Galiba abartıyoruz

Galiba abartıyoruz

Bebek bekleyen bir kadının her ay koşa koşa ultrason muayenesine gitmesini, bebeğinin ilk vesikalık fotoğraflarını heyecanla herkese göstermesi bizim için alışılagelmiş bir durum. Ama dünyada işler farklı yürüyor.

Yazı: Nilgün Yıldız Konakcı

Hepimiz anne olacağımızı öğrendiğimiz andan itibaren farklı bir telaşın içine giriyoruz. Hangi doktora gideceğim, hangi testi yaptıracağım paniğini yaşarken her kafadan farklı bir ses çıkıyor. Ben de anne olacağımı öğrendiğimde aynı durumları deneyimledim. Doktor seçimi, vitamin takviyesi, o test gerekli mi, bu test yapılmalı mı derken bir de üzerine yurtdışında doğum seçeneği eklendi. Aslında ABD’de doğum ailecek hep istediğimiz bir tercihti. Çocuğumuzun vizesiz özgürce dünyayı dolaşabilmesi, ileriye dönük eğitim tercihlerimiz için idealdi. Böylece 32’inci haftadan itibaren yurt dışındaki doğum maceramız da başlamış oldu.

İlk doktor kontrolü
Amerika’da doğum denilince aklınıza uzay mekiği gibi hastaneler, en son teknoloji ürünü cihazlar geliyorsa şimdiden söyleyeyim yanılıyorsunuz. Çünkü o tür hastaneler ve prenseslere layık karşılamaların bize özgü olduğunu ilk doktor ziyaretinde hemen anlayıveriyorsunuz. Önceden randevu aldığınız doktorunuza gittiğinizde dahi sizi istediği kadar bekletebileceğini hatırlamanız gereken ilk ihtimal. Nihayet size sıra geldiğinde önce sizi bir hemşire içeri alıyor, sırasıyla boyunuza, kilonuza bakıldıktan sonra muayenenin yapılacağı odaya gidiyorsunuz. Buraya kadar her şey normal. Fakat sonra doktorunuz elinde Türkiye’de belki de antika sayılıp tıp müzesine konulacak bir aletle geliyor. Bebeğin kalp atışlarını dinlemek için kullanılan bu aleti karnınıza, aletin diğer tarafını da kulağına dayıyor. Eşimle ben ‘hanimiş bebeğimizin kalbi, hanimiş de organları’ diye beklerken bu durum tabii ki büyük hayal kırıklığı oldu.

Tabii bir de ultrason sorunu var. Bir kere Amerika’nın Alabama Eyaleti’nde (duyduğum kadarıyla diğer birçok eyalette durum aynı) öyle her kontrolde ultrason muayenesine girmek diye bir durum söz konusu değil. Zaten doktor 32’nci haftaya kadar olan ultrason çıktılarımı görünce önce şaşırdı, sonra da “Hayatımda ilk defa bu kadar çok ultrasonu bir arada görüyorum” diyerek espriyi patlattı. O gülerken biz de şaşkın şaşkın ona bakıyorduk.

Ultrason mücadelesini kazandıktan sonra başka bir mücadele başlıyor. Bir kere ultrason için önceden randevu almanız gerekiyor. Çünkü sıra var. Bu arada hemen söyleyeyim; gittiğim hastane küçük bir hastane değil, eyaletin en eski ve en büyük hastanelerinden biriydi. Randevunuzu almayı başardıktan sonra ultrasona girmeyi de başarıyorsunuz. Ama bu defa da ultrasona doktorunuz değil başka bir uzman bakıyor. Sonra çıktınızı alıp tekrar doktorunuzun yolunu tutuyorsunuz. O da şöyle bir baktıktan sonra hamileliğinize kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.

Biz mi büyütüyoruz?
Bu durum ve benzeri başka durumları yaşadıktan sonra aslında şu hamilelik meselesini biz mi çok abartıyoruz diye düşünmeden edemiyorsunuz. Oradakiler bizim gibi renklisi, dört boyutlusu diye düşünmeden doğumu nasıl bu kadar sakin yaşıyorlar diye daha çok düşünmeye başladım. Aklımdaki “Ultrason gebelik kontrollerinin vazgeçilmezi mi?” sorusunu işin uzmanı olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yasemin Çakar Kement’e sordum.

Op. Dr. Kement, soruya şöyle cevap verdi: “Tabii ki ultrason gebelik kontrollerinde çok önemli. Normalde dokuz aylık gebelik sürecinde iki üç kez kullanılmalı. Ultrasonu öncelikle gebeliğin ilk döneminde gebeliği tespit etmek için kullanıyoruz. Bebeğin kalp atışlarını görmede, dış gebelik mi yoksa rahim içi gebelik mi olduğunu ve bebeğin canlı olup olmadığını anlamada ultrasondan yararlanıyoruz. Gebeliğin altıncı ayında bebeğin gelişiminin, amniyon sıvısının yeterli olup olmadığını görmek için kullanılıyor. Bir de doğuma yakın son haftalarda yine bebeğin pozisyonu, kilosu, normal doğuma uygun olup olmadığının tespitinde ultrasondan yararlanmakta fayda var. Cinsiyete ise eğer ailenin talebi varsa dördüncü ayda bakıyor ve bebeğin pozisyonu uygunsa yüzde 90 öğreniliyor.” Bazı aileler ise çok evhamlı oluyor. Bebek hareket etmiyor ya da az hareket ediyor diye ultrason muayenesi isteyebiliyor. Böyle durumlarda da ultrason cihazı ile bebeğe bakılabiliyor ama Op. Dr. Kement’e göre normal şartlarda, gebelik seyrinde bir anormallik yoksa her ay bu kontrole gerek yok.

İdeal olan ne?
Op. Dr. Yasemin Çakar Kement, “Dediğim gibi sağlıklı bir gebelikte üç defa ultrasona girmek yeterli. Bir de gebeliğin 11.-14. haftasında bebeğin Down Sendromu taşıma riski açısından ikili test dediğimiz, bebeğin ense kalınlığını ölçmek için yapılan bir ultrason muayenesi var. Hiçbir risk faktörü olmasa da Down Sendromu 800’de 1 doğumda görüldüğü için gebelik döneminde tespit edilmesi açısından bakılmasını istiyoruz. Fakat bazı aileler bunu istemeyebiliyorlar, o zaman ısrarcı olamıyoruz. Bebeğin amniyon sıvısının az olması, iyi kilo alamaması, annenin gebeliğe bağlı şeker hastalığı ya da yüksek tansiyonu olması gibi risk yaratan durumlarda ultrasona daha sık başvurabiliriz. Hatta bazen haftada bir bile olabilir. Burada daha çok kar/zarar hesabı devreye giriyor. Evet sık ultrason kullanımını biz de önermiyoruz ancak risk teşkil eden durumları da göz ardı ederek anne ve bebek sağlığını riske atmıyoruz” diyor. Özellikle anne adayı daha önce erken dönemde düşük yaşamışsa üçüncü aya kadar daha sıkı takip edilmesi gerekiyor. Üçüncü aya kadar herhangi bir sıkıntı yaşanmadıysa, takip süreci yine normal seyrinde ilerliyor.