırım aşkı algılayış biçimime göre ikisi de dengeli yürümeli.

Sevgilinizle uyuşmadığınız, ters düştüğünüz ve aslında konuşarak çözülebilecek konularda; daha çok yapıcı taraf mı olursunuz, yoksa köşesine çekilip bekleyen taraf mı?
Uyuşamadığımız ve ters düştüğümüz konuya bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bazen bir köşeye çekilip sessiz kalırım; bazen yapıcı olmaya çalışırım. Ama nihayetinde konuşabildiğimizi fark ettiğinde, ‘bunu neden en başında yapmıyoruz ki?’ hissine kapıldığım zamanlar çok olur.

Spor, diyet, güzellik rutini, makyaj… Bunlar sizin için ne ifade ediyor?
Sahnede her ne kadar ağırlıklı olarak işitsel bir iş yapsak da görsel olarak dinleyenlere hitap etmek de önemli. Spora düzenli olarak zaman ayıramıyorum; ama dönem dönem kendimi iyi hissetmek için yaptığım zamanlar oldu. Hiçbir zaman bir diyet programım olmadı. Hayatımın hiçbir döneminde çok fazla kilo alıp vermedim. Tabii bu, biraz genetik olsa gerek... Beslenmeme her zaman dikkat ediyorum. Özel bir güzellik rutinim de yok ama günlük hayatımda aşırı makyajdan uzak dururum. Cildime mümkün olduğunca iyi bakmaya özen gösteririm.

Peki ya kıyafetler? Sahne kıyafetlerinizi seçerken nelere dikkat edersiniz? Günlük stilinizde ‘imza’ diyebileceğiniz bir parça ya da aksesuar var mı?
Sahne kıyafetlerimde sürekli olarak çalıştığım bir stilistim var. Birlikte seçimlerimizi yapıyoruz. Tercih ettiğim kıyafetler içerisinde şık, kendimi rahat ve aynı zamanda mutlu hissetmek benim için çok önemli. Bunun haricinde renk uyumu, kıyafeti tamamlayan ayakkabı ve aksesuar seçimleri de dikkat ettiğim diğer önemli ayrıntılardan. Günlük stilimde daha çok spor bir tarzım var. Seçimlerimi aksesuarlarla zenginleştirmeyi severim. Küpe, halhal, kolye vazgeçilmezlerimdir.

‘İşte yaşamak bu’ dediğiniz anlarda, genellikle nerede ve ne yapıyor olursunuz?
Deniz olan bir yerde sadece doğanın sesini dinliyor olurum.

Sırada neler var, yakın gelecekte bizi neler bekliyor?
İki yılın sonunda sahnelerimize tekrar geri döndük. Birçok şehirde açıkhava konserlerimiz var. Yeniden kavuşmak için gün sayıyorum! Yeni projelere gelirsek, zaten 2021 yılı itibarıyla YouTube kanalımda yeni akustik performanslarımı yayınlamaya başladım. Bunlara devam edeceğiz. Kısa bir zaman sonra da yepyeni bir single çalışması ile dinleyenlerimi buluşturacağım.

SERBEST ATIŞ
Mustafa Kemal Atatürk ile tanışıp baştan sona bir günümü birlikte geçirmek isterdim.
Kurşuni Renkler şarkısını ilk ben söylemek isterdim.
Ateşi bulan ilk insan olmak isterdim.
Kötü insanlar yok olsun isterdim.
Dünyanın daha adil olmasını sağlayacak gücün benim olmasını isterdim.