Kadının ihaneti ve velayet

Toplumumuz aldatma konusuna biraz farklı bakar. İhanet, erkek için elinin kiri, kadın içinse namus meselesidir. Onlara göre erkek yaparsa kadın sineye çekmeli, kadın yaparsa erkek bu rezaleti temizlemelidir.

Erkeğin aldatması son derece doğalken kadının aldatması büyük bir namus meselesi haline getirilir. Aldatmak eylemi, o kadının bütün kişiliğini, geçmişte yaptıklarını, yapmaya muktedir olduklarını siler ve sadece aldatan bir kötü kadın olarak hatırlanmaya başlanmasına neden olur.

Bu da ikiyüzlülüğün daniskasıdır.
İkiyüzlülük olmaması için kadının ya da erkeğin ihanetine nasıl ki hukuken eşit sonuçlar bağlanıyorsa toplum nezdinde de eşit sonuçlar bağlanmalı, özellikle kadının ihaneti bir ölüm kalım meselesi olmamalıdır. Ancak o zaman adil davranıldığı iddia edilebilir.

Şu ana kadar bunu başarabilmiş değiliz. Bunu da boşanma davalarından anlıyorum.
Boşanma davalarında en sık rastladığım talep, aldatan kadının -salt aldatmış olması sebebiyle- çocuğunun velayetinin kendisinden alınarak babaya verilmesi talebidir. Bu konu özellikle toplumda çok yanlış bilinen konuların başında geliyor. Aldatan kadın dahi, sırf aldattığı için çocuğunun kendisinden alınacağını sanıyor.

Konuya en başından başlamak gerekirse şunu söylemeliyim ki bir ilişkinin ihanet nedeniyle bitmesi, ilişki bitirme biçimlerinin en acı verici halinden birisidir. Eminim, kimse aldatmayı mantıklı, onurlu ya da normal kabul etmiyordur. İhanet, hangimizin başına gelse yaralar, acıtır ve bizde unutulmayacak izler, giderilemeyen güvensizlikler bırakır.

Bu yazımda aldatmayı normalleştirdiğim asla düşünülmesin. Ben aldatmanın sonuçlarını olağanüstü olmaktan çıkarıp normalleştirmeye çalışıyorum ki kimse hak kaybına uğramasın ya da hak etmediği hakaret ve kötü muameleye katlanmak zorunda kalmasın.

Bu nedenle aldatmanın da var olduğunu ve hatta boşanma davalarında çok sık ortaya konduğunu, çeşitli delillerle ispatlanabildiği gerçeğini kabul ederek işe başlamak gerekiyor.

Bu gerçeği kabul ettikten sonra da meslek hayatımda ve özel yaşantımda öğrendiğim çok önemli şeyi belirtmeliyim ki o da, her şeyin insanlar için olduğu ve hayatın insanlara ‘asla yapmam, asla yaşamam’ dediği şey ve durumları yaptırmak/yaşatmak gibi garip bir oyunu olduğu.

Bu yüzden insanların yaşadıklarını yargılamamayı ve yadırgamamayı öğrendim. Hayatı daha iyi anlayabilmek ve sorunlara daha kolay çözüm üretebilmek için durumu öznel duygulardan ve öğrenilmiş ahlak kurallarından uzak biçimde değerlendirmek gerekiyor. Kadının ihaneti de bunlardan biri.

Kadının ihaneti çocuğunun ondan alınmasını gerektirecek bir fiil değildir. Kadının kocasına ihaneti evlilik birliği içerisinde onun kusurlu olduğunu gösterir. Kusurlu olan taraf ise karşı tarafa tazminat öder. Eğer zina sebebiyle dava açılmış ve zina ispatlanmış ise kadının edinilmiş mallara katılma rejimindeki katılma alacağı azaltılabilir.

Yani aldatma ve zina, boşanma davasında tamamen maddi sonuçlar doğurur. Davada aldatan kadına hakaretler edilmez, isim takılmaz, alay edilmez, küçük düşürülmez, şiddet uygulanmaz… İnsan haklarına aykırı herhangi bir şeyin yapılması mümkün olamaz.

Fakat aldatılan koca, ihaneti her zaman çocuğun velayeti konusunda bir silah olarak kullanır. Genelde kadınlar kendileri ile ilgili bu tür konular mahkemede konuşulmasın diye anlaşmaya yanaşarak birtakım haklarından vazgeçip çocuklarının velayetini de babaya bırakmaktalar. Bunu asla yapmamak gerekir. Çünkü ihanet nedeniyle çocuk velayetini kaybetmek imkansız değil ama çok düşük bir olasılıktır.

Bunu daha iyi anlamak için velayetin ne olduğunu iyi kavramak gerekir. Velayet çok önemli bir hak ve de aynı zamanda sorumluluktur.

Anne babası evli olmayan çocukların velayeti anneye aittir. Evli olanların velayeti ise anne babaya birlikte aittir. Ayrılık halinde ise mahkeme, çocuğun üstün yararını gözeterek velayeti kime vereceğine karar verir.

Türk Aile Mahkemelerinin velayeti her zaman anneye vermeye eğimli olduğu bilinse de çocuğun üstün yararı her zaman gözetilir ve buna aykırı bir karar verilmez.

Peki ne demektir çocuğun üstün yararı?
Çocuğun üstün yararı, anne ve babanın birbiri ile olan kavgasından bağımsız olarak çocuğun en huzurlu, en mutlu, en güvenli olacağı ortamın belirlenmesi demektir. Çocuk en iyi nerede bakılacaksa orası çocuk için hayırlı olacaktır. Örneğin bir anne madde bağımlısı ise sadece anne olduğu ve çocuk küçük olduğu için anneye verilmeyecektir. Ya da annenin açık biçimde çocuğa şiddet uyguladığı anlaşılmışsa çocuğun velayeti anneye verilmeyecektir.

Bir baba çocuğa anneden daha iyi baktığını ve bakacağını mahkemeye ispat ederse, çocuğun üstün yararına göre babayla kalması daha iyi olacağından velayet babaya verilecektir. Ama anne ile kalmasının da daha iyi olmayacağı yönünde mahkemede iyi bir inanç oluşturmak gerekiyor.

Eğer anne fuhuş yapmıyorsa, annenin ispat edilmiş bir madde bağımlılığı, psikiyatrik tanısı yoksa, çocuğuna şiddet uygulamıyorsa o çocuğun velayetini anneden almak güç olacaktır.

Peki kadın kocasını aldatırsa ne olacak?
Kocasını aldatan, başka bir erkekle ya da birden fazla erkekle evliyken ilişki yaşayan kadından çocuğun velayeti alınamaz mı?
Aldatma, kadın ya da erkeğin, karısına ya da kocasına karşı işlediği kusurdur; çocuğa değil. Yukarıda söylediğim gibi ihanetin, kusurlu olan açısından maddi sonuçları vardır ama iyi bir anneden çocuğunu almak için yeterli olmayacaktır.

Kadın çocuğu sevgilisiyle tanıştırsa bile velayet alınamaz mı? Hayır tabii ki! Bu kadın eşini aldattığı kişiyle ya da bir başkasıyla boşandıktan sonra evlenebilir. Hayat devam ediyor neticede. Bunu da çok sık görüyorum. Kadının ya da erkeğin eski eşi yeniden evleniyor ve çocuğu, evlendiği kişiyle aynı evde yaşıyor ya da yaşayacak diye diğer taraf velayeti almak istiyor ama velayet öyle hızla ve kolaylıkla değiştirilecek bir şey olmadığı gibi bu sebep de geçerli bir sebep değildir.

Kadın ya da erkeğin evlendiği kişinin çocuğa şiddeti ya da istismarı geçerli bir velayet değişikliği sebebi olabilecekse de eski eşin kıskançlığı ya da hazımsızlığı bunlardan birisi olmayacaktır.

Tüm bunlar ışığında açıkça şunu söyleyebiliriz: Kadın aldattı diye çocuğunun velayetini kaybetmeyecektir. Kaybetmesi için ihanetin yanında geçerli bazı sebepler de olmalı; çocuğuyla ilgilenmemesi, çocuğa iyi bir bakım sağlamaması, şiddet göstermesi gibi. Eğer bunlar yoksa, bir anneden sırf kocasını aldattı diye ya da başkasıyla evleniyor ya da birlikte yaşamaya başladı diye çocuğunun velayeti alınmayacaktır.

Haklarımızı bilmek biz kadınlar için en büyük güç ve silahtır. Faydalı olması dileklerimle…