Hande Doğandemir

Zevkli, entelektüel, aşık, mutlu, huzurlu ve şu anda kariyerinin zirvesinde bir kadın: Hande Doğandemir...
Röportaj: Sinem Gürleyük
Fotoğraf: Cihan Alpgiray/Rpresenter

‘Güneşi Beklerken’ dizisinin Zeynep’i Hande Doğandemir ekranın en taze, güzelliği ve oyunculuğu ile en dikkat çeken isimlerinden. 28 yaşındaki güzel oyuncuyu yoğun iş temposundan koparıp, İstanbul’un sayfiye bölgelerine götürdük. O güneşin ve doğanın enerjisiyle, biz onun güzelliği ve neşesiyle yenilendik!

Güzelliği ve oyunculuğuyla son dönemin yıldızlarından olan Hande Doğandemir’i yoğun iş temposunda yakalamak olay olmadı! Haftanın altı günü çalışıyor. Kapak çekimi için 
sözleştiğimizde İstanbullular çoktan şehri terk etmişti. Çok mahzun ve yorgun geldi çekime. Sabaha karşı seti bitmiş, beş saat uyumuştu. Yanlış anlamayın huysuz, mutsuz ya da isteksiz değildi. O da bizim gibi çok heyecanlıydı. Kapak karesi için hazırlanıp objektif karşısına geçtiğindeyse hepimizi kendine hayran bıraktı. Profesyonel bir modelden hiç farkı yoktu çünkü. Fotoğrafçımız Cihan Alpgiray henüz tek kelime etmeden ilk pozunu verdi… Gün boyu kıyafetler, saç, makyaj  değişti ama onun enerjisi, gülümsemesi hiç değişmedi. Sıcacık, hayattan zevk alan, yaşadığı anın tadını çıkarıp, sonraki anı keyifle planlayan, zevkli, entelektüel, aşık, mutlu, huzurlu ve şu anda kariyerinin zirvesinde bir kadın o. Hayatında her anlamda doyum yaşadığı bir dönemde olduğunu söyleyen Doğandemir, ‘Güneşi Beklerken’in başarısından ve geldiği noktadan dolayı çok heyecanlı. E, hayatında başka heyecanlar yok mu? Var elbette… Sırılsıklam aşık belli ki şu anda!

Hikayen nerede başlıyor?
Hikayem Ankara’da başlıyor. Orada doğdum, büyüdüm, üniversiteyi orada okudum. Beni ben yapan en önemli noktalardan biri Ankara. O yüzden zaman zaman melankoliğimdir Ankara gibi.

Kaç yaşına kadar Ankara’da kaldın?
Üniversiteyi bitirene kadar diyelim. Son sınıfta Erasmus programıyla Fransa’ya gittim. Ortaokul ve lise boyunca Fransızca eğitim gördüm. Altı ay Lille’de okuduktan sonra Ankara’ya döndüm ve İstanbul’a gelme kararı aldım. Bir kere evden ayrılınca aynı cesaretle yine ‘ben gidiyorum’ dedim, İstanbul’a geldim. 

Anne-baba ne iş yapıyor?
Annem bir kamu kurumundan emekli, babam da banka emeklisi.

Nasıl bir ilişkiniz var?
Tek çocuğum, o yüzden fazlasıyla birbirimize düşkünüz. Şimdi farklı şehirlerde olmak biraz zor geliyor tabii… Sık sık birbirimizi ziyaret edip, her gün mutlaka telefonla konuşuyoruz. Attığım her adımda, aldığım her kararda arkamda olup, destek veren bir aile benimki. Varlıkları benim için en büyük şans.

Nasıl bir çocukluk geçirdin?
Sokakta oynayan nesildenim ben. Sokakta oynayarak geçti çocukluğum… Bebeklerimize evler, elbiseler yapardık. Sanırım bu yüzden hala bir şeyler yaratmadan duramıyorum. Teknoloji bu kadar hayatımızda olmadığı için şanslı çocuklardık galiba.

Sosyolojiden film sektörüne geçiş kararını nasıl aldın?
İletişim sosyolojisi üzerine çalıştım okuldayken. Televizyonculuk ve medya o sıra ilgimi çekmeye başladı. Bunun üzerine İstanbul’a gelip bu alanda bir şey öğrenme ve kendimi geliştirme kararı verdim. Bu sırada hem çalışıp hem oyunculuk eğitimi aldım. Yoğun ve zor bir dönemdi ama iyi ki hepsine katlanmışım. Şimdi tüm bunlara değdi diyebiliyorum.

Hayatınla ilgili karar verirken cesur musun?
Aile yanındaki konforu bırakıp elinde hiçbir şey olmadan başka bir şehirde tek başına hayat kurmak benim için o zaman da cesaret isteyen bir karardı. Şimdi de aynı kararı alabilir miyim bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim insan yaşı ilerledikçe daha garantici olmaya ve mantığını daha çok devreye sokmaya başlıyor.

Kamera arkasında hangi işlerle uğraştın?
Programcılık yapmaya başladım, daha doğrusu önce stajyerlikle başladım işe. Çünkü sıfırdan her şeyi öğrenmem gerekiyordu. Daha sonra rejiye geçtim. En son çalıştığım yerde editör yardımcısıydım ve programların içeriğini hazırlıyordum.

Kamera arkasında çalışırken kamera önüne geçmeyi hayal ediyor muydun?
Ne yalan söyleyeyim bir gün profesyonel olarak bu işi yaparım demedim, hiç o kadar planlı olmadı hayatım. Küçüklüğümden beri hep sahnedeydim; gösteriler, korolar, tiyatrolar... Kamera arkasındaki işimi de hep çok sevdim ama içimden bir ses “Sen bunu denemelisin bunun için bir şeyler yap, çalış, öğren” dedi.