Kadın olarak çalışmak

Bu yazımda sizlere çalışan kadınların iş hayatındaki sıkıntılarının genel olarak hukuka yansıma biçiminden bahsedeceğim.

Birkaç seri halinde olmasını planladığım bu yazı giriş niteliğinde olacak ve daha sonraki yazılarımda iş yerindeki cinsel taciz, psikolojik şiddet ve gebelik, analık haklarının kullandırılmamasından kaynaklanan sorunlardan bahsedeceğim.

Fakat öncelikle, kadın olarak çalışmanın temel sıkıntılarından bahsetmek istiyorum.
Bence kadınların çalışma hayatındaki birincil sorunu, bulunduğu yerde kadın olarak varlığını devam ettirememek. Kadın olmanın dezavantajını gören tüm kadınlar yavaş yavaş cinsel kimliklerinden uzaklaşırlar. Örneğin kariyerli kadınlar hep erkeksi tavırlara sahip olmakla eleştirilirler. Bu çok doğrudur. Ben de dönüp bazı hareketlerime baktığımda öz eleştiri yapmak gerekirse maskulen tavırlar sergilediğimi görmüşümdür.

Çünkü kendimi korumak istiyorum. Kadın kimliğime saygı duymayan insanlara, cinsiyetimi ikinci plana attırarak karakterime saygı duymasını sağlamaya çalışıyorum. Bu benim korunma mekanizmam ve bu konuda asla yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum. Çünkü hepimiz erkeklerin her zaman daha iyi iş insanı olacağı, kadınların narin, kırılgan, alıngan ve daha az becerikli olduğu yanılgısı karşısında kadınların da en az erkekler gibi atılgan, girişken ve başarılı olduğunu ispat etmek her şeyden önemlisi, taciz edilme tehdidine karşı ‘bana sakın yaklaşma’ mesajını vermek amacındayız.

Ben bunu aynı, karşısındaki erkek, kendisine asılmasın diye sevgilisinden, nişanlısından ya da kocasından bahsetmek zorunda kalan kadının çilesine benzetiyorum. Maalesef öyle zamanlar oluyor ki karşımızdaki erkek durdan, yapmadan, etmeden asla anlamıyor ve bizi kurtarmak yine bir erkeğin cismine, ismine kalıyor. Kurtuluşu bir erkeğin isminin salacağı korkuda arıyoruz. Bu acı duruma hepimiz karşı çıksak da koşullar zaman zaman bizi buna mecbur ediyor.

Tüm kadınların böyle olduğunu söylemek yanlış olabilir elbette. Ama pek çok kız kardeşimin bana hak vereceğini biliyorum. Çünkü hepimiz bir noktada kendimizi korumak için ya da yaptığımız işin değerinin sadece cinsiyetimiz nedeniyle azaltılmasını istemediğimiz için kendimizi cinsiyetsizleştirmeye ya da daha erkeksi davranmaya çalışıyoruz.

TedX İstanbul’da yaptığım ‘Ben Bir Kadınım’ adlı konuşmamda özellikle vurguladığım bir konuydu bu. Erkek avukat isteyen insanlara en az bir erkek avukat kadar başarılı olabileceğimi, işlerini layıkıyla yapabileceğimi ispatlamak için senelerce didindim. Gebeyken “Sen hamilesin, çalışamazsın biz kendimize başka avukat bulalım” diyen müvekkillerime gebeyken de gayet iyi çalışabileceğimi ispat etmek için üst seviyede efor sarf ettim. Kimine gebeliğimden bahsetmedim ki işlerimi kaybetmeyeyim.

Biz kadınlar iş hayatına erkeklerden çok daha geride başlıyoruz, sürekli olarak ayrımcılığa uğruyor, aynı yetenek ve becerilere rağmen daha düşük maaş ve düşük konumlara razı oluyoruz. İşten çıkarılmalardan önce gözden biz çıkarılıyoruz. İş yerinde taciz ediliyor, tacize karşı çıkınca işten çıkarılıyoruz. Tüm bunların karşısında kendimizi korumak için içgüdüsel olarak erkek gibi davrandığımızda da kadınlığını kaybetmek ve erkek gibi davranmakla suçlanıyoruz.

Herhalde hayatta en istemeyeceğim şey erkek olmaktır. Kadın olduğum için öyle mutlu ve gururluyum ki kimin ne dediğinin de pek bir önemi kalmıyor benim açımdan. Unutmamak gerek ki tecavüze uğrayıp öldürülen bir kadının arkasından ‘Onun da orada ne işi vardı’, ‘E o da öyle giyinmeseydi’ diye konuşulan bir ülkede tüm kız kardeşlerime, haklarında ne dediklerini ne konuştuklarını çok da önemsememelerini tavsiye ederim. Zira  kadını her zaman haksız çıkarmak için bir şey bulup konuşacaklardır.

Bunlara ek olarak en üst düzeyde görev alanından en alt seviyede çalışanına kadar erkekler bir araya gelince rahatlıkla bir ‘erkek muhabbeti’ çevirebiliyorlar, her saat ve her mekanda kolayca yiyip içebiliyor maça gidebiliyorlar. Kadın çalışanların buna dahil olması her zaman o kadar da kolay olmayabiliyor. Bazen kadınların hayatındaki erkekler buna mani oluyor, bazen ev işlerindeki iş bölümünde tüm yük kadının üzerinde olduğundan, kadın zaten evdeki iş ve çocuktan bir iş yemeğine vakit ayıramıyor, bazen de bu iş yemeklerine davet gerçekten iş maksadıyla olmadığından ya da olmayabileceği korkusundan kadınlar bu davetlere katılmıyor.

Bugünlerde bu sıkıntı azalsa da kadınların iş hayatında sosyalleşmesi erkeklere göre daha sıkıntılı gerçekleşiyor. Meslek yaşantımın başlarında girdiğim her ortamda isteyenlere kartvizit vererek iş bağlantılarımı genişletmek, daha çok müvekkil ve çevre edinmek istesem de o kartlardan dönüş hiçbir zaman iş maksadıyla olmadı. Kahve içmek, yemek yemek, görüşmek maksadıyla yapılan dönüşleri hep terbiyesizce buldum ve o günden beri kartvizitlerime cep telefonumu yazmaz oldum.

Sizin de başınıza geldiğini biliyorum. Ama üzülüp sıkılmayın. Bizimle ilgili değil. İş maksadıyla iş kimliğinizi uzattığınız birisinin haddini bilmeden bunu suistimal etmesi sadece onun kişiliğini yansıtır. Bu ve benzeri meseleler yüzünden, ben, iş yaparken, yeni insanlarla tanışırken, -özellikle erkeklerle- hep normalden çok daha ciddi bir surat ifadesi takındığımı fark ettim. Çünkü güler yüzlü olduğumda, şakalar yaptığımda kadınların aksine erkeklerin beni hem daha az ciddiye aldığını hem de bir iş arkadaşından ziyade tüm cinsel kimliğiyle bir kadın gördüğünü anladım. Erkekler öyle özgüvenli, öyle her şeyin hakimi ki tüm tavırlarıyla kadınlara bunu dayatıyorlar. Ben artık bu dayatmaya karşı çıkıyor ve birlikte çalıştığım hiçbir erkeğe bana bu şekilde davranmasına izin vermiyorum.

Bir keresinde bir konferansımda bir erkek öğrenci bana aynen şu soruyu yöneltti: “Başarılı bir kadınsınız, peki özel günlerde ne yapıyorsunuz?” Sorunun neyi kastettiğini anında hafif bir tiksintiyle anlasam da anlamazlıktan gelerek “Özel gün derken yıl dönümü, Sevgililer Günü gibi günleri mi kastediyorsunuz?” dedim. Salondaki tüm kadınlar kahkahayı patlattı. Erkeklerin algısı sanıyorum yaygın olarak bu; kadınlar regl olur ve o günlerde sadece çikolata yiyebilirler, o yüzden daha çok erkek istihdam etmeliyiz(!).

Bunların nedeni doğduğumuz andan itibaren kulağımıza fısıldanan basmakalıp düşünceler ve bunlardan kurtulamayan zihinler… Kadınları iş hayatında harikalar yarattığına çok kez şahit oldum. Kadınların birbiriyle çok güzel da(ya)nıştığına ve birbirini anladığına şahit oldum. Kadınların tek ihtiyacı olan aslında önlerinin kesilmemesi. Kadınlar iş yerlerinde ya da her anda bir beyaz atlı prens beklemiyor, bazı kadınlar sadece ve sadece başarılı olmak istiyor, kariyer sahibi olmak, yükselmek adını kazımak istiyor. Bazı kadınlar da iyi bir hayat standardı için çabalıyor. Net bir şekilde bildiğim bir şey varsa kadınlar iş hayatında ötekileştirilmek istemiyor, kadın olduğu için ön yargılarda boğulmak istemiyor.

Tüm kız kardeşlerime iş yerlerinde kendisine tali unsur muamelesi edenlere karşı dik durabilme enerjisini tez zamanda toplamalarını dilerim.