Bu bir Sığacık yazısıdır!

Bir yer hayal edin. Koşturma yok. Yüksek ses yok. Televizyon yok. Trafik yok. Apartman yok. Korna yok. İstemezsen haber yok.

Deniz Çakmakcı

Deniz Çakmakcı


Sükunet var. Düşünmek var. Özgür çocuklar var. Alabildiğine kum var. Bakarak ömrünü geçirebileceğin bir deniz var. Muhabbet var. Güzel müzik var.

Hayat yine akıyor. Bize yaşatılandan da kendi kendimize yarattığımız kaostan da uzakta, kendimize yakıştırdığımız üstümüze giyindiğimiz tüm ünvanlardan soyunmuş, herkesin eşit olduğu hep hayalini kurduğumuz bir mini dünya burası.

Bu yazın şanslılarındandım. Bolca tatil yapma fırsatım oldu. Ama tatil mevzusunda altın vuruşu en sonuncusunda yaptım.

Sığacık’ta sığındım!


Sığınmaya mı ihtiyacın vardı diyebilirsiniz. Ben de bilmiyordum ama fena halde varmış. Ruhum yorgunmuş ve bu kolaylıkla geçecek bir şey değilmiş. Ruhunun neye ihtiyacı olduğunu bulmak gerekliymiş o iç huzuru için, ben buldum. Adını yeni nesil kelimelerle de süsleyebiliriz meditasyon, detoks, farkındalık gibi ama benim sözlüğümde bunun adı “sakinlik”!

En son ne zaman koşturmadınız? Zamanın çabuk geçmesinden, hiç bir şeye yetişememekten yakınmadınız? Ama sadece trafikti, şehrin kaosuydu falan gibi değil, adına tatil denen lüks tatil köyündeki açık büfede oradan oraya savrulmak da bu koşturmaya dahil. Ya da şöyle sorayım, başını alıp gidenlere özenmediğiniz oldu mu? İşini bırakıp bir başka şehire taşınarak bambaşka bir işle mutluluğu yakalayanların röportajlarını okuyup kıskanmadınız mı? Herkesin aynı tarz cesaret göstermesi çok mümkün değil. Hayatın şartları ve beklentiler insanları çekiştiriyor çoğu kez. Ama gördüm ki nefes almak mümkün-müş arada. Gerçekten de “nefes” almak.


Nefes almak…

Öyle oksijeni çekip bırakmak değil. Dolu dolu içini dolduran nefes almak. Huzur nefesi, mutluluk nefesi, sakinlik nefesi, etrafı dinlemek nefesi, kendini dinlemek nefesi, birey olmak nefesi, birisi olmak nefesi…

Zor bir kış oldu. Toplumca yaşadığımız sıkıntıları gören birisiyseniz daha da zor. Umursamayan için ise zaten kendi insanlığı adına zor, onun için yapılacak bir şey kalmamış. Bakınca herkes masum. Hepimiz iyi niyetli, suçsuz.

Herkesin dilinde bir “gitmek” meselesi. Ama öyle böyle bir gitmek değil. Başka memlekete gitmek, “kaçmak”! Nerede ev alırsak vatandaşlık verir, neresi iş imkanı sağlar, ne kadar para gerekir? Aslında çoğumuzun bir şey yapacağı, yapabileceği yok. Oturuyoruz işte. Ama sadece oturmak da yetmiyor. Bakmak, görmek, hissetmek de gerekli. Sevinci de acıyı da. Yaşıyorsak her beraber. Nefes alacaksak hep beraber.

Mona Lisa’yı sosyal medyada gördüğü “caps” lerden hatırlayan gençler yarışıyor televizyondaki yarışmalarda artık. Üç bakan adı sayamayacak gençler, Şeyma Subaşı’nın kaç ayakkabısı olduğunu bilir durumda. Şort giymek cesaret isteyen bir mevzu, çocuk tecavüzleri almış başını giderken ses çıkarmayanlar ünlü bir paçozun ensest ilişkisi ortaya çıkınca bas bas konuşuyorlar. Ahlak bile magazine bağlı bir borsa gibi.

Çoğu şeyin içi boşaltıldı beyinlerimiz de buna dahil.

Ben dert ediyorum, size de tavsiye ediyorum. Dert edin, üzülün, okuyun, anlayın, tepki verin, yaşamın dışında kalmayın. Boğulur gibi olduğunuzda da “nefes almak” için sığının.


Nereye mi?

Sığacık’a değil. Orası benim sığınağım, memleket büyük, sizlere de bir köşe bulunur elbet.

Siz hele bir niyet edin de!

Sevgiler
Deniz Çakmakcı

@denizkcakmakci