Turuncu bir orta çağ şiiri Midilli

Yakın ama uzak, Avrupalı ama değil! Yunan Adaları içinde yazın en keyif alınacak adalardan biri kesinlikle Midilli!

İlk kez gördüğüm yerleri bir insanmış gibi tanımlamayı seviyorum. Bu, benim için orayı içime işlemenin, daha çok hatırlamanın bir yolu. Midilli nasıl biri derseniz uzun saçlarıyla başakların arasında duran, sıcacık gülen, sakin, kendine has, huzur verici güzelliği olan bir kadın derim. Bu turuncu saçlı kadın deniz kokuyor ve güneşe benziyor. Aslında bu daha çok Molivos için tanımlamam. Zira dünyada bilinen adı ile Lesvos, bizim taktığımız isim ile Midilli, Yunanistan’ın en büyük üçüncü adası. Birbirine çok da yakın olmayan köy ve kasabalarla dolu. Biz Küçükkuyu’dan feribota binip Petra’ya geçtik. Petra nefis ama kalabalık bir sahil köyü. Ben ise kalabalıktan çok hoşlanan bir tatilci değilim. Bu sebeple burada çok vakit geçirmeyip devam ettik ve taksiyle beş dakikada benim gönlümün kraliçesi Molivos’a vardık.



Arnavut kaldırımlı daracık yolları, her birinden nefis Yunan şarkıları duyulan büyük avlulu minik evleri, güler yüzlü halkı, en tepedeki enfes gün batımı manzaralı kalesi, renkli tahta kapı ve panjurları, hele ki o leziz yemekleri ve güneşin batarken her yeri turuncuya boyaması... Ahh kalbim Molivos’ta kaldı!

Molivos’ta limandan kaleye dek yan yana sıralı kafe-restoranlar var. Öğlenleri bir Yunan klasiği olarak pita yemeyi iple çektim. Pita, bizim minik tırnak pide gibi bir ekmek. Ekmeği ikiye kıvırıp içine tercih ettiğin malzemeyi dolduruyorlar. Siz de parmaklarınızla birlikte yiyorsunuz. Akşamları ise limanda Octopus ve Misirlou, kaleye çıkan yolda enfes manzaralı Molivos Star ve Gatos yemek için tercihimiz oldu, sonrasında da akşama Beer Pirates’ta devam ettik. Ancak eminim ki hangi restorana girerseniz girin memnuniyetsiz ayrılmazsınız. Özellikle ahtapot, karides, Yunan salatası leziz combo üçlüm. Yediklerimi anlatacak kelime bulmam çok mümkün değil. Bu sebeple zorlamıyorum.



Avrupa’nın çoğu yerinde görmediğim zevklilikte, tarz sahibi, el işinin ön planda olduğu butikler var. Ben turistik hediyelik eşya dükkanlarından koşar adım kaçıyorum. Molivos’ta kaleye çıkan yokuşta bunlardan var; fakat o nefis ara sokaklarda bir sürpriz gibi minik handmade butik mağazalar karşınıza çıkıyor. Mutlaka göz atın derim.

Skala Eressos 
Beş günlük Midilli seyahatimizin iki gününde kiraladığımız araba ile bir gün Skala Erossos’a, bir gün de Plomari ve Mytilini’ye gittik. Bunların arasında özellikle gitmenizi önereceğim yer Skala Erossos.

Bu seyahatteki tek alışverişimi burada minik bir tasarım mağazadan yaptım. Aldığım kolyeyi öyle güzel bir kutuya koydular ki, kendimi değerli taşlarla dolu, çok kıymetli bir parça almışım gibi hissettim. En mutlu, en enerjik ve pozitif olduğum yerler kendimi iyi hissettiklerim.

Ne yaparsan yap, bir yerinden farklılaştırıp, güler yüz, özen ve emek ekleyince bence tadından yenmez oluyor.

Yaşadığı M.Ö.6. yüzyılda özgür düşüncenin sembolü olan, erkek egemen sistemin karşısında duran ilk feminist olarak bilinen şair Sappho, Eressos’ta doğmuş. Sappho tüm dünyada kadınlar arasındaki aşk ile simgeleşen yaşamından ötürü lezbiyenliğin tanrıçası olarak da görüldüğünden her sene eylül ayında burada, Sappho anısına bir de ‘Kadınlar Festivali’ düzenleniyor (International Eressos Women’s festival-Sappho Women).

Ayrıca Eressos’ta plajda yürüyüşe çıkarsanız, çıplak güneşlenen insanları da görebiliyorsunuz. Önce bakmaya utanıyor, sonrasında onların son derece doğal davranışlarını görünce bir çıt normalleştirebiliyorsunuz. Ben böyle, topluca bir çırılçıplaklığın bana itici geldiğini fark ettim. Her şeyin dozunda, yerinde güzel olduğuna inanıyorum ama işte o doz ve yer meselesi insandan insana, kültürden kültüre değişiyor. Halletmemiz gereken mesele de bu zaten!



Plomari ve Mytilini
Ertesi gün rotamız, turkuaz denizi ile ünlü Plomari oldu. Gerçekten de adada yüzdüğüm en güzel deniz Plomari’deydi. Pırıl pırıl suyu diğer yerlere göre sıcak da denilebilir. Ayrıca burası uzo konusunda da bir marka. Ünlü uzo Barbayanni’nin fabrikası burada. Gittiğinizde size müzeyi gezdiriyor ve sonra fabrikada üretim ve içimle ilgili minik, tatlı bilgiler veriyorlar. Ayrıca kasabaya özel ürettikleri bir uzoları daha var.

Buradan sonra gittiğimiz yer olan Mytilini ise çok daha büyük ve kalabalık. Diğerleri gibi minik kasaba olma havasından uzak. Adanın başkenti denilebilir. Ayvalık’tan binilen feribotla buraya geliniyor. Ama bu yazıda önerilen bir yer olmadığını özellikle belirtmek isterim. Büyülü Yunan Adası havasını alıp götürebilir. Hızla uzaklaştık.



Son olarak...
Adaya gitmek için Çanakkale’den bindiğimiz feribottan 1 saat 45 dakika sonra Yunanistan’da indik. O kadar yakın ki bize. Arabada radyonun en net çektiği kanal Power Türk’tü dersem yakınlığın derecesi daha net anlaşılır. Ama bir o kadar da uzak. Bana, güzel Bozcaada’mı andıran o dağ yollarında ilerlerken, havadaki nefis kokuyu içime çekip bu çok yakın topraklarda esen medeniyet, özgürlük rüzgarlarının bizim kıyılara da bir an önce ulaşmasını diledim.

Yaz bitmeden bir fırsat yaratıp bu minik ama etkileyici rotayı yapabilmenizi umuyorum. Bu seyahate, sadece güneşin ağustos ayında adayı turuncunun hangi tonuna boyayacağını görmek için bile gidilebilir.

Şimdiden keyifli bir tatil dilerim!