Çantasız çıkmam abi!

Hemcinslerimin çanta tutkusunu hiçbir zaman anlayamamışımdır. Ayakkabı eyvallah, kıyafet desen en güzel aşk ama çanta bana hep gereksiz gelmiştir nedense. Uzuvlarımızı örtmek dışında işimize yarayan tek aksesuar olmasına rağmen...

İkİ aylık maaşını çantaya ödeyen kızlar, evinde bir dolabını sadece çantalarına ayırmış olanlar,çantalarına çocuklarından daha iyi bakan kadınlar... Çanta katalogları bana çekici bile gelmez. Hangi çanta çirkin hangisi güzel anlamam bile. Ama işte serde var ya kadınlık, anlamış gibi yapmak zorundayım. Hayatım boyunca çanta takmaktan nefret ettim. Eskiden hadi not defteri, ders kitapları, para, kimlik, o bu şu, bi gerekliydi sanki de, şimdi bütün her şeyimi cep telefonumdan hallediyorum. Para çekme olayını bile kartsız yapabilecek teknolojideyiz. Sırf millet hastası diye bir deri heybenin içine ıslak mendil, kuru mendil, tampon, dikiş seti, naneli sakızlar, beş sene öncesine ait market fişleri, yediğim çikolatanın kabı, takılarım, olur da gerekli olur diye oje, yara bandı, ağrı kesici, gıda takviyeleri ile doldurmak bana biraz artık şov gibi geliyor. Bir insanın bu kadar şeye nasıl ihtiyacı olabilir? Bu nasıl bir dış dünyadan korunma arzusudur böyle! Sanki sokağa değil de savaşa gidiyorsun. Çantana sığsa mermi doldurup, er meydanına götüreceksin. Anne falan olsan eyvallah ama markete giderken bile elinde o kocaman nesneyle bir omzun çökene kadar durmak... Bir taraftan evet çantasız gezmek inanılmaz rahat, o özgürlük hissi, o bir şeye ait olamama, seni ele geçirmesine izin vermeme, o konfor rahatlığını bir nesneye yüklememe hissi. Tabii en güzeli, sevgilinizin ‘şunu çantana at’ diye sürekli elinize tutuşturduğu araba anahtarı yok. Yalnız şöyle bir durum var, kendini bir garip hissediyorsun. Caddede her kadının o sıkı sıkı yapıştığı çantaları görünce, elinin kolunun bu denli boş olması seni bir rahatsız ediyor. Oysa ihtiyacın yok, çünkü zaten etrafında kaptan mağara adamı gibi gezen bir sürü arkadaşın var. Neye ihtiyacın olursa, biri çantasından süper kahramanmış gibi çıkartıp, senin hayatını kurtardığı için kendisiyle gurur duyar. Zaten malı kıymetli ve pislik bir insan olduğum için bu süper kahramanlık bana hiç yakışmıyor. ‘Şimdi son iki aydır o ıslak mendili hiç kullanmadım ama ona verirsem bir tane azalır. Ya sonra ihtiyacım olursa?’ diye düşünüp, birine bir şey verirken kahrolacağımı da biliyorum. Ama işte toplum kuralları diye çantayı sevmeye çalışıyorum; olmuyor! En son artık, kadınların kötü çantayı nasıl aşağıladıklarını dinleyince, tamam dedim ya, bir tane rahat, konforlu, kaliteli; aslında halk dilinde ‘marka’ bir çanta alarak bu dertten kurtulmalıyım. Sonra onların fiyatlarını öğrendim tabii, olayım makul bir çanta oldu. Ardından madem bu sidik yarışının içerisindeyim, biraz hile yapmanın kimseye zararı olmaz diye düşünerek ‘sahte çanta’almaya kalkıştım. İnternetten araştırarak, işte Bülent Ersoy’un çantacısı, yok işte adam öyle bir dikiyormuş ki orjinal markası adamı işe almış, işte bütün ünlüler, zenginler Kapalıçarşı’dan alırmış diye yola koyuldum. Arap turistlerin arasından zar zor yeri buldum. Beni üst kata çıkardılar, adrenalin seviyem tavan. Birkaç çanta gösterdiler, ben de istediğim bir markayı söyledim. Adam birilerini aradı, aşağı indi, yukarı çıktı. Patron geliyor şimdi dedi. Kendimi uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ı bekliyormuş gibi hissediyorum. Bu arada sahte falan diyorum ama fiyatlar yine uçuk. Bir taraftan da işte adam bana artık bu işi yapmayacaklarını polisin çok baskın yaptığını anlatıyor. Müşteri geldi indi aşağıya. Ardından beni aldı mı bir korku! Minnacık odada bir sürü çantayla kaldım tek başıma. Her taraf leş gibi deri kokuyor üstelik. Ya şimdi aşağıdaki müşteri değilse, polisse... Hoop beni alırlarsa içeri... Tutkunu bile olmadığım şey yüzünden koğuş ağasından dayak yiyemem durup dururken. En son bu korkuyu, üniversitede korsan taksi kullanırken hissetmiştim. 60 yaşında şoför, ‘Biri bizi çevirirse sevgiliyiz diyeceksin tamam mı?’ diye beni uyarınca, bütün yol boyunca telefonda babamla konuşmak zorunda kalmıştım. Aşağıdakileri duymaya çalışıyorum ama nafile. Ayak seslerine bakıyorum, geldikleri zaman nereye saklanabilirim diye. Elimi ayağımı bağlasam, ‘İyi ki geldiniz memur bey, bu adamlar beni kaçırmıştı. Derimden çanta yapacaklarmış’ diye yırtsam mı diye de saçma sapan planlar içindeyim. Dedim bu ne, bunu çekecek insan mıyım ben! Bastım gittim. Gittim sayılmaz, koşa koşa kaçtım. Bu olayı burada bitirip, çantasız gezme olayımın arkasında durmaya devam ediyordum ki, gittiğim sahte çantacı çocuk bana uluorta Twitter’dan yazdı. ‘Abla neden gittin ya, istediğin çanta gelmişti. Bak bir de elimizde bunlar var’ diye. Hiç takmadığım çanta yüzünden bir de rezil oldum. Ben yine de haklı davamın arkasında duracağım. Çok gerekli olmadığı sürece çantasız gezmeye devam edeceğim!