En kapsamlı kişisel gelişim dergisi Pozitif'in ikinci sayısı çıktı!

Sözcüklerinize inanın dileklerinize güvenin
Olumlamalar, 1920’li yıllardan bu yana düşüncelerimizi ve yaşamımızı değiştirmek için hayatımızda yer alıyor. Ancak değişimi başarmak için sözcüklerden daha fazlası gerekiyor...
Fransız Emile Coue, her sabah ve akşam hiç aksatmadan kendini şu sözlerle telkin etmiş: “Yaşadığım her gün, kendimi her yönden daha da iyi hissediyorum.” Coue, bu sözleri söylediğinde takvimler 1920’lerin ilk yıllarını gösteriyordu, tüm dünyayı derinden sarsan bir savaşın sonrasını... Coue, yaşadığı günlerde takındığı iyimser tavrını yenileyerek, bu kez de, “Birinci Dünya Savaşı geride kaldı. Şu andan itibaren her şey daha iyi olacak” demeye başladı. Yaşamı günden güne daha da iyiye giden Coue, kendi buluşu olan “kendini iyimserce telkin yöntemi”ni çevresindekilerle de paylaştı. 1920’ler çok güzel geçti, ta ki 1929’daki Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı günlerine dek...
Emile Coue’den yaklaşık 50 yıl sonra, bu kez de Louise Hay, Coue’nunkilere benzer onlarca yeni olumlamayla dikkat çekti. Ardından tespitlerine teşhis de ekleyerek, “Eğer sırtınız acıyorsa, bu, dünyada desteklenmediğinizi düşündüğünüz anlamına geliyor” dedi. Tedavi için de şu olumlamaları önerdi: “Biliyorum ki yaşam her zaman beni destekler!” Bu sayede birçok kişinin sırt ağrıları kayboldu. Doğru yerde, doğru durumda, doğru olumlama kişilerin hep yanında oldu.
Olumlama mekanizması nasıl çalışıyor?
Aklımız, dünya hakkında ne söylediğimize ve amaçlarımızı nasıl biçimlendirdiğimize karşı çok dikkatli... Kendimize güvenerek, içten bir isteğimiz olursa içinde bulunduğumuz durum değişebiliyor. Evet, bu kesinlikle sihirli bir güç... Adeta plasebo ilaçları gibi, isteklerimizin gerçekleşmesi bize kendimizi iyi hissettiriyor.
Olumlamanın üç ana özelliği var:
' Olumlama kesinlik içeriyor. Bizi daha sağlam ve dik tutan bir güç gibi, tutku ve güçle söyleniyor.
' Olumlama birinin kendi varlığıyla uyumlu oluyor. Onun hayatınızdaki bir an ya da yaşamınızın bir bölümündeki duruma uygunluğunu hissediyorsunuz.
' Olumlamanın, olumlamayı gerçek yapmak için evrensel enerjiyi çeken bir çeşit manyetik gücü bulunuyor.
Olumlamalar neden çalışmaz?
Gazetede son piyango talihlisinin her sabah aynaya bakıp, “Piyangoyu kazanacağım!” dediğini okudunuz. “İşte!” diye düşünüyorsunuz; “Belki de güçlü niyetler işe yarıyor”. Sonra birkaç milyon insanın aynı şeyi söylediğini ve biri dışında, hepsinin yanıldığını fark ediyorsunuz. İyi ama hangimizin sonuçlanmamış dileklerden oluşan bir geçmişi yok ki? Belki birçoğumuzun sabrı zorlandı ve kırıldı bu yolda. Hatta şu anki durumun acımasız gerçeklerini uzun bir süre yok sayarak, ardından kendi düşüncelerimize de inanmayacağız… Peki şu ana kadar yanlışlık yapmış olabileceğinizi düşündünüz mü? Belki de doğru şeyi dilemiyordunuz. Olamaz mı? O yüzden tekrar deneyin... Ve tekrar... Ve tekrar...
Olumlamalara başladıktan kısa bir süre sonra istediklerinizi aslında hak etmediğinizi düşünecek, koyduğunuz hedeflerin işe yaramaz olduğu fikrine kapılacaksınız. Olmasını istediğiniz bir şey düşünün. Siz daha nasıl olacağını biçimlendiremeden, düzinelerce aykırı düşünce ortaya çıkacak: Kendini suçlama, böyle hedefler belirlediği için kendisiyle alay etme, geçmiş başarısızlıkların tekrar tekrar hatırlanması gibi... Bunları üzüntü kaynağı değil de, dikkat dağılması olarak adlandırırsanız, emin olun kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Gerçek şu ki, olumlamalar işe yarar ve işe yaraması gerekir; yeter ki siz bunları uygulama konusunda daha akıllı olun.
İki olumlama örneği
Olumlamaları kullanırken başarılı olmada size yardım etmesi için aşağıdaki iki şeklini ayırt etmelisiniz:
“Bu sahip olmak istediğim şey!”
“Bu hissetmek istediğim şey!”
“Bu sahip olmak istediğim şey!”

Söz gelimi, 5 milyon dolarlık bir ev istiyorsunuz. Peki o eve sahip olmak size mutluluk getirecek mi? Yoksa sadece sahip mi olacaksınız?
Bizler modern yaşamda bazı şeylerin mutluluk getireceğini düşünmeye şartlandırıldık. Reklamın amacı da bu değil mi? Müşteriyi, mutluluk getireceğini düşündüren bir spor araba, değişik giysiler, gerekli gereksiz cihazlar ya da yeni bakım ürünlerini düşünmesi için hipnotize etmek... Peki tüm bunlar bizi kandırmaya çalışırken, her şeyden daha önemli olan nasıl hissettiğimizi kontrol etme yeteneği bize neden öğretilmiyor?
“Bu hissetmek istediğim şey!”
Ağırbaşlılık, pozitiflik veya size yönelmiş olan sevgi... Bunların hangisi daha değerli? Kendimizi bizim dışımızda, etrafımızdan birinin veya bir şeyin mutluluğumuzdan, iç huzurundan veya refahından sorumlu olduğumuzu hissetmeye şartlandırılıyoruz. Hiçbirimize ne hissettiğimizi kontrol etme yeteneği öğretilmiyor. O nedenle kendinize, “Şu anda doyasıya yaşıyorum ve seviyorum” ya da “Burada mutluyum, özgürce yaşıyorum” gibi olumlamalar belirleyin. Bunlar, hoş olmayan bir tecrübeyle yüzleşirken verilebilecek güçlü cevaplar olabilir.
Unutmayın ki düşüncelerinizin süzgecini değiştirebilirsiniz. Bu sayede hayatın zorluklarına, neşe ve huzurla karşı koyabilirsiniz. 
Bir dakikalığına sizin için sinir bozucu olan durumları düşünün. Sonra basit bir ben ifadesi oluşturarak, banyodaki aynanıza ve arabanızın gösterge paneline yapıştırın. Gönderme yapın, okuyun, tekrar edin: Alışkanlık kalıbınızı değiştirin ve dış etkenlere bakmadan, size daha fazla neşe ve mutluluk getirecek olan olumlamayı yaratın. Sinirinizi bozan ve sürekli karşınıza çıkan olayları doğru konumlandırarak onlardan korunabileceğinizi unutmayın. Bunun için kendinize basit bir ifade bulun ve bu olumlamayı düzenli olarak, her gün kullanın. Göreceksiniz, karşılaştığınız davranış tamamen değişecek...