Anne oldum, dünya dursun!

Anne sıcaklığı dünyanın en güzel hissiyatı mutlaka ama bir çocuğun gelişimi için de fazlası çok zararlı değil mi?

Sanırım bizim kanımızda var; yani Türk annelerinin... “Açılın ben anneyim” nidalarıyla girişiyoruz her olaya. Dört kolumuz, sekiz gözümüz, tüm korumacılığımız, olanca varlığımızla çocuklarımızın gölgesi, aynası ve hatta kendisi oluyoruz. ‘Karar verme, fikrini söyleme, birey olma hakkı da neymiş? O benim’ diyoruz ve dalıyoruz cenk meydanına. Söz konusu yaşam bir sitede geçiyorsa, çarpı iki, geçmiş olsun.

Anne yarışları hayatın en gerçek olayı. Bazı WhatsApp veli gruplarında da durumlar fena halde karışık. Ve bence olay çocuk merkezli gibi görünse de aslında anne odaklı.

Burada hafifçe espiri ile yaklaştığım bu durumun ciddi bir problem olduğunu düşünüyorum. Babalarda o boyutta görmesem de annelerde çocuk doğurunca otomatik olarak başlıyor. Sebebi belki babanın çalışıyor, annenin çalışmıyor olmasına bağlanabilir bazı aileler için. Ama işe gitmiyor olmak, hayatında çocuktan başka hiçbir şey olmamasına yol açmamalı. Yıllar sonra insanın kendi kendine sorduğu koskoca bir “Ben bu hayatta ne yaptım, neyi başardım?” sorusuna verecek bir cevap bulamaması çok yaralayıcı olmaz mı? Dile getirmese de bu şekilde hissetmek çok ağır bir yük olsa gerek. Hele ki geri getirilemeyecek olan ‘zaman’ varsa karşında. Elbette sağlıklı, akıllı, vicdanlı bir evlat yetiştirmiş olmak çok büyük bir başarı ama emin olun, o çocuk sizin de hayatınıza sahip çıkacağınız bir formülle de aynı şekilde hatta daha da mutlu büyüyebilir.

Çocuğu bir an bırakmamak, her yerde yanında olmak, yediğini saymak, yemediğini ağzına tıkmak, tatilde, okulda, akşam, sabah yanından ayırmamak, düştüğünde çığlıklar içinde koşmak, her kıyafetini seçmek, karar vermesine izin vermemek, çocuğun yaptıklarını, ‘O yaptı’ yerine ‘Biz yaptık’ diye anlatmak (Bugün karnımız ağrıdı, çok çişimiz var gibi), annesinin kolunun altında, sıcacık, en güvenli yerde, çemberin dışına çıkmasına müsaade etmeden büyütmek…

Anne sıcaklığı dünyanın en güzel hissiyatı mutlaka ama bir çocuğun gelişimi için de fazlası çok zararlı değil mi?

Ben çok eleştirildim. Sözle de, gözle de… Söyleyebilen söyledi, söyleyemeyen “E tabii canım, ne güzel” derken gözleriyle “Sen de anne misin, yuh!” dedi bana. Umursadım mı? Hayır!

Sebebi neydi bu eleştirilerin biliyor musunuz? Çocuklarımla yapışık olmamam. Kendime de zaman ayırıyorum, eşime de dostlarıma da. Yurt dışına çıkarken onları götürmüyorum mesela. Çünkü kahvaltıda Paris’te, akşam yemeğinde Londra’da olmak gibi imkan sahibi olmadığımdan, seyahate gittiğimde şehrin her köşesini dolaşmak, keşfetmek, yorgunluktan bitene kadar tadını çıkartmak beni çok mutlu ediyor. En uslusu, sakin ve sessizi olsa bile bir çocukla bunları yapmak olanak dışı, kabul edelim. Birer genç kız olduklarında bu seyahatleri birlikte yapmak için ise çok hevesliyim. Tabii o zaman da onlar arkadaşlarını tercih edebilir. Bunun bilincindeyim, farkındayım, kabul ediyorum. Tercihler ve sonuçları söz konusuysa burada, herkes için geçerli pek tabii.

Çocuklarına ayırdığı kadar başta kendisine de zaman ayırmalı insan. Ayırmalı ki sağlıklı ve mutlu olmalı, kendine ait bir hayatı da olduğunu unutmamalı. Eşine zaman ayırmalı. Evliliklerin çocuktan önce ve çocuktan sonra diye ikiye ayrıldığını ve eşlerin arasındaki aşkın, bağlılığın şekil değiştirdiğini gözlemlemiyor musunuz siz de? Arkadaşlarına, sosyalleşmeye zaman ayırmalı. Ayırmalı ki hayatın devam ettiğini görebilsin. Kendini bitkin, mutsuz, sıkışmış hissetmesin. Hayattan tat alsın. Bu pozitifliği de çocuklarına yansısın. Mutlu, neşeli, sağlıklı bir anneden daha iyisi var mıdır ki?

Hep okuyoruz, duyuyoruz ya, ‘kaliteli zaman geçirmek’ diye bir kavram var. Özellikle de çocukla, onun gelişimi için kaliteli zaman geçirmek önemli.

Peki biz nasıl yapıyoruz? Yaz tatillerinde, iki çocuğumuzla en kaydıraklısından bir tatil köyüne gidiyoruz, vaktimiz ve imkanlarımız ölçüsünde mümkün olduğunca uzatıyoruz tatili. Onların eğlenmelerini, tatilin tadına varmalarını sağlamaya gayret ediyoruz. Bütün bir kış bu tatili anlatıyorlar. Ama mutlaka çocuksuz, baş başa veya arkadaşlarımızla da tatile gidiyoruz. Veya çocuklarımızı anneanne veya babaannede bırakıp akşam yemeklerine, gece eğlenmeye çıkıyoruz. Bu örnekleri çoğaltabilirim. Ama bunları yapıyor olmamız onlarla zaman geçirmediğimiz anlamına da gelmiyor.

Oyunlar da oynuyoruz kurabiye de yapıyoruz etkinlik de. Sonra ben kendi işime odaklanıyorum, onlar da kendi dünyalarına. Kimse ağlayıp zırlamıyor. Alıştılar buna doğal olarak. Her hafta sonu jimnastiğe gidiyorlar, son derece faal bir okul hayatları var, kendi istedikleri her aktiviteye katılıyorlar. Sinemaya, tiyatroya mutlaka gidiyoruz, geziyoruz, yemeğe çıkıyoruz. Ama yapışık değiliz.

Sanıyorum bu sayede daha minik yaştan, herkesin bir hayatı olduğu ve birbirine saygı göstermesi gerektiğini doğal yoldan kavradılar. Tabii kendi hayatlarına ve seçimlerine de saygı gösterilmesini bekliyorlar. Bu anlamda zorlandığım oluyor ama ekstrem durumlar yaşanırsa da yoluna koymanın bir çaresi mutlaka bulunuyor.

Vahşice kendini anneliğe adamış birinin (vahşice derken, çocuğunun bir an yanından ayrılmayan, 7x24 onun hayatını yaşayan bir anneden bahsediyorum), kendinin ve benim anneliğimi şu şekilde kıyaslamışlığı vardır: “Ben anneysem, sen komşu teyzesin!”

Bunu söyleyen için üzülmüştüm çünkü bir hayatı yoktu aslında.
Ve bilmiyordu ki ben ne kadar mutluyum. Çocuklarım ne kadar kendine güvenli, bilinçli, özgür. Ne kadar sevilerek büyüyorlar. Gözlerinin içi parlıyor. Karar veriyor ve sonuçlarını yaşıyorlar. Daha da önemlisi farkındalar. Anne olmadan önce ‘özgür çocuklar büyüteceğim, sırtlarına çantalarını alıp dünyayı dolaşma cesaretleri olsun’ istiyordum. Anne oldum, hala aynı şeyi istiyorum. Bu, benim çocuklarımı sevmediğimi mi gösterir? Hayır, onları o kadar çok seviyorum ki çok büyük endişeler, korkular var içimde. Ama içimde. Gözlerine bakmaya kıyamıyorum, doyamıyorum. Ama biliyorum ki hayat onları mutlu ettiği kadar yoracak da. Kendine güvenli, başları dik, kararlı, mutlu, tereddütsüz ve müdanasız genç kızlar, kadınlar, anneler olsunlar istiyorum.

Başarır mıyım, doğru yolda mıyım bilmiyorum. Aksi de elimden gelmez zaten. Ama tüm bu anlattıklarımla aslında demek istediğim şu ki; anne olunca, hayatlarını bir kenara bırakan kadınlar, bırakın çocuklarınızı rahat, hayatlarınız boyunca onların gölgesi olamazsınız ya da olmamalısınız. Kötü şeyler de yaşasalar, ağlayacakları omuz olun. Kavga ettiğinde gidip o çocuğun annesiyle tartışmayın, çocuğunuzla kavgasının sebebini, sonucunu konuşun. Ödevlerini yapmayın. (Evet bir araştırmada velilerin %73’ü çocuklarının ödevlerinin bir kısmını kendilerinin yaptığını söylemiş. Sebebi ise ödevin çocuk için zor olmasıymış. Kendimizi fena halde kaptırdığımızı düşünüyorum.)

Herkesin çocuğu kendine dünyanın en güzeli. Daha ötesi yok. Ama çocuk doğurduktan sonra her gün, her açıdan çocuğunun fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmak da bu durumun ayak sesleri bence. Durmadan çocuğundan bahsetmek. Hunharca anlatmak, anlatmak, anlatmak…

Çocuklarının anneanne, babaanne, teyze, dayı, hala; her neyse bir yakınında kalmasına müsaade etmeyen ve bunu bir katı kural olarak uygulayan anneler var. Babalar bu konuda sessiz olan taraf. Anneler kural koyucu. Bu neyi sağlıyor merak ediyorum mesela?

Ben yine kafamda deli sorularımla Uzman Psikolog Buse Köksal’ın kapısını çaldım ve bu konudaki fikirlerimi, yaşadıklarımı anlattım. Benim bencil davranış/doğru davranış oranımı bir masaya yatırmasını rica ettim. Bakın o bana neler anlattı:



Onlara fırsat verin
“Bu konu bizim toplumuzda aslında uçlarda yaşadığımız bir konu. Bu sebeple sözlerime konuya direkt olarak girerek, ailelerin çocuklarının bir birey olduğunu, yaşına uygun kararlar ve yaşına uygun sorumluluklar alabileceklerini kabul etmeleri gerektiğini söyleyerek başlayabilirim. Çocuğun yapabildiği şeylerin farkına varabilmesi için büyüdüğünü hissetmesi gerekiyor. Ebeveyn olarak bu fırsatları onlara vermezsek, toz pembe bir dünya yaratmaya çalışıp ‘Ah çocuğum üzülmesin, bu onu çok üzer…’ diye düşünürsek veya çözüm yolunu hep anne-baba olarak çocuğa bizler sunarsak bağımlı çocuklar yetiştirmemiz olasıdır. Peki bağımlı çocuk yetiştirince ne olur? Çocuğumuzun özgür bir birey olmasını engellemiş oluruz. İleride yaşayabileceği zor durumlar ile nasıl başa çıkacağını bilmediği için birinin onun için yaşadığı zorluğu çözmesini bekleyen, ayakları üzerinde durmayı başaramayan, kendini ifade etmekte zorlanan ya da aslında ona göre doğru olmayan bir durumu kabul eden,  özgüveni olmayan bireyler yetişebilir.

0-6 yaş çocukların fiziksel, zihinsel, sosyal, dil ve kişilik yapısının oluştuğu ve ileriki yaşlardaki tutumlarını oluşturduğu bir yaş dönemidir. Bizler çocuklara bu becerilere sahip olmaları için fırsatlar vermeliyiz. Benim de en çok rastladığım durumlardan biridir sizin özellikle belirttiğiniz konuşma şekli; “Biliyor musun biz hasta olduk veya bugün biz biraz üzüldük çünkü arkadaşımız oyuncağımızı aldı!” Bu çok açık bir şekilde çocuğun adına karar vermekten ve onun adına konuşmaktan başka bir şey değil aslında. Hasta olan çocuk, üzülen çocuk, oyuncağını alan da çocuğun arkadaşı. Öyle değil mi?

Anneler ve babalar çocukların ilk oyun arkadaşları olsalar da bir süreden sonra çocuklar kendi boylarında, kendi bedensel ve zihinsel gücünde olan çocuklarla oynama ihtiyacı duyuyorlar. Bu normal ve olması gereken bir durum, çocuk kendi yaşıtlarıyla sosyalleşiyor, oyunlar oynuyor , birbirlerinden olumlu ve olumsuz süreçleri deneyimliyorlar. Çocukların arkadaşlarıyla oynamaya ihtiyaç duymaları gibi, anne-babanın da kendi arkadaşları ile zaman geçirmeye ihtiyaçları var. Anneler kendine zaman ayırmalı ve bunun için vicdan azabı yaşamamalılar. Çocuğunuza ayıracağınız bütün bir gündense onunla sizin de belirttiğiniz gibi kaliteli zaman geçirmek çok daha etkili ve özel olacaktır. ‘Kaliteli zaman’ kavramını aynı oda içinde beraber olup da annenin iş yapması, babanın telefona bakması bir yandan da kızıyla/oğluyla lego yapması olarak düşünmeyin. Kaliteli zaman dediğimiz çocuğunuzla geçirdiğiniz zaman kaç dakika olursa olsun ruhen ve bedenen, tüm konsantrasyonunuzla çocuğunuzla olmanız demektir. Birlikte geçireceğiniz bu zamanı da çocuğunuza ne yapmak istediğini,, “Legolardan beraber ev yapalım mı?” ya da “En sevdiğin şarkıyı açıp dans edelim mi?” gibi sorarak onun planlamasını sağlamanızı da önerebilirim. Böylece liderlik, oyun kurma, planlama yapma vasıflarının da gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Anneler, bebek aileye katılmadan önce olan yaşamlarını bebekten sonra sürdürmekte zorlanınca ve ‘mükemmel anne olmak’ arzularından dolayı kendilerini sadece çocuklarına adayabiliyorlar. Bu süreçte tabii ki hem eşlerine destek olmak hem de bebeğin babaya olan ihtiyacının giderilmesi konusunda erkeklerin de rolü çok önemli. Eşlerin bu aşamada birbirlerini anlayabilmeleri ve ‘anne-baba’ olabilmek dışında ‘karı-koca’ ilişkisini yürütebilmelerinin de sağlıklı olduğu görüşündeyim. Minimum da olsa eskiden yaptıkları aktiviteleri yapmak, beraber yemeğe çıkmak, dertleşmek, çocuk dışında farklı bir gündem hakkında konuşmak, herhangi bir konuda birbirinden yardım istemek hem anne-baba ilişkisini hem de çocuğun kendi yaşamındaki sosyal duygusal gelişimini de olumlu etkileyecektir.

Son olarak eklemek isterim ki her çocuk aile için biriciktir. Başına kötü birşey gelsin istemeyiz, bunun için de korkular ya da endişeler yaşayabiliriz. Sonuç olarak bu endişe ya da korkularımızı çocuğumuza yansıtma şeklimiz oldukça önemlidir. Zaten çocukları için çok korku yaşayan ya da büyük kaygılar yaşayan ailelerin çocukları da bir o kadar kaygılı çocuklar olurlar. Çocuklar yüzde 70 oranda bizim davranışlarımızdan öğrenir ve hissederler aslında. Sizin, bu anlattıklarınızın ışığında, çocuklarınıza kendi ayakları üzerinde durabilme fırsatı sağlamaya çalışan, özgür bireyler olmaları için onlara yol açan bir anne olduğunuzu düşünüyorum. Bu bizlerin de hep arzu ettiği bir davranış şekli.

Ben bu sefer Buse Hanım’ın yanından onaylanmış olmanın verdiği mutlulukla ayrıldım. Yüzüm gülüyor. Bu değerli görüşlerini paylaştığı için Uzman Psikolog Buse Köksal’a bir de buradan teşekkür etmek isterim.

Peki ya siz nasıl bir annesiniz? Ya da nasıl bir anne olmayı arzu ediyorsunuz? Bunun cevabını dürüstçe verebilir misiniz?

Deniz Çakmakcı
@onbesdakika