Fırat Çelik ile Paris’te bir öğle saati...

Fırat Çelik ile Paris’te bir öğle saati...

Son dönemde ustaca sergilediği dans figürleri ve cömertçe paylaştığı pozitif enerjisiyle her yerde o konuşuluyor. Oyunculuk yapıyor, dans ediyor, gitar çalıyor ve aynı zamanda bir restoran işletiyor. İçinde bulunduğu her işi hakkıyla yerine getiriyor; çünkü kendini seven, öz farkındalığı yüksek ve rafine yeteneklere sahip biri O...

Fırat Çelik, uzun yıllardır tanıdığımız başarılı bir aktör. Oyunculuk yeteneği ve gizemli çekiciliği konusunda da hemfikiriz sanırım. Ekranda ilk kez tanıştığımız günden bugüne çok şey değişti. Fırat, rotasını geldiği yere yani evi olarak gördüğü Paris’e yeniden kırdı. Çünkü sürekli yeni bir şeylerin peşinde olmayı seven bir adam olarak tanıtıyor kendini. Bugünlerde Paris’te bir restoran işletiyor ve yemeğe olan tutkusunu konuklarıyla paylaşıyor. Dinamik ve fazlasıyla enerjik Fırat Çelik, her geçen gün karşımıza bir başka yeteneğiyle çıkıyor. Onu düşünürken dansı ve müziği de yanına eklemeyi ihmal etmeyin. Fransa’da yaşadığı için Skype aracılığıyla koyu bir sohbete dalıyoruz. Bahçesinde oturmuş güneşli ama serin bir günde tüm soruları açık yüreklilikle yanıtlıyor. Gözümüzden kaçmayan tek şey ise gülümsemeyi ve çok önem verdiği pozitif enerjiyi bize aktarma konusundaki ustalığı. Aramızdaki mesafeler ve sağlık tedbirleri sebebiyle kendi fotoğraflarını çekmesini rica ediyoruz. Bizi kırmıyor ve bu sayfalarda gördüğünüz ev yapımı fotoğraflar ortaya çıkıyor. Fırat Çelik’in yanıtlarda bir sürprizi var ama en azından bir ipucuna ihtiyaç duyarsanız söyleyelim: Kulaklarımızın pasını silmeye geliyor olabilir. Neyse, bizden duymuş olmayın. Gelin, ondan dinleyelim…



Hayatınızda şu an neler oluyor? Hangi dönemi yaşıyorsunuz?
Şu an bir bekleme dönemindeyim diyebilirim. İyi hissediyorum, çünkü karantina süreci bana çok iyi geldi. Kendimi ‘reset’lemeye çalıştım. Hayatla ilgili neler düşünmemiz gerektiğine dair vakit buldum.

Modellik, oyunculuk ve işletmecilik özgeçmişinizde hali hazırda bulunanlar... Gitar çaldığınız için müzisyenliği de listemize ekleyebiliriz herhalde. Şimdi de dans yeteneğinizle tanışıyoruz. Bizi daha nasıl şaşırtacaksınız?
Ben şaşırmıyorum çünkü hayatım boyunca dans ettim. Bir mekana gittiğimde beni otururken göremezsiniz. Çünkü dans, benim ruhuma iyi geliyor. Müzikle ilgili de öyle… Saz ve gitar çalıyorum ama hiç eğitim almadım. Otodidakt olduğum için gitarı elime alıyorum ve çözüyorum. O zaman çok mutlu oluyorum. Bir oyuncu müzik aleti de çalmalı, ata da binmeli ama ben bunları bir role hazırlık için yapmıyorum. Yaptığım her şeyden zevk almaya bakıyorum.

Yeğeniniz Ozan ile sergilediğiniz dans performansları karantina günlerinde tam anlamıyla olay oldu...
Açıkçası böyle bir tepki beklemiyorduk. Karantina sürecinde çoğu insanın pozitif enerjiye ihtiyacı vardı. Sanırım biz de o enerjiyi iletebildik. Ozi ile oyalanmak için böyle bir şey yaptık. Dans kaydını izlerken de ‘evet, pozitif enerji yolluyoruz insanlara.’ dedik. Öyle güzel mesajlar aldım ve o kadar tatlı bir dönüşü oldu ki... İnsanlar iyi hissetsin kaygısıyla dans etmemiştik ama biz eğlenirken insanlar da eğlendi ve biz de onlar iyi hissedince çok mutlu olduk. Ben profesyonel bir dansçı değilim ama ritmi hissettiğim anda dans, danstır derim. Ritim, ritme ayak uydurmak ve onu hissetmek benim için çok önemli. Müziğin ritmini hisseden herkes dans etmeli.

Dans performansınızda da karşımıza çıkan kendinize has enerjiniz sizi takip eden herkesi etkisi altına alıyor. Bu enerjinin formülünü öğrenebilir miyiz?
Karantina süreci kötü bir şey değildi. Biz mutsuz olalım diye karantinaya girmedik. Süreci bir seviye atlar gibi yaşamamız ve en iyi şekilde karşılamamız gerekiyor. ‘Böyle bir şey yaşandı; bunalıma gireyim’ diye bir şey yok. Ben, ‘madem böyle bir şey yaşandı bu bir fırsat ve ben ne yapabilirim?’ diye düşünüyorum. Bir şeyle meşgul olmamak benim ruh halimi kötü etkiliyor. Muhakkak bir şey yapmalıydım. Bu belki bir kısa film de olabilirdi ama dans oldu. Geçmiş yıllarda insanlık neler neler atlattı. Ne savaşlar ne barbarlıklar gördü. Şu an her şeyimiz var ve biz uzakta olmamıza rağmen bu röportajı bile gerçekleştirebiliyoruz. Ben sağlığım yerinde diye şükrediyorum. Şükrettiğim için bu enerjiyi bulabiliyorum. Benim formülüm: Farkında ol, şükret ve hayata gül.

Hayat her ne kadar öznel ve benzersiz bir macera olsa da kırılma noktalarıyla sürekli değişen dinamik bir yapıya sahip. Fırat Çelik’in hayatındaki kırılma noktalarında neler yaşandı?
Hayat önüme bir şey çıkardıysa muhakkak bir anlamı vardır diye düşünürüm. Yaşadığım en son kırılma noktası: Dokuz sene sonra İstanbul’dan Paris’e dönmem diyebiliriz. Eğer Paris’e yeniden döndüysem burada öğreneceğim birçok şey var anlamını çıkarıyorum. Ayrıca burası benim evim. Bir sonraki kırılma noktam da İstanbul’a dönüşüm olacaktır diye düşünüyorum. Ben kırılma noktalarını negatif olarak yorumlamıyorum. Her seferinde kabuk değiştiriyoruz, yenileniyoruz diyebilirim.

Birini gördüğünüz anda yani ilk bakışta, o kişinin nasıl biri olduğuna hangi kriterlere göre karar veriyorsunuz?

İnsanları tanımadan yargılamam ama sezgilerime çok güvenirim. Çünkü sezgilerim aşırı kuvvetli. Bir bakış, bir mimik, belki yürüyüş tarzı… Direkt bir radar gibi sezerim. Sezgilerime güveniyorum; çünkü iç sesimle sürekli iletişim halindeyim. Herkes bir şeyler söyler ama en doğrusu iç sesin söyledikleri. Kolay olmasa da her zaman onu dinlerim ve dinlediğim için pişmanlık duymam.

Yeni tanıştığınız biri sizin nazarınızda ilişkiye 100 puanla mı başlar; yoksa sıfırla mı? Size göre, zamanla kredi tüketmek mi yoksa puan toplamak mı daha cazip?
Kesinlikle sıfırla başlar. Yeni bir maceradan, yeni bir yoldan 100 puan olmasını bekleyemezsin. O yüzden ‘zamanla puan kazanması’ diyebilirim.

Eleştiri aldığınız anda ruhunuz bunu nasıl bir duyguya dönüştürüyor?
Eleştiri beni bir anda sarsabilir. Ne kadar kendime güvensem de bazı konularda eleştiriye mesafeli duruyorum. Çünkü ilk etapta üzülüyorum. Sonra da değerlendirmeye başlıyorum. O değerlendirme de beni başka bir yere götürüyor. Kendime karşı dürüst yaklaşıyorum; ‘mış’ gibi yapmıyorum. Üzüldüysem üzüldüğümü kabul ediyorum. Üzüntüme anlayış gösteriyorum.

Peki ya, iltifatlar... Onları nasıl karşılıyorsunuz?
Şahane! İnsan mutlu olmaz mı ya? İltifatlar her zaman gelsin… Ben ne yaptığımı bildiğim için tüm iltifatları kucaklıyorum. Hayat hep böyle pozitif olsa keşke.



Almanya’da doğdunuz, Fransa’da büyüdünüz ve sonrasında da uzun yıllar Türkiye’de yaşadınız. ‘Beni ben yaptı’ dediğiniz tecrübeleri, zorlukları yaşadığınız yer neresi oldu, kendinizi en çok nereye ait hissediyorsunuz?
Fransa’da büyüdüğüm için hayata tek bir renkle bakıyordum. İstanbul maceram, orada geçen dokuz yıl bana çok güzel şeyler kattı. Bir nevi beni olgunlaştırdı diyebilirim. Bazen hayattan dayak yersin ya; tatlı bir dayak hani, bir uyanış. İşte öyle. Paris benim konfor alanımdı ama ‘hayat sadece bu değil’ diye düşünüyordum. Ben çok maceracı birisiyim. Hayatımda yeni bir şeylerin olması beni heyecanlandırıyor. İstanbul’un ilk zamanları da pek kolay olmadı ama o zorlu dönemden çok şey öğrendim. Hayata daha geniş bakmayı öğrendim. İstanbul bende yeni bir şeyler uyandırdı.

Paris’teki Fırat ile İstanbul’daki Fırat aynı kişiler mi? Bulunduğunuz ortam, durum, kültür veya duygu sizi nasıl dönüştürüyor?
İki şehri de çok seviyorum ama şu paparazzi meselesini saymazsak İstanbul’da kendimi daha özgür ve neşeli hissediyorum. Orada bir rahatlık var. Burada bir işim var ve Paris benim için bir ev. O yüzden daha ciddi ama İstanbul… Oradan daha çok keyif alıyorum.

İyi bir oyuncu olmanın yanı sıra aynı zamanda Paris’te bir restoran işletmeciliği yapıyorsunuz. Bu iş sizin için bir kaçış planı mıydı, yoksa şu anda olmak istediğiniz kişiye daha mı yakın hissediyorsunuz?
Bazen bir mola vermek gerekiyor. Oyunculuk benim en sevdiğim şey ve tabii mesleğim. Bir mola vermek istedim. Kendime ‘benim başka hayallerim var mı?’ diye sordum. 20 yaşındayken madem Paris’teyim ve mutfağı seviyorum, bir restoranım olsun isterdim. O yüzden bu bir kaçış planı değil, gerçekleştirilen bir hayal. Yemek konusunda iyiyimdir, şarap konusunda da iyiyim. Tek mesleğim oyunculuk olmasın, bir ek işim daha olsun istedim. Elbette başarabilecek miyim, altından kalkabilecek miyim diye çok düşündüm. Kolay olmadı ama iyi ki oldu. Hayatımda birçok farklı şeyin olması da beni heyecanlandırıyor. Restoran, oyunculuk ve diğer şeyler… Bu motivasyon beni diri tutuyor.

Oyunculukta seyirciyle aranızda bir rol, bir karakter ve bir senaryo var. Fakat işletmecilikte müşterilerle birebir iletişim kurmak gerekiyor. Sahne, ekran ya da perde gibi bir engel yok. Bu iki farklı mesleği aynı anda nasıl idare ediyorsunuz?
Hizmet sektörü zor bir sektör ama ben restorancılığı tiyatroya benzetiyorum. Hani tiyatroya gittiğinizde perde açılır ve oyun başlar ya… Burada da aynı şekilde. Müşteri içeri girdiği anda perde açılıyor ve sizin dertlerinize, hayatınıza bakmıyor; alacağı hizmete bakıyor. Bir oyun gibi güler yüzle yaklaşmanız gerekiyor. Ayrıca bu sayede birçok insanı seyretme fırsatı buluyorum. Her gelen insan çok özel benim için. Saatlerce izlesem yorulmam. Bu oyunculuğuma da acayip şeyler katıyor. Bir sonraki rolümde mutlaka bu kazanımların etkisi olacaktır diye düşünüyorum.

Hakkınızda yapılan yorumları okurken Michael Fassbender ve Matthew McConaughey gibi aktörlere benzetildiğinizi gördüm. Ancak orijinal Fırat Çelik olduğunuz konusunda hemfikiriz! Fiziksel benzerlikler bir yana; tavır olarak kendinize has bir duruşunuz var. ‘Kendin olma cesaretini göstermek’ diyebilir miyiz buna?
Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum, çünkü en beğendiğim iki oyuncudan bahsediyoruz. Elbette bir mahsuru yoksa ben, ‘ben’ olmaya devam etmek istiyorum. Başkalarına benzemeyi tehlikeli buluyorum. Muhtemelen kendimizi sevmediğimiz için uzaklaşmaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Bir kaçış yolu olduğu için tehlikeli. Özümüze dönmek ve kendimizi sevmek zorundayız. Mesela bu dönemde, Instagram’a bakarak başka hayatlarla kendi hayatımızı kıyaslıyoruz. Bu özentilik. Gerçek değil, bu bir illüzyon. Mesela bana bakıp “Adama bak Paris’te ne hayat yaşıyor!” diyor olabilir. Öyle değil işte, burada neler olduğunu bilemezsin.



Favori filminizi merak ediyoruz… Özellikle oynamak istediğiniz bir rol ya da yerine geçmek istediğiniz bir karakter var mı?
Favori bir filmim yok ama izlediğim her yapımda ‘ben bu rolü şöyle oynardım’ derim. Bana benzemeyen roller isterim... Zıt karakterler olsun ki yaptığım işten haz duyayım. Karaktere yaklaşmak bir yolculuk. Hatta mesleğimde en sevdiğim bölüm. Yeni bir karakterle karşılaştığımda ‘acaba neler yapacağım?’ diye düşünürüm.

Peki yarın ve sonrasında Fırat Çelik’i ne zaman ve nasıl göreceğiz?
İyi bir sinema filminde oynamayı çok isterim. Sinemayı özledim. Televizyondan ziyade dijital platformlara çekilecek bir işte yer almayı da çok isterim. Televizyon için teklifler geliyor ama açıkçası ben mesafeli duruyorum uzun süreli işlere. Burada bir işim ve sorumluluklarım var. En azından başka bir işim daha olduğu için seçim yapma konusunda daha özgürüm. Bir teklif geldiğinde ‘bu projeye ihtiyacım var mı ve beni mutlu edecek mi?’ diye soruyorum. Şu anda henüz plan aşamasında olan bir mini dizi için görüşmelerimiz devam ediyor.  Bir de sürpriz bir düet dinleyeceksiniz. Çok sevdiğimiz bir sanatçının eserini yeniden okuyacağız ve bu beni çok heyecanlandırıyor. Yakın gelecekte yeniden İstanbul’da olacağım muhtemelen.

Olmazsa olmaz
Aksesuar: Güneş gözlüğü
Parfüm: Dior Homme
Kıyafet: Casual parçalar
İçecek: Şarap
App: Instagram
Yemek: Türk kahvaltısı ve çay

Röportaj: Baran Alışkan