Minimal bir moda evi

Minimal bir moda evi

Yaşadığınız yeri güzelleştirmek, dönüştürmek ve akıllı dekorasyon fikirleri edinmek için Ayşecan Tatari Tepeli’nin yaşayan ve konforlu dairesine davetlisiniz.

Fotoğraf: Nurdan Usta
Röportaj: Simay Engür


Geçtiğimiz sezon Ayşecan Tatari’yi hem İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndaki oyunu Hastalık Hastası’nda hem de kendisi gibi oyuncu eşi Edip Tepeli’nin yönettiği Red Light Kışı’nda izledik. Bu yoğun dönemin ardından inzivaya çekildiği, bir yandan da yeni oyun çevirileri yaptığı Moda’daki evine konuk oluyoruz.



Bu evi görür görmez size ‘işte bu!’ dedirten özellikler nelerdi?

Tam olarak ne olduğunu anlatamam ama doğru evin o olduğunu hissedebilirsiniz. Bu evin gördüğü gökyüzü miktarı, aldığı ışık, eski apartmanlara özgü büyük pencereleri ve ferahlığı beni cezbetti.

Taşındığınız günden bugüne evde ne gibi değişikliklere gittiniz?
Genel olarak yapmaktan hoşlandığımız şeylere göre alanlar yarattık. Bundan önceki evimiz Galata’da 45 metrekarelik, 1+1 bir daireydi. Buraya gelip elimizdeki bütün eşyaları yerleştirdiğimizde bir futbol sahası kadar boş alan kaldı. Bir yemek masamız yoktu örneğin. Evin dekorasyonu tamamlanmış sayılmaz; çünkü eve bir şey almadan önce onu görüp vurulmam gerekiyor. O yüzden kitaplarımız hala kolilerde duruyor.


• Ev palmiyesini çok yakın bir arkadaşım hediye etti; Aslı’nın Bahçesi diye bir yerden…
• Zeytune ise çok sevdiğim bir mum markası, Kanyon Souq dükkandan aldım.
• Bakır tepsi ve üzerindeki pirinç mumluk, anneannemin bakırları arasından yeni bulup cilalattığım aile yadigarları.
• Buda heykelini, geçen sene evlenen arkadaşlarım balayından, Bali’den getirdiler.


Dekorasyon zevkinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Eve ilk taşındığımızda koşullar yüzünden tanıştığım boşluk hissini zamanla çok sevdim. Benim için yaşayan bir ev olması ve konforun ön planda tutulması en önemlisi. Bir tarzın ya da akımın peşinden gitmektense, beğendiğim şeylerin bir araya gelmesinden hoşlanıyorum. Mesela burada annemin evinden gelen eşyalar da var; bence bu yaşanmışlık hissini arttırıyor. Ancak illa bir tarzdan bahsetmem gerekirse 20’nci yüzyıl İskandinav tasarımlarından hoşlanıyorum.



Yaşadığınız atmosferde neler ön plana çıkıyor?
Bu atmosferi yaratırken en büyük ilhamım annem ve babam oldu. Her ikisinin tarzından da ne kadar etkilendiğimi bu evi dekore ederken fark ettim. İlhamlarının yanı sıra bana bu eve taşınırken annemin hediye ettiği tablolar, abajurlar ve babamın bize hediye ettiği babaannesinden kalma vazolar, antika karaf ve kendi çocukluğundan kalma radyo da benim için evin en vazgeçilmezlerinden. Bir de çocukluk hayallerimden ilham aldım sanırım; uzun masalarda kalabalık sofralar.