Tatlı gülüş! -Merve Dizdar-

Masumlar Apartmanı dizisinin Gülben’i, birçoğunuzun sevecen, masum ve çocuksu ‘üzümlü keki’. Merve Dizdar’ın hayalci bir gerçekçilik ile akıp yolunu bulan hikayesi; en arındırılmış̧, en saf haliyle karşınızda! Merve Dizdar kimdir? Yakından bakalım...


Onunla kurduğumuz organik bağ, asla tesadüf değil. Merve Dizdar, Yutmak oyunundaki performansıyla 2017’de Afife Jale En Başarılı Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Ardından Alice Müzikali’nin Kedi’si olarak çıktı sahneye. Şimdiyse Masumlar Apartmanı’nın Gülben’i olarak, özünde muziplikten de kopmayan bir karanlıkta izliyoruz onu. ‘Hayat tam da böyle’ dedirten, iyisiyle kötüsüyle kendi hayatlarımızın da anlam ufkunu genişleten, çarpıcı bir realitenin arasından, tüm duyguların derinliklerinde bir deniz yıldızı gibi parlıyor izleyicinin kalbinde Gülben ve ardındaki Merve Dizdar...

RÖPORTAJ: SİMAY ENGÜR
FOTOĞRAF: CAN BÜYÜKKALKAN
STYLING: ŞEYDA SÖZÜER

Onu ister tiyatro sahnesinde, ister Eltilerin Savaşı filmindeki Gizem rolüyle beyaz perdede, ister televizyonda tanımış olun; Merve Dizdar’la kurduğunuz o incelikli bağ, röportaj esnasında kendisinin söylediği sözlerde gizli: “Sanatçı seyircisiz, seyirci de sanatçısız olamaz. Bu yolculukta beraber ilerlenir. Seyirciye saygım sonsuz, keza onlar da gayet kibar ve ince. Böyle olmalı. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanıyor sanat. Ve aslında her şey...” Merve Dizdar, oyunculuğu her şeyin en üstüne koyuyor; ancak bunu sanatın ‘ulaşılmazlıkla’ sık dokunmuş kumaşından değil, tam aksine sanat sayesinde ‘herkes olabilmeyi’, değişimi ve başka biri olmanın özgürlüğünü hissetmeyi sevdiği için yapıyor. Sohbet ederken aslında ketum ve duvarları olan bir yapısı olduğunu dile getirse de; bir oyuncu olarak her karakterle barışık, her rolü bu denli yaşayan ve hatta ‘o olan’ bir ruh için duvarlardan pek söz edemeyiz bana kalırsa... Peki, bizim gözümüzden Merve Dizdar kimdir? Başıboş gururdan, ödünç alınmış naziklikten, devralınmış ‘ünlü’ kavramından çok ama çok uzakta; ‘keşke biraz kendim gibi davranabilsem’ dediğiniz anlarda hayal ettiğiniz o cesur hamle, Merve. Sizin de onun bu arındırılmış, pirüpak gerçekliğini çok sevdiğinizi biliyoruz ve işte bu yüzden kocaman gözleri ve kocaman gülüşüyle bir ilk kapak hikayesinde Merve Dizdar’la buluşuyoruz. Heyecanlı heyecanlı anlatmaya başlıyor...

Masumlar Apartmanı, son zamanlarda televizyonun başına gelen en güzel şeylerden biri. Tüm karakterler, seyirciyle bağ kurmayı başarsa da Gülben deyince, özellikle sosyal medya yorumlarında ‘Ah Gülben, üzümlü kekim’ samimiyetinde bir bağ söz konusu... Bunun nedeni Gülben’in Masumlar Apartmanı’nın en masumu olarak görülmesi mi sizce?

Evet, çok güzel tepkiler geliyor. Çok mutlu oluyoruz. Ne mutlu bize. Seyircilerimize çok teşekkür ederim bu vesileyle. Fakat tek masum Gülben mi ki? Bence Masumlar Apartmanı’nda herkes masum. Herkes hüzünlü, herkes dertli. Aynı zamanda herkesin karanlık tarafı var. Siniri, hırsı, öfkesi, umudu... Yani herkes gerçek. Bence çok sevilmesinin sebeplerinden biri bu. Karakterlerin hepsi yaşıyor. Hepimiz izlerken bir yerlere gidiyoruz, başka anılara... Herkes masum o yüzden. Kimsenin suçu yok ama aslında hepsi suçlu... Bu bir zincir ve bana sorarsanız kırılması gerekiyor. Kendimizi iyileştirebilecek güç bizde var; kendine inanmakla başlıyor.

Aslında diğer kardeşlerde olduğu gibi Gülben de çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalmış ve bu yüzden de hep çocuk kalmış. Büyürken pek çok eşikten geçiyoruz, belli ki Gülben’de bu eşikler kocaman bir boşluk... Siz ne dersiniz?

Hepsi, sevgi eşiğinde takılıp kalıyor. Sadece bu sevgisizlik hepsinde farklı tepkilerle ortaya çıkıyor. Gülben, ortanca çocuk. Ortanca olması gibi, hayatta da hep arada kalmış bir karakter. Tüm duyguları bastırılmış. Kimse onu dinlemiyor, ciddiye almıyor. Yok sayılmak, o kadar ağır bir şey ki... Kendini var etmeye çalışıyor. ‘Ben de buradayım beni de görün’ çırpınışları o kadar net ki... Bu yüzden de çocuk gibi. Aklı, hep başkalarından almış. Özgüveni, hiç yok. Saf, iyi niyetli. Kimse üzülsün istemiyor; ama en sevdiğim özelliği, bu kadar sevgisiz büyüyen bir insanın sevgiye bu kadar inanması diyebilirim. İnancına, hayallerine, cesaretine bayılıyorum. Ben bile şaşırıyorum bazen. Bu kadar cesaretli olabilir miydim? Bilemiyorum. O yüzden Gülben, çok özel bir insan. Çok gerçek, çok iyi.

Gülben gibi oyuncaklarla dolu bir odada, bir nevi gerçek dünyadan koparak hayal dünyasında yaşamak; aslında sınırsız bir özgürlük sağlıyor olmalı. Ta ki gerçekler, bu hayal bulutunu dağıtana dek... Sizin hayallerinizin, özgürlüğünüzü kısıtlayan gerçeklerle ilişkisi nasıl?

Ben hayal kurmaya bayılırım! Hep öyleydim, küçüklüğümden beri. Hatırlıyorum bazı oyunlarımı, inanılmazlar. O kadar inanıyorum ki yarattığım o oyuna... Çocukların yarattığı oyunlar şahane bence! Bu bende büyüdükçe de devam etti. Sadece şöyle bir değişim oldu: Gerçekliğe yakın, gerçek olabileceğine inandığım hayaller kurdum hep. Yani oyuncuyum ve bir pilot olmayı hayal etmedim. Oyuncuyum ve ‘daha iyi nasıl oynayabilirim’i hayal ettim... Kendimi sahnede hayal ettim, dizide, beyaz perdede... O yüzden özgürlüğümü kısıtlayan gerçekler yok. En azından iş özelinde. Özel hayatımda ise çok düşünmüyorum bunu. Geçmişle çok bağlantılı bir insanım ben. Severim geçmişi ama bazen geçmişi, geçmişte bırakmak gerekir. Şu an buradayım ve bu yolculuğun tadını çıkarıyorum. İyisi iyi, kötüyü de içimde halledip iyi etmeye çalışıyorum. Kolay değil tabii ama ne kolay ki...

Kadın ya da erkek fark etmez, geçmiş yıllarda güzellik ‘kusursuzluk’ olarak görülüyordu. Şu anda özellikle seyirci tıpa tıp aynı görünen kusursuzluktansa, doğal oyuncuları takdir ediyor ve hatta bu kez de estetikli, kaslı oyunculara karşı sert eleştirilerde bulunuyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kimse kimseyi yargılamamalı. Kimseyle kıyaslamamalı. Ben Merve kişisi olarak, kusursuzluğa inanmıyorum zaten. Herkes kusurlu ve herkes mükemmel bence. İnsanı, tipine göre ayırmıyorum. Kişi nasıl görünmek istiyorsa, öyle görünür. Ama oyuncu Merve olarak; bugün bir rol gelir kaşımı alırım, bir rol gelir sarışın olurum, bir rol gelir saçımı kestiririm, bir rol gelir kilo alırım. Oyunculuğun keyfi burada. Karakter neyi gerektiriyorsa, o olmaya çalışmalısın. Oyuncu olarak görevimiz daha iyi görünmek, daha güzel olmak, daha zayıf ya da kilolu olmak değil; karakter inşa etmeye çalışmak. Her anlamda ‘o’ olmak. Bizim işimiz bu.

Röportajın tamamı Elele şubat sayısında….

Kapağında Merve Dizdar’ın yer aldığı Elele şubat sayısı çıktı!