Çağla Şıkel: Kıdemli bir mutlu!

Çağla Şıkel: Kıdemli bir mutlu!

Normalleşmeye gayret gösterdiğimiz bu günlerde, iç huzurundan ve pozitifliğinden şüphemizin olmadığı Çağla Şıkel’in güvenli sularında, derinlemesine bir sohbete dalıyoruz

Balerin, manken, oyuncu, sunucu ve hatta örnek bir anne olarak yıllar geçtikçe kendine yeni bir şapka daha eklemeyi ihmal etmeyen Çağla Şıkel, en çok da kıdemli bir pürneşe! Ne eksik ne de fazla; her daim kendi ayakları üzerinde durarak ‘tam’ olabilmeyi başarmış, kara kara düşünüp mutluluğu arayan değil; etrafındakiler için de mutluluk kaynağı olabilmiş bir kadın... Neredeyse iki yıldır devam eden Çağla ile Yeni Bir Gün programıyla her profilden insanın, güvenini kazanmayı da biliyor. Hırsların, egonun, kendini üstün görmenin beyhudeliğinin farkında ve bu nedenle de yıllardır ‘bizden biri’ olarak, yaygara koparmadan, telaşa vermeden, kendini yüceltmeden usul usul ‘sadece Çağla Şıkel’ olmaya devam ediyor. Sohbet esnasında “Şu anda çok başarılıyım ve bunu korumalıyım gibi bir çabam yok açıkçası. Balerin olduğum dönemde, mankenlik yaptığımda, oyunculukta, şu anki sunuculuk işinde veya anneliğimde de hep en iyisini yapmaya çalışmak; bende bir huy diyebiliriz” diyor. Onun başarısı yolun sonundaki tatmin duygusunda değil; her daim üreterek, yolda olmanın verdiği motivasyondan geliyor.



Şu sıralar nasıl bir ruh hali içindesiniz?
Açıkçası herkes gibi biraz tedirginim. Programım dolayısıyla koronavirüs gündeminin çok içinde biri olarak; bu işin bitmesinin bize bağlı olduğunu, çok büyük özveri göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda işime gidip gelebildiğim için çok şanslıyım. Çocuklarımla da 7/24 beraberim. Kariyerim açısından düşünecek olursak, tabii ki kendimi çok güçlü ve iyi hissettiğim, ayaklarımın gerçekten sımsıkı yere bastığı bir dönem diyebiliriz.

Çağla ile Yeni Bir Gün programı, koronavirüs günlerinde hemen hemen her evde izleniyor. Türkiye’de size karşı müthiş bir güven duygusu var. Bunun için en başından beri özel bir çaba sarf ettiniz mi?
Bu, çabayla olacak bir şey değil. Örnek olmak, olmamak gibi bir endişe taşımıyorum. Geldiğim noktanın en ama en büyük sırrı, yaptığım her işi gerçekten en iyi şekilde yapmak. Yani her sabah o programa gidiyorum ama her gün, her konuğa gösterebileceğim maksimum özen ve itinayı gösteriyorum. Bu herhangi bir şey olabilir, çocuğumla oynadığım oyun da olabilir mesela... Tadını çıkararak, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Tabii ki programımızın izlenirliği bizi ekip olarak da kanal olarak da çok çok mutlu ediyor. Eğer örnek olabiliyorsam ve bir güven yarattıysam insanlar üzerinde ne mutlu bana.

Uzun zamandır tutkuyla, hafta içi her sabah televizyon programı yapmanızdan yola çıkarak, ‘iş gibi hissettirmeyen’ bir mesleğe sahip olmak size nasıl hissettiriyor?
İşte o mükemmel! Yaptığın işten çok büyük keyif almak, çok güzel bir ekiple çalışmak, başarının en büyük sırrı. Çok da büyük bir lüks olduğunu düşünüyorum.

YouTube kanalınız da çok başarılı gidiyor… Bu kanal sizin için nasıl bir yolculuk?
YouTube’a başlayalı üç sene oldu. Anlatacak, paylaşacak bir şeylerim var diye YouTube kanalı açtım. Ama çok farklı bir kitleyle buluşmama sebep oldu. En önemlisi de yine hiçbir plan yapmadan, ‘ah insanlar beni tanısın’ diye bir endişe gütmeden… Sonra bir baktım ki ben aslında göründüğüm gibi görünmüyormuşum; yani insanlar beni tam olarak anlayamamış, hissedememişler. Ama YouTube’daki doğal, evde, onlarla sohbet eder gibi video’larımla birlikte beni çok daha iyi tanıdılar. Şu anda 1 milyon 100 bin aboneyi geçtik, çok güzel bir aile olduk. Bu aralar biraz yavaşladık ama önümüzdeki günlerde inşallah devam edeceğiz.

Yıllardır birçok işi bir arada yürütmenize rağmen sizin kesinlikle istikrarlı olduğunuzu söyleyebiliriz. Bir işe başlayınca istikrarlı bir şekilde devam ettiriyorsunuz. Hırslı ve rekabetçi bir yapınız olduğunu düşünüyor musunuz?
Karşıma hep kendimi verebileceğim, başarılı olabileceğim işler çıktı. YouTube da öyle oldu mesela. Sunuculuk çok hayal ettiğim bir şey değildi; ama bir anda kendimi içinde buldum ve aynı zamanda kendimi de buldum. Rekabetçi bir yapım olduğunu asla düşünmüyorum, şöyle olayım, böyle olayım, daha iyi olayım… Hırslı değilim. Bütünleştiğimi hissettiğim, ruhumu katabildiğimi hissettiğim işlerle birlikte başarı da geliyor. Yükselen bir çıta gibi düşünebiliriz bunu.



Peki, evde nasılsınız? Kuzey ve Uzay’a sorsak sizin son derece katı ve disiplinli olduğunuzu söylerler mi?
Bence söylerler! Kendi hayatımda disiplinliyim ve onlar daha küçük oldukları için evde kurduğum düzen üzerinden bir hayat yaşıyorlar doğal olarak. Ödevlerin yapılması, derslere saatinde girilmesi -şu anki online sistemden bahsediyorum- bu konularda katı kurallarım hiçbir zaman değişmedi. ‘Ya hadi tamam bugün de derse girme’ yapmam, yapmayacağım gibi de görünüyor. Ama bir bu kadar da onların istediği hayatı yaşamaları için zaman ve mekan sağlıyorum. Sınırsız oyun ve eğlence konusunda elimden geleni onlar için yapmaya çalışan bir anneyim.

Çocuk yetiştirme konusunda iyi yaptığınıza inandığınız, süper gücünüz ne sizce?
Süper güç mü bilmiyorum ama hem anne hem de oyun arkadaşı olmak. Özellikle çalışan anneler için çok zor ama ben sadece anne olmayı istemem; oyun arkadaşı da olmak isterim. Çünkü yarın öbür gün arkadaşıymışım gibi gelip bana bir şeyler anlatabilmelerini, sohbet edebilmeyi isterim. Bu dengeyi kurabilmek süper güç diyebiliriz!

Kadın-erkek eşitliği konusunda hala ciddi sorunlar var. İki erkek annesi olarak, onlarla anlayacakları dilde bu konuyla ilgili konuştuğunuz, zaman zaman öğüt verdiğiniz oluyor mu?
Evet böyle bir sorun var dediğiniz gibi. Bir kadının kendi ayakları üzerinde durabileceği, kendi hayatını güzelleştirebileceği, hiç kimseye muhtaç kalmadan hayatını sürdürebileceği duygusunu hissediyorum ve yaşıyorum da. İki erkek annesi olarak çocuklarıma, kız arkadaşlarına karşı şefkatli olmalarını, erkek arkadaşlarına davrandıkları gibi davranamayacaklarını, onların çok farklı bir yapıya ve ruha sahip olduğunu, aslında olaylarla birlikte anlatmaya çalışıyorum. Bir de karşılarında da bir kadın var... Ne kadar farklı olduğumuzu; bu yapılır, bu yapılmaz; bu söylenmez, bu söylenir gibi örneklerle çocuklarıma aşılamaya çalışıyorum.



Geriye dönüp baktığınızda kim olmak istediğinizi ve hayatta nelere önem verdiğinizi anlamak çok zamanınızı aldı mı?

Kim olmak istediğimle alakalı hiçbir zaman sorun yaşamadım. Hep çok kararlı, tuttuğunu koparan ve istediğini yapan bir kız oldum. Çocukluğumda da bu böyleydi. Hayatta nelere önem verdiğimi anlamak anne olana kadar, evet biraz karışıktı… Bazen savrulabiliyorsun gençliğinde ama anne olduktan sonra ‘evet gerçekten anne olmak için yaratılmışım, anne olmalıymışım ve iyi ki de olmuşum’ dedirten şeyler yaşıyorum şimdi.

‘Konfor alanımdan çıktım, şimdi daha çok çalışmam lazım’ diyerek risk aldığınız ve sonunda başarılı olduğunuzu düşündüğünüz bir kararınız oldu mu?
Konfor alanım balerin olmaktı. Tabii ki çok konforlu sayılmazdı ama hayatımın dönüm noktası güzellik yarışmasına katılmak oldu. Hayatım tamamen değişti ama konfor alanımdan çıkmak değil de yeni bir hayat seçmek istediğimi fark ettim. Hatta birazcık korkarak ve kendime güvenmeyerek seçtim o yolu ama şimdi ‘iyi ki’ diyorum.

Ailenizle birlikte olmadığınız zamanlarda -ve tabii ki koronavirüs henüz aramızda değilken- eğlenmek için genellikle neler yaparsınız?
Arkadaşlarımla buluşmayı çok seviyorum. Onlarla beraber akşam yemeğine gitmeyi, gece eğlenmeyi, kalabalık gruplarla birlikte sohbet edip gülmeyi… Özellikle yoğun tempoda haftada bir gün bile olsa, beni deşarj eden en önemli unsur.