Susma, susturma, anlat, eğit, konuş, paylaş

Susma, susturma, anlat, eğit, konuş, paylaş

Cinsel istismarın önüne geçmek sadece ebeveynlerin görevi değil ama kendini ifade edebilen, cinselliğini tanıyan özgüvenli çocuklar yetiştirmeye gayret edebilir ve çocuklarımızın bize dolaylı da olsa anlatmaya çalıştıklarını, gözümüzü kulağımızı dört açarak dinleyebiliriz.

Yazı: Nilhan Bora Sapmaz

Son yılların en çok konuşulan, tartışılan, insanları okurken yıpratan haberler, çocuklara yönelik cinsel istismar hakkındaydı. Türkiye’deki çocuğa yönelik cinsel istismarın yüzde 75’i ebeveynler, yüzde 15’i akrabalar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu suçlara yönelik caydırıcı cezalar ya da başka birçok konu eleştiriliyor. Fakat biz bunları bir yana bırakıp, her şeyin başında çocuklarını istismardan korumak isteyen ailelere yönelik bir haber hazırlamak istedik ve uzmanların görüşlerine başvurduk.

Klinik Psikolog Duygu Karaer, her şeyden önce güvenli bağlanmanın önemine dikkat çekiyor. “Çocuğun, bakımverenin şefkati ve korumasıyla çevrelendiğini bilirken, aynı zamanda da dünyayı keşfedebilecek kadar alana ve özerkliğe sahip olduğunu hissetmesi çok önemli. Çocuk tehlikeleri de tanımalıdır ki baş etme yollarını geliştirebilsin, kendini korumayı öğrensin” diyen Karaer, açık ve güvene dayalı bir ilişki kurmanın da ikinci derecede önemli olduğunu söylüyor. Çocuğunuzun size her şeyi korkmadan, utanmadan anlatabileceği bir ilişki kurmaktan bahsediyoruz. Çocuk hassas bir konuyu sizinle paylaştığında sizden yardım alabileceğine dair kendini güvende hissetmeli.

İki yaştan itibaren eğitim
Her ebeveynin asla atlamaması gereken konu ise cinsellik eğitimi. Karaer, bu eğitimin çocuklara nasıl verilmesi gerektiği konusunda ise şunları söylüyor: “Cinsel eğitime iki yaştan itibaren başlanabilir. Tıpkı ağzının, burnunun yerini-adını öğretirmiş gibi cinsel bölgeleri de göstererek ve isimleriyle birlikte öğretmek gerekiyor. Bunu da çocuk için daha ‘uygun’ olacağını düşünerek cinsel bölgelere takma isimler takarak değil, bilimsel olarak doğru olan vajina, penis, meme gibi kelimelerle yapmalıyız.” Çocuklara bu bilgiler öğretildikten sonra onun kendini nasıl koruması gerektiğini anlatmak, en önemli noktalardan biri. “Aileden biri dahi olsa, bir sözden veya dokunmadan rahatsız oluyorsa bunu kabul etmek zorunda olmadığını anlatmalıyız. Böyle bir durumda yardım istemek için bağırabileceğini, korkmadan çekinmeden bu kişiye ‘dur’ demesi gerektiğini bilmeli” diyor Karaer.



Kendini ifade eden çocuk yetiştirmek
Seksolog Rayka Kumru, istismarı önlemenin ebeveynlerin görevi olmadığını düşünüyor ve devam ediyor: “Ama çocuklarını; haklarının farkında olan, bilgiye erişebilen, yargılanmadan kendilerini ifade edebilecek bireyler olarak yetiştirerek; dolaylı yönden hem çocuklukta hem de yetişkinlikte olumsuz deneyim yaşama ihtimallerini düşürebilirler. Böylece olumsuz bir duruma maruz bırakılmaları halinde de bu konu hakkında iletişim kurabilme ihtimallerini artırabilirler.” Kumru, cinsel istismar konusunda faillere yönelik sürdürülebilir ve etkili çözümler üretilmesi gerektiğini söylüyor. Aslında yazının başında da söylediğimiz gibi, eleştirilen en önemli noktalardan biri de çözüme yönelik çalışmaların yetersiz kalması. “Yasaların etkili şekilde uygulanması, cinsel istismar cinsellik değil bir şiddet sorunu olduğu için çocukluktan itibaren okullarda bu konuda farkındalık çalışmalarının yapılması, sadece insanlara değil, hayvanlara şiddet eğilimi gösteren kişiler hakkında ciddi tutanak tutulması gibi konulara vurgu yapan Kumru, cinsel şiddetin özünde toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve rol baskısı, öğrenilmişlik, duygu ifadesi/ifade edilemeyişi gibi kapsamlı konularla ilgili olduğunu düşünüyor.

Doğru isimleri kullanın
Ebeveynlerin çocuklarıyla; bedenleri, cinsellik, ergenlik, toplumsal cinsiyet ve ilişkiler konusunda yaşa uygun şekilde sık sık sohbet etmelerinin faydalı olduğunu söyleyen Kumru, bu konuların ‘özel’ değil olağan konular olması gerektiğinin altını çiziyor. Böylece çocukların ebeveynlerine soru sorabilmeleri, sıkıntıda olduklarında ya da desteğe ihtiyaçları olduğunda başvurabilmeleri mümkün oluyor. “Çocuk daha önce bu konuları evde konuşmaya alışık olduğundan, soru sorma ve kendini ifade ihtimali artıyor, kendini anlatacak kelimeleri rahatlıkla bulabiliyor. Bu yüzden bedene doğru isimlerle hitap etmek çok önemli. Bedenin ayıplandığı, utanç ile özdeşleştirildiği ve yasaklar arasına gömüldüğü bir ortamda, istediğimiz kadar ‘kimse sana dokunamaz, bedenin senin’ diyelim, iletişim kanalları açık olmadığı sürece bu kısa bir monoloğun ötesine geçemez; bu da çocukların ne genel sağlığı ve hak algısına katkı sağlar ne de istismara karşı bir önlem oluşturur. Bununla beraber bedenleri ile ilgili duydukları tek şeyin olumsuz olması anlamına gelir” diyor Kumru.

Çocuk işaret verir, uyanık olunmalı
Uzman Klinik Psikolog Serra Serim, ebeveynlerin farklı yaş gruplarındaki çocuklarının cinsel istismara uğradıklarına dair şüphelenmeleri gerektiği durumları şöyle anlatıyor: “Ebeveynlerin her yaş aralığında çocuklarda gerçekleşen duygusal ve fiziksel değişimleri doğru bir şekilde değerlendirmesi gerekir. Örneğin konuşmaya başlamamış, kendini henüz sözel olarak ifade edemeyen bir çocukta duygusal belirtileri takip etmek zordur. Bu dönemdeki çocuklarda fiziksel belirtiler ön plana çıkar. Konuşmaya başlamış ve kendini ifade edebilen çocuklarda duygusal olarak normalin dışında; içe kapanma, güven problemleri, ani öfke patlamaları, daha önce göstermediği utanma davranışı, uyku düzeninde bozulmalar, bazı kişilerin yanında huzursuzluk ve korku, ani irkilmeler, belli bir mekana gitmemek için diretme, kendine zarar verici davranışlarda bulunma, cinsellikle ilgili ani bilgi artışı, oynanan oyunlarda daha önce görülmeyen cinsellik temasının yer alması, aşırı yemek yeme ya da yemeyi reddetme, yaşının gerisinde çocuksu davranışlar göstermeye başlaması, evden ya da okuldan kaçma davranışı, duyusal izolasyon gibi değişimler takip edilmelidir.” Fiziksel olarak ise, ağız ve genital bölgede hassasiyet, ağrı, acı, yanma, renk değişimi, kanama, tuvaletini kaçırma veya tuvaletini yaparken acı çekme davranışının izlenmesi gerektiğini söyleyen Serim, “Bu belirtiler daha önce görülmeyen, bir anda ortaya çıkan ve herhangi bir sebebe dayanmaksızın (boşanma, ebeveyn kaybı, taşınma, ciddi hastalıklar vb.) sürekli olarak tekrarlanıyorsa, istismar konusunun ihtimali üzerinde durulmasında yarar vardır” diyor.

“Medya, çocukların sınırlarını ihlal ediyor”
“Cinsel istismarı konuşmakla kalmayıp, nasıl konuştuğumuzla ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” diyen Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Psikolog Nurgül Öztürk, bu konunun hem medya hem bireyler tarafından ‘istismar’ edildiğine tanık olduklarını söylüyor. Öztürk, medyanın yaklaşımına dair şunları aktarıyor: “Medya; haberlerin daha çok okunması için haberlerde magazinel detaylara ve çocuk fotoğraflarına yer vererek çocukların sınırlarını tekrar ihlal ediyor, şiddet faillerini canavarlaştırarak toplumda öfke ve çaresizlik yaratmaktan öteye geçemiyor. Kimi bireyler ya da kurumlar ‘gündemde’ bir konu olarak gördükleri istismar odağında projeler/kampanyalar yürütürken; cinsel şiddet çevresindeki yanlış inanışları yeniden üretiyorlar. Tüm bu yaklaşımlar çocuğun üstün yararını gözetmeksizin, çocuklara zarar veriyor.” Şimdiye dek farkındalık yaratmak amacıyla, “Cinsel İstismarla Mücadelede Ebeveynlere Düşen Sorumluluklar”, “Neden Çocuklarınızı Başkalarına Sarılmaları İçin Zorlamamalısınız?” ve “Çocuğun Cinsel İstismarının Beyanının Ardından Yapılması Gerekenler” isimli görseller hazırladıklarını ve bu çalışmaların büyük bir ilgi gördüğünü söyleyen Öztürk, şu noktalara dikkat çekmek istediklerini belirtiyor: “Çocuğa inanmak, çocuğa güvenli bir alan yaratmak, ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun istismarın asla çocuğun hatası olmadığını vurgulamak ve yetişkinlere istismarı bildirim yükümlülüklerini hatırlatmak.”

Siz de destek olabilirsiniz
Öğretmenlik yaptığı okulda müdürün altı kız öğrencisine cinsel istismarda bulunduğunu ortaya çıkaran Saadet Özkan’ın kurduğu Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) bu alanda en aktif çalışan derneklerden. Yazımızın başlığına da ilham olan, “Çocuk susar, sen susma!” sloganıyla yola çıkan dernek; çocuk istismarının önlenmesi amacıyla, toplumsal bilinçlenme ve farkındalık projeleri üzerinde çalışıyor. Derneğin en büyük hedefi ise rehabilitasyon merkezleri kurmak. Siz de dernek çalışmalarına maddi ve manevi destek vermek isterseniz bu adresten detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz: ucim.org.tr