İyi kızlar cennete, kendi olanlar her yere!

Alışılagelmiş doğrular, doğru kabul edilen sınırlar ve başkalarının doğrularına göre kendini sınırlayan kadınlarla yola çıkıyoruz. Kendi olma cesareti ile ‘iyi kız sendromu’nu karşı karşıya getiriyor ve güvenli limanlardan ayrılıyoruz.


Alışılagelmiş doğrular, doğru kabul edilen sınırlar ve başkalarının doğrularına göre kendini sınırlayan kadınlar. İyi kız sendromu, genç kadınların ruhuna yavaş yavaş işliyor ve onları güvenli bir limanda savunmasız bırakıyor. Biz de kadınlar için en iyisini düşündük ve en iyisinin kendi kararları olduğunda karar kıldık. Elbette, bu kesin bir sonuç değil, çünkü tahmin edeceğiniz üzere son ve mutlak karar güçlü kadınların!

Yazı: Baran Alışkan

İyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir anne, iyi bir çalışan, iyi bir patron ve iyi olan diğer sosyal roller… Kadınları ‘iyi’ sıfatının altında kategorize eden; kibar, şefkatli, anlayışlı, neşeli ve yardımsever olmanın ideal görülmesi sonucunda ‘iyi kız sendromu’ ile tanışıyoruz. Büyük çoğunluğumuzun bildiği, bazılarımızın henüz fark ettiği ve hepimizin öğrenmesi gereken ‘iyi kız olma’ durumu üzerine söyleyecek bazı sözlerimiz var.

İÇSELLEŞTİRİLEN BİR DAVRANIŞ

Küçük yaşlarda bir kız ve bir erkekle karşı karşıya olduğumuzu hayal edelim. Erkek çocuğunun davranışları ve hataları, büyük bir coşkuyla hayatı deneyimlemeye çalışması olarak yorumlanması kuvvetle muhtemel. ‘Aslan oğlum!’ yakıştırmasının yanı sıra ‘afacan, hareketli veya maceracı’ olarak da yorumlanabilir.

Kız çocuğu ise ‘prensesim’ ile başlayan ve ‘uslu, hanım hanımcık, akıllı’ sıfatlarıyla yüzleşmeye hemen o anda başlayacak. Bu iki farklı yaklaşımın bize özel olduğunu düşünüyorsanız, üzülerek belirtmeliyiz ki coğrafya fark etmeksizin tüm kadınların ilk yıllarını özetliyor. Henüz küçük yaşlarda toplumun bilerek ya da bilinçli olmayarak öğrettiği ‘iyi biri olma’ durumu bazılarımız için bir yaşam tarzına dönüşüyor. ‘Good girl complex’ veya ‘nice girl syndrome’ olarak da bilinen ‘iyi kız sendromu’ genç kadınlar tarafından içselleştirilen yaygın bir davranış şekli olarak karşımıza çıkıyor.

Toplum, kadınlara makbul biri olmayı ve kerameti kendinden menkul standartlara göre ideal biri olmasını öğretiyor. Uzun yıllar süren bir kendinden ödün verme, başkalarını memnun etme ve kendini ikinci plana atma hali de böylece başlıyor. Bunun sonucunda kendi kişiliğini tam olarak öne çıkarmaktan çekinen ve güvenli bir limanda yaşamaya devam eden kadınlarla tanışıyoruz. Stanford Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmada, katılımcılardan kadın ve erkekleri tanımlayacakları sıfatları sıralamaları istenmiş. Sonuçlara göre, erkekler iddialı, baskın, bağımsız ve kararlı gibi görece güçlü anlamlara gelen sıfatlarla tanımlanmış. Kadınlarda ise şefkatli, sıcak, neşeli, tatlı dilli ve sadık gibi daha yumuşak sıfatlar sıralanmış. Bu çalışmayla katılımcıların iki cinsiyeti birbirinden farklı noktalarda konumlandırdıklarını görmüş oluyoruz.

BEKLENEN NORMAL

Toplumsal cinsiyet rolleri, tüm kısıtlayıcı tavrıyla hayatın farklı anlarında karşımıza çıkmaya devam ediyor. Uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele verilse de hayatın her hücresine sızmış ve ataerkil düşünce tarzıyla örülmüş bir dünyada başarıya ulaşmak o kadar da kolay olmuyor. Küçük yaşlardan itibaren oturup kalkma tavrından oyun oynama şekline, yaramazlıktan giyim tarzına kadar iyi bir kız olmak için öğütler havada uçuşuyor.

Kız çocuklarından beklenen ‘normal’, kısıtlayıcı ve aşırı bir hal alıyor. Ardından okul çağında ‘uslu ve akıllı kızımız’ iyi notlar alan, tertipli, öğretmenlerine sorun çıkarmayan bir öğrenciye dönüşecek. Süregelen yıllarda iyi notların yanı sıra, yüksek puanlar alarak iyi okullarda okumalı, aksi durumda evlilik çağının geldiği hatırlatılmalı. O döneme dek varsa sevgililerine karşı da sadık, sorun çıkarmayan ve burnu havada olmayan biri olmalı. Evlendiğinde evi çekip çevirecek, fedakarlık yapacak ama talepkar da olmayacak, müsaade edilirse kariyer yapacak ama aynı zamanda mutlaka çocuk bakacak, yatak odasında erkeğini memnun edecek ve tabii yuvayı da dişi kuş kontenjanından bir arada tutacak. Kendinden başka herkes için yaşayan, kendini ikinci planda tutan ve toplumun ideal belirlediklerini yerine getiren biri. Peki, iyi bir kız mı? Onlara göre şüphesiz, ya kendine göre?

GÜVENLİ ALAN ARAYIŞI

Tanıdık hikayedeki kadın, tüm bu yaşadıklarını mevcut şartlarda ‘aslında yapmam gerekenler’ olarak yorumlayabilir. Bir başka kadın ise ‘iyi, ideal ve makbul’ sıfatlarını kazandığı için toplumda kendine güvenli bir yer bulabilir. Her ikisinde de göze batmamak ve sıradan biri olabilmenin mücadelesi aslında. Hatta bunu bir güvenlik arayışı olarak da görebiliriz. Tüm bu kurallara, kalıplara, standartlara, ideallere, sözde ‘olması gerekenlere’ karşı çıkan bir asi olmayı kim ister? Biliyoruz, bazılarımız bunu yapıyor. Belki diğerlerine de ilham oluyor, kim bilir?

Klinik Psikolog Hülya Filipov’a göre, toplum ve sosyal çevre yani ‘normatif’ sistemin aslında hepimiz üzerinde biz doğmadan bir beklentileri taşıdığı görüşünde. “Ataerkil toplumlara baktığımızda bu tip toplum ve ilişkilerde kadınlardan beklenen ‘normal’ davranışlar vardır. Bunlar ‘normal’ olsa da aslında aşırı ve ağır bir yüktür. Kadınlar üzerinde bu beklenti kadınlarda baskı uyandırıyor ve kendisine olan geri bildirimlerle yorucu ve içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Sanırım en çok ‘kendi arzularımız’dan feragat ediyoruz. Çünkü çok açık bir şekilde insanların beklentilerine göre hareket ediyoruz. Başkalarının bizim için kurduğu hayatı yaşıyoruz gibi geliyor bana. Tek yararıysa toplum tarafından kadınların yaptıkları ve düşünceleri böylece sorgulanmıyor ve ‘rahat’ bırakılıyor. Çünkü onlara aykırı ya da onların yararı olmayan hiçbir davranış sergilemiyorsunuz; hepsi bu kadar. ‘Bencil’ değilsiniz ve ‘bencil’ etiketini almadığınız sürece de yalnızlık cezasına çarptırılmanız mümkün değil.” Böylece ‘iyi kız’ olmanın sağladığı sözde avantajları da görmüş oluyoruz. Onay alma arzusu toplumun zihinlerimize yerleştirdiği bir görev gibi…


Uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele verilse de hayatın her hücresine sızmış ve ataerkil düşünce tarzıyla örülmüş bir dünyada başarıya ulaşmak o kadar da kolay olmuyor.

KURTARILMAYI BEKLEYEN PRENSES

Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlardan bazıları neden böyle hissediyor? Çünkü otorite olarak belirlediği kişi ya da grupların (aile gibi) doğrularını bir onaylanma biçimi olarak görüyor ve iyi kız sendromu kendini bu noktada yeniden belli ediyor. Bu yıl vizyona giren Happiest Season adlı filmde, politikacı bir baba ve kızlarının öyküsüne tanıklık ediyoruz.

Tüm hayatını siyasi bir kampanyaya gibi yaşayan aile, toplumun takdirini kazanmış örnek bir ailedir. Fakat işler pek de göründüğü gibi gelişmez elbette… Kampanya sürecinin sonuna doğru patlak veren olaylarla ailenin tüm fertlerinin aslında bir imaj uğruna sahte bir hayat yaşadığı ortaya çıkar. Ailenin büyük kızı kendisini aldatan kocasından ‘elalem ne der?’ düşüncesiyle boşanamaz, ortanca kızı cinsel yönelimini açıklayamadığı için başka bir ilişkiye zorlanır, küçük kız ise ebeveynleri tarafından diğerleri kadar zeki bulunmadığı için hep görmezden gelinir. Tüm bu yaşanan trajedinin tek sebebi aileden dışlanmamak ve ‘iyi kızlar kulübü’nden atılmamak. Filmin sonunu tahmin etmek mümkün olsa da yaşamın içinde her an rastladığımız bu senaryo her zaman mutlu sonla bitmiyor maalesef.

SENDROMDAN KAÇIŞ PLANI

Pencereyi şöyle bir açtığımızsa içeriye dolan temiz hava gibi yeniden başlangıçların da elbette mümkün olduğunu hissediyoruz. Psk. Hülya Filipov, kendi arzu ve isteklerinizi deneyimleme, kendinize fırsat verme yani kendinize dönmeyi deneyimlemekten bahsediyor: “Bence en önemli olan kendi terapinize başlamak. Bu süreç kendinize ait oluşturacağınız ilk sınır, alan deneyimi olabilir ve bu süreçle birlikte kendinizi çözümleme fırsatınız doğabilir. Zor bir süreç olabilir; fakat kendi sınırlarınızı ve arzularınızı belirlemek sizi ‘iyi kız sendromu’ndan koruyabilir. Kendi değerinizi bulmanızın sizi bu süreçten uzaklaştıracağı kesin. İnsanları hayal kırıklığına uğratmaktan sakınmayın, sizden beklentileri olması onların konusu, sizin değil. Bu sebeple ‘hayır’ diyebilmeyi öğrenin ve ne kadar çok yaparsanız o kadar kolay olacağını görün.” Elbette yalnızca kendi terapinizle çözümü aramak şart değil. Bu noktada bir uzman desteği almak fazlasıyla doğru olacaktır. Son perdede rotamızı çizelim mi?

KENDİ GÜCÜNÜ KEŞFET

Sendromu ya kompleksi referans göstererek ‘iyi bir kız’ olmak yerine güçlü ve bağımsız biri olmaktan yana oyumuzu kullanıyoruz. Bunun için önce isteklerimizi, hak ettiklerimizi ve konumumuzu iyice değerlendirmeliyiz. Ardından, nezaket kurallarını aşan durumlara karşı ses çıkarmak geliyor. Cesaret, güvenli limandan ayrılmak için en iyi motivasyon. Kararlarınız ve kendi doğrularınız konusunda diğer herkes -olması gerektiği- gibi inançlı olun. Hata yapabilirsiniz ama kendiniz hakkında yanlış bir şey istemezsiniz. Dış etkilere açık olmak ile eleştirilere açık olmak aynı şey değil, unutmayın. Sizin hayatınız, sizin kararınız. Son olarak, ‘hayır’ deme alışkanlığı edinin. Yardım etmekte serbestsiniz ama vaktiniz oldukça ve bunu gerçekten istedikçe... Güvenli limanlardan, sözde doğrulardan ve ‘iyi kız olma’ alışkanlığından sıyrılmak için ilk adımları atıyoruz, ya sonra?

En nihayetinde yalnızca cinsiyetinden ötürü toplumda yer edinmek için çaba göstermenin bir anlamı olmadığını fark edeceksiniz. Siz, şu an yaşayan 8 milyar dünya vatandaşından yalnızca birisiniz. Yanılmıyorsak bu toplulukta yer almanın tek şartıysa hayatta olmak. Kendini daha iyi tanıyan ve sınırlarını daha iyi çizen kadınlar; yeteneklerini, değerlerini ve ruhunu açıkça ortaya koyacak, sevilmek için bir başkasının doğrularına bel bağlamadan kendinden medet umacak. Yeri geldiğinde alkışları karşılayacak, bazen nezaket timsali olacak ama duruma göre kibarlığı bırakıp yumruklarını sıkacak ve mücadeleye başlayacak. Kurtarılmayı bekleyen prensesler, ejderhayı alt edip oktan başka bir maceranın kurtarıcısı olmaya başladı. Merak etmeyin, kendi olma cesaretini gösteren herkes size bu yolda destek verecek. Yolunuz açık olsun!

İLGİLİ İÇERİKLER