Yeryüzündeki cenneti buldum!

Okulların açılmasını fırsat bilip, çocuksuz tatil yapmanın peşine düşen biz Euro’nun oldukça hızlı koşuyor olması da sebebiyle, ilkokul bilgilerimize geri dönerek güzel ülkemizin üç tarafının denizle çevrili olduğunu hatırladık. Ve bu enfes kıyıları değerlendirmeye karar verdik. Son yılların en iyi verilmiş kararlarından biriydi!

Deniz Çakmakcı

Deniz Çakmakcı


Üç gün kaldığım Selimiye’ye ayrı, üç gün kaldığım Bozburun’a ayrı hayran oldum. Eylül ayı ortasında gittiğim bu iki küçük köyü ise asıl şeker gibi Ekim ayında görmemiz gerektiğini söyledi bilenler. Ajandamıza bunu böyle kaydettik. Yaz aylarında oldukça kalabalık olan bu köylerde yaşanan yoğunluk ve kalabalık yerine ilkbahar ve sonbahar döneminde denizin tadını çıkarmak, huzuru ve doğanın sesini dinlemek çok daha cezbedici geliyor kulağa. Özellikle de okulların kapalı olmadığı zamanlar daha da çekici. Tavsiyemize uyup yola çıkacak sizler için ilk küçük turu ben yaptırayım istedim. Okurken size eşlik etmesi için Bülent Ortaçgil’in Bozburun adlı şarkısını da buraya bırakıyorum.
Dinlemek için tıklayın

Selimiye…
Ben Selimiye’yi yaşamadan, Bozburun’u görseydim sıkı bir Bozburuncu olurdum. Ama ben Bozburun’u da çok seven bir Selimiye aşığı olarak döndüm bu tatilden. Önden bunu itiraf edeyim. Denizin rengi bile başlı başına şiir gibi. Mavinin, yeşilin ve hatta grinin her tonu. Bir fotoğrafı alıp onlarca filtreden geçirmişsiniz gibi renkler. Benim gibi uyanamayan birinin gündoğumunu seyretmek için sabahları saat kurmasına annem dahil kimse inanmadı. Ama bunu müthiş bir keyifle yaptım.



Şimdi gözlerinizi kapatın, dümdüz ama dümdüz bir deniz düşünün. Göz yanılsaması gibi. Şeffaf, dümdüz bir deniz. Etrafınız 360 derece dağ. Sessizlik. Güneşle uyanıp, otelinizin iskelesinde tekrar uyuyabilir, harika bir köy kahvaltısından sonra yüzebilir, bir masalın içindeymiş gibi rüyalara dalabilir, bol bol okuyabilirsiniz.



Tekne turu mutlaka yapmanız gereken bir diğer aktivite. Şener Kaptan’ın teknesini öneriyorum. Teknelerde müzik çalmıyor bunu da belirteyim. Otelinizin iskelesinden alınıp bırakılıyorsunuz, enfes koylarda yüzüyorsunuz. Sığ Liman, Cennet Koyu, Akvaryum, Bencik Koyu, Aşk Adası, Amerikalı’nın Yeri görmeden, yüzmeden dönmeyin diyeceğim rüya gibi koylar.



İşletmelerin tamamı ve esnaf müthiş güleryüzlü ve hoş sohbet. Çoğu büyükşehirin kaosundan sıkılıp gelmiş ve yerleşmiş kişiler. Büyük otellerin köye girmesine karşı duruyorlar ve bugüne dek bu engellenebilmiş, umuyorum ki hiç gerçek olmaz.



Bizim kaldığımız Kapri Butik Otel biraz daha köyün sonuna doğru. Bu sebeple önünden yürüyüş yapan insanlar geçemediğinden daha da sakin. Kendine özel uzun bir iskelesi var (her otelde bu yok) ve kaldığımız ağaç evin denize uzaklığı, evden çıkınca daha ikinci gözümü açamadan kendimi denize atabileceğim bir mesafe.



Selimiye’de oteller daha çok oda-kahvaltı. Akşam yemeği için çok güzel alternatifler var. Kendinizi denizden çıkartabilirseniz giyinip merkeze doğru yürümeye başlayabilirsiniz.

Güneş arkada battığından çabuk gözden kayboluyor, göremiyorsunuz. Ve deniz, güneş gittiğinde inanılmaz bir renge daha kavuşuyor. Şiir mi yazsanız, şarkı mı, oturup ağlasanız mı kahkahalarla gülseniz mi öyle değişik bir şey ki bu doğa, insana sakinlik veriyor. Dur diyor, yavaş ol, koşma, zaman senin, yaşam senin, nefes al!

Bozburun…
Bozburun Selimiye’den biraz daha büyük bir köy ve Selimiye’den uzaklığı 20 dakika. Arabayla gidilebilen yere kadar sıra sıra oteller var. Devamında ise arabayla ulaşımın olmadığı bir tık daha lüks oteller yerini almış.



Bozburun’daki otellerde genel olarak akşam yemeği dahil.  Biz Pembe Yunus Bozburun'un teras odalarından birinde kaldık. Otel güzel ama asıl denizin üstünde hissiyatı veren terasın ortasındaki yatak vurucu darbe. Uzansan tutacakmışsın gibi yıldız örtüsünün altında uyumak paha biçilebilecek bir deneyim değil.



Bozburun’da deniz Selimiye’ye göre daha lacivert. Daha derin hissi veriyor insana. Huzur baki, sessizlik baki. Kaldığımız otelin iskelesinde günün her saati o kadar güzel müzikler çalıyordu ki Shazam’ı elimden düşürmedim.

Köye doğru yürüyünce yine butikler ve takıcılar, köy kahvesi, güler yüzlü esnaf, mutlu insanlar göreceğiniz şeyler. Ha bir de Tarık Tarcan var. Artık burada yaşadığını bir süre önce bir röpotajda okumuştum, gayet Bozburun’lu olmuş, güler yüzle herkesle konuşuyor. Mutlu görünüyor. Zaten bence Bozburun başlı başına mutlu olma nedeni oluyor azıcık da olsa orayı yaşayana.



Bana da oldu.
Ve her güzel şey gibi tatil bitti.
Enfesti.
İçime sindi.
Mutlu etti.
Huzur verdi.
Sakinleştirdi.
Dinlendirdi.
Gülümsetti.
Doyurdu.

Seneye ise Ekim ayı için planlarıma girdi.
Bu ayı tatille değerlendirme şansı olanlar için ise orada en güzel hali ile sizleri bekliyorlar.
İyi tatiller!

Yemek…
Selimiye’de size önerebileceğim enfes yerler var. Bunlardan ilki elbette hemen hemen her Selimiye yazısında rastlayacağınız Sardunya. Aldığı tüm övgüyü hakediyor. Ancak Selimiye’ye gideceğiniz ve Sardunya’da yemek istediğiniz kesinleştiği anda arayın ve iskelede, denizin hemen yanındaki masalarda yerinizi ayırtın. Zira Sardunya’da yer bulmak sezon dışında dahi oldukça güç. Önünüze gelen her şey bir lezzet şöleni yaratıyor. Sardunya’dan sonra bizi güleryüzlü servis elemanları sayesinde deneyelim diyerek oturduğumuz S.U.P’ta da çok memnun kaldığımız bir yemek yedik. Özellikle bir yandan yemek yiyip diğer yandan hemen ayağımın yanındaki merdivenden denize girip girip çıkmak ve çeşit çeşit balıkla oyunlar oynamak harika idi. Bu kadar rakı-meze-balık üçlemesinden sonra bir akşam da farklı lezzetler deneyelim diyerek bir araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan Delice de son derece isabetli bir seçim oldu. Şarapta karides, yeşil elma sosunda levrek marin, pesto soslu hellimli patlıcan, kadayıflı mücver ve buz gibi şarap ile yine midemiz de ruhumuz da gözümüz de bayram etti. Burada bir not; köyde fırın olmadığı için işletmeler kendi ekmeğini yapıyor. Yuvarlak, büyük bir simit gibi, tok toki çok lezzetli bir ekmek.



Tatlı için Paprika’nın enteresan tatlılarının her biri değişik, şaşırtıcı lezzette. Pamuk şekerli çilekli limonata dillere destan, Guiness biralı ve bitter çikolatalı kup benim favorim.



Bu lezzetlerin yaratıcısı ve Paprika’nın sahiplerinden  Sedat bu değişik tatları keşfediyor olmaktan ve beğenilmesinden çok mutlu. Her biri birbirinden mükemmel, perfect, perfecto, perfetto, perfekt, parfait…

Bozburun’da ise yemek için Filika’yı hiç düşünmeden öneriyorum. Güleryüzlü çalışanları, lezzetli yemekleri ve özellikle de karides ahtapot güveçi ile tartışmasız denemelisiniz. Akşam olmadan acıkmanız halinde ise size önerebileceğim tek yer Bueno Vista. Filika ile aynı sırada, minik balkonuna oturun, bir akşam üstü rakısı söyleyin. İşletmecisi Cumali abinin enfes karışık salatası ve sac kavurmasını deneyin. Unutulmaz bir deneyim olacak, emin olun!

Ve bomba bir lezzet daha var Bozburun’da. Limon Ağacı’nın sütlacı. Buz gibi, tam bir anneanne lezzeti. Üstüne de tarçını ektiniz mi, tamamdır. Dondurma koydurup koydurmamak size kalmış ama bu sütlacı denemeden dönmeyin…



Sevgiler,
Deniz Çakmakcı
@onbesdakika